ABD merkezli yayın organlarından Real Clear World’de, ABD Başkanı Donald Trump’ın Pekin ziyareti öncesinde Washington ile Pekin arasındaki güç mücadelesinin ve değişen küresel dengelerin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Trump yönetiminin son dönemde Çin, Rusya, İran ve diğer rakip aktörlere karşı izlediği sert stratejinin ele alındığı analizde, Washington’ın özellikle “eş zamanlı kriz” riskini azaltmaya yönelik hamlelerine dikkat çekildi.
Analizde ayrıca; Venezuela’dan Ortadoğu’ya, Avrupa’dan Tayvan meselesine kadar uzanan geniş jeopolitik hatta ABD’nin attığı adımların, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in stratejik hesaplarını nasıl etkilediğine dair değerlendirmelere yer verildi.
İşte Real Clear World’de yayınlanan analiz:
Trump’ın Pekin ziyareti, görevdeki bir ABD Başkanı’nın Kasım 2017’den bu yana Çin’e gerçekleştirdiği ilk resmi devlet ziyareti olma özelliğini taşıyor. Aradan geçen yaklaşık on yıllık süreçte ise ABD-Çin ilişkileri köklü biçimde değişti.

Bu dönemde Çin’in askeri modernizasyonu ve savunma kapasitesini artırma süreci kesintisiz şekilde devam etti. Pekin yönetimi özellikle Pasifik’te ABD’nin uzun yıllardır sahip olduğu askeri üstünlük marjını daraltmayı başardı. Öte yandan Çin ekonomisindeki yavaşlamaya rağmen; nadir toprak elementleri, kritik mineraller ve bazı ileri teknoloji alanlarındaki Çin hakimiyeti, Washington’ın küresel ekonomik liderliğine doğrudan meydan okuyan bir unsur haline geldi.
Bununla birlikte Trump, Pekin’e indiğinde Şi Cinping’in son 13 yıllık iktidarı boyunca karşılaştığı en güçlü Amerikan Başkanı olarak masaya oturacak.
Saldırgan ekseni ve Washington’ın karşı hamlesi
Trump’ın elini güçlendiren temel unsur, yeniden göreve dönmesinden sonra “saldırgan ekseni” olarak tanımlanan blok üzerine yoğun baskı kurması oldu. Çin, Rusya, İran, Kuzey Kore ve geçmişte Venezuela’dan oluşan bu yapı; kendi bölgelerinde ABD etkisini zayıflatmayı hedefleyen gevşek ama stratejik bir ortaklık şeklinde değerlendiriliyor.

Şi Cinping uzun yıllardır bu eksenin diğer aktörlerini destekleyerek ABD’nin dikkatini ve askeri kaynaklarını Asya-Pasifik’ten uzaklaştırmaya çalıştı. Bu strateji, Washington açısından “eş zamanlı kriz problemi” olarak tanımlanan tabloyu daha da derinleştirdi. Yani ABD’nin aynı anda birden fazla cephede kriz veya savaş yönetmek zorunda kalması riski büyüdü.
Ancak son 15 aylık süreçte Trump yönetiminin attığı adımların, bu ekseni zayıflattığı ve ABD’nin çok cepheli kriz yönetme kapasitesini güçlendirdiği savunuluyor.
Burada Çin açısından temel stratejik hedefin Tayvan olduğu görülüyor. Şi Cinping’in, Çin ordusunun 2027’ye kadar Tayvan’ı askeri olarak ele geçirebilecek kapasiteye ulaşmasını istediği değerlendiriliyor. Pekin yönetimi, olası bir Tayvan harekatı sırasında Rusya, İran veya diğer ortakların farklı bölgelerde ABD’yi meşgul ederek Amerikan askeri kapasitesini bölmesini hesaplıyor.
Venezuela hamlesi ve Batı yarımküresi
Analize göre Trump yönetimi özellikle Batı Yarımküre’de önemli bir stratejik üstünlük elde etti.

“Operation Absolute Resolve” adı verilen operasyon kapsamında Nicolas Maduro’nun devrilmesi ve Caracas’ta Washington’a daha yakın bir yönetimin kurulması, saldırgan eksene ciddi darbe olarak değerlendiriliyor.
ABD tarihsel olarak kendi sınırlarının ötesine güç projeksiyonu yapabilmek için Batı Yarımküre’nin istikrarlı ve kontrol altında olmasına önem veriyor. Maduro yönetimindeki Venezuela ise Rusya ve İran’ın Latin Amerika’daki faaliyetleri için kritik bir merkez olarak görülüyordu. Aynı zamanda Çin ve Küba’ya sağlanan düşük maliyetli enerji desteği karşılığında ekonomik ve siyasi koruma mekanizmaları oluşturulmuştu.
Maduro’nun devrilmesiyle birlikte Washington’ın, kendi yakın çevresinde dikkat dağıtıcı yeni krizlerin oluşmasını engellediği ve odağını yeniden Çin ile Rusya’nın çevresine yöneltebildiği değerlendiriliyor.
Avrupa’daki yeni tablo
Avrupa cephesinde de Washington açısından daha olumlu bir tablo oluşmaya başladı.

