Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 7 Mart 2026
İran-ABD müzakeresi devam ederken ABD’nin İsrail’le birlikte başlattığı İran saldırısı giderek yayılıyor. ABD Başkanı Trump, anlaşılan o ki savaşı bir bilgisayar oyunu zannediyor. İkinci günün sabahı İran Ruhani Lideri Hamaney ve 46 üst düzey devlet adamını katledince İran’ın hemen elleri havada teslim olacağını zannediyordu. Ama evdeki hesabın çarşıya uymadığı gibi, Amerikan ve İsrail füzelerinin de İran’ı caydırmaya yetmediği de açıkça görüldü.
Bu ifadelerden İran’ın ABD ve İsrail ikilisine karşı zafer kazandığı sonucu da çıkarılmamalıdır. İranlılar ve İran’da diğer lider adayları ABD ve Trump’ın beklediği tavrı göstermediler. Tam tersine, Hamaney’den hoşlanmayan İranlıların önemli bir kısmı bile ABD ve İsrail’in saldırısını “ihanet” gibi görüyor. Daha önceki yazılarımızda da belirtildiği gibi İran, Venezuela değil!
Savaş, Ortadoğu’da İslam dünyası içerisinde genişleyerek yayılıyor. İran, ABD’nin Kuveyt, Irak, Ürdün, Katar, Bahreyn, BAE, Suudi Arabistan ve Umman’daki askeri üslerine füze ve SİHA saldırıları düzenlerken, İsrail de Hizbullah’ın dron saldırılarını bahane ederek Lübnan’ı ateşe vermeye başladı.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma kararı ile de petrol ve doğalgaz fiyatları yükselince, savaşın olası ekonomik tahribatı enerji odaklı ele alınmaya çalışıldı.
Türkiye’yi Hedef Alan Füze ve Azerbaycan’a Dron Saldırısı İran Kaynaklı Olabilir mi?
Bu arada Azerbaycan’ın Nahcıvan Özerk Cumhuriyeti’ne gönderilen iki SİHA ile Irak-Suriye hava sahasından geçerek Türkiye’ye doğru ilerlediği ileri sürülen bir füzeyi önlemek üzere ateşlenen savunma füzesinin bir parçası Hatay’ın Dörtyol ilçesine düştü. Her iki ülke de bu gelişmeyi İran kaynaklı olduğu kuşkusuyla hesap sorarken, İran Türkiye’ye füze fırlatılmadığını, Azerbaycan’a SİHA saldırısı düzenlemediklerini açıkladı.
İran’ın açıklaması yabana atılacak gibi değil. Ne diye Azerbaycan ve Türkiye’yi hedef alsın? Biri kuzeyinde, diğeri batısındaki güçlü komşuları. Üstelik Türk Devletler Teşkilatı üyesi ülkelerle de Hazar Denizi üzerinden komşu… Yani İran’ın Türkiye ve Azerbaycan’ı hedef alması demek, baltayı taşa vurmak gibidir. Üstelik Türkiye NATO üyesi…
Bu arada NATO ülkelerine ait bir gemi tarafından Suriye hava sahasında vurulduğu bildirilen füzeyi düşüren füze parçası Dörtyol’a düşerken, bazı haber kaynakları bu vurulan füzenin 620 km uzaklıktaki Kamışlı’ya düştüğünü ileri sürdüler. Kuş uçuşu en az 400-450 km farklı yere! Eğer buna inanılırsa, o zaman İsrail üzerinde düşürülen füzeler ve füzeleri vuran füze parçaları da Lübnan, Kıbrıs, Ürdün, Suudi Arabistan, Suriye ve Mısır’a da düşebilir demektir? Ancak bu konuda bir haber duyulmadı… Muhtemeldir ki düşürülen füzenin hedefi İncirlik gibi gösterilmek istendi.
Sanki birileri Türkiye ve Azerbaycan’ı da İran’a karşı savaşa mı sürüklemek istiyor. Buna inanan varsa, o zaman İran’ın yerinde olsak kullanılmayan İncirlik üssü yerine şu anda İran füzeleri hakkında bilgileri ileten Kürecik radarı hedef çok daha kolay hedef olabilirdi. Ama Kürecik’e yönelen füzeler Doğu Akdeniz’deki NATO gemileri tarafından düşürülemez…
Tarafların Kritik Mühimmat Durumu
ABD Başkanı Trump, Amerikan silah şirketleri ile toplantısının ardından üstün teknoloji ürünü silahların üretiminin dört katına çıkartma kararı alındığını duyurdu. Buradan da anlaşılacağı üzere ABD bile mühimmat sıkıntısı çekmeye başlamış.
Zaten Körfez’deki ABD üslerinin İran füzelerine karşı savunmayı tam olarak sağlayamayışı, Körfez Ülkelerinden Bahreyn ve BAE’deki bazı rafineri ve havaalanlarının vurulması da bu gerçeği gözler önüne sermiştir. ABD gibi küresel bir güç, daha önce Irak’ı işgal dönemindeki gücünden yoksun olduğu gibi, o gelişmeleri paylaşma konusunda da o dönemin şeffaflığından oldukça yoksun.
ABD tarafından bir diğer hamle de G.W. Bush adlı uçak gemisinin de bölgeye gönderilmek üzere olduğu yönündedir. Anlaşılan o ki ABD, kısa süreli savaştan en azından orta vadeli bir savaşa sürüklenmektedir.
İsrail, her ne kadar Demir Kubbe adlı hava savunma sistemini güçlendirmiş olsa da, hala İran’ın balistik füzelerinin Telaviv’de isabet kaydetmesini durduramamıştır.
Öte yandan son günlerdeki füze saldırılarının sayısındaki azalma da İran’ın füze stoğunun kritik düzeye düştüğünü veya ABD/İsrail saldırıları sonucu vurulan füze rampalarına çokluğunu hatırlatmaktadır.
Buradan da anlaşılacağı üzere tarafların özellikle füze ve füze savunma sistemlerine ait mühimmatta ciddi sıkıntıları mevcuttur.
Hürmüz Boğazı’nın Kapatılmasının Küresel Ekonomiye Etkileri
7 Mart’ta İran yönetimi Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapatılmadığını, sadece ABD ve İsrail bağlantılı tankerlere kapatıldığını açıkladı. Ancak ateş