NATO üyeleri savunma bütçelerini ciddi ölçüde artırmaya yönelirken; yüz milyarlarca dolarlık yeni kaynak tank, savaş uçağı ve mühimmat yatırımlarına ayrılıyor. Amaç ise Avrupa kıtasındaki caydırıcılığı yeniden inşa etmek.
Öte yandan Rusya’nın Ukrayna’daki savaş temposunun yavaşladığı, uzun vadeli ekonomik görünümünün kötüleştiği ve savaşın Rus toplumunda ciddi yıpranma yarattığı belirtiliyor.
2026 ilkbaharında Ukrayna’nın yaklaşık 400 kilometrekarelik alanı geri alması da son iki yılın en önemli saha başarısı olarak değerlendiriliyor.
Bu tablo, Rusya’nın Doğu Avrupa için halen ciddi tehdit oluşturmaya devam ettiğini gösterse de; NATO ve Ukrayna’nın bu tehdidi yönetme kapasitesinin arttığı ve ABD üzerindeki eş zamanlı kriz baskısının görece azaldığı yorumlarına neden oluyor.
İran krizi ve Epic Fury operasyonu
“Operation Epic Fury” ise eş zamanlı kriz probleminin Washington açısından ne kadar kritik olduğunu ortaya koyan gelişmelerden biri olarak öne çıkıyor.

İran’da rejim karşıtı protestolar büyürken, bölgede en yakın Amerikan uçak gemisinin Hint-Pasifik görev grubundaki USS Lincoln olması dikkat çekti. Analize göre ABD’nin bölgede yeterli askeri varlık bulunduramaması, İran yönetiminin kendi halkına yönelik sert müdahalesini engelleyemedi ve yaklaşık 36 bin kişinin öldürüldüğü iddia edildi.
Ancak operasyon süreci boyunca ABD’nin İran kaynaklı tehdidi önemli ölçüde zayıflattığı savunuluyor.
Bu durum Çin açısından da stratejik sonuçlar doğurdu. Çünkü Pekin, olası Tayvan senaryosunda İran’ın Ortadoğu’da ABD’yi meşgul etmesini hesaplıyordu. Fakat bugün gelinen noktada İran’ın, Çin’e destek veren güçlü bir ortak olmaktan ziyade; ayakta kalabilmek için Pekin desteğine ihtiyaç duyan yıpranmış bir müttefike dönüştüğü değerlendiriliyor.
Savunma sanayisi ve mühimmat sorunu
Bununla birlikte analiz, ABD açısından hala ciddi sorun alanları bulunduğunu da kabul ediyor.

Özellikle Ortadoğu’daki operasyonlar sürerken müttefiklere verilen destek; Amerikan savunma sanayisinin mühimmat üretim kapasitesindeki eksiklikleri ve endüstriyel altyapı sorunlarını görünür hale getirdi.
Trump yönetiminin talep ettiği 1,5 trilyon dolarlık savunma bütçesi ise; savaş gemileri, savaş uçakları ve mühimmat üretiminde tarihi ölçekli yatırımlar öngörüyor. Amaç, dünyanın kritik bölgelerinde aynı anda varlık gösterebilecek bir Amerikan askeri kapasitesini yeniden inşa etmek.
Bunun yanında “Golden Dome” ve “Drone Dominance” gibi programlara ayrılan kaynaklar da ABD’nin teknolojik üstünlüğünü koruma iradesi olarak değerlendiriliyor.
Analize göre Washington, Çin’in yaklaşık 30 yıldır sürdürdüğü askeri yükselişe ilk kez bu ölçekte sistematik karşılık vermeye başladı.
Pekin’de kritik pazarlık
Trump ve Şi Cinping’in Pekin’de; nadir toprak elementleri, yapay zeka teknolojileri ve ABD-Çin rekabetinin merkezindeki diğer stratejik başlıklarda son derece kritik görüşmeler yapması bekleniyor.

Ancak son bir yıllık süreçte dikkat çeken unsurun, Şi Cinping’in stratejik ortaklarının art arda ağır darbeler alması olduğu vurgulanıyor.
Bu nedenle Trump’ın Pekin’e, önceki yıllara kıyasla daha avantajlı, daha güçlü ve pazarlık kapasitesi daha yüksek bir pozisyonda gittiği değerlendirmesi yapılıyor.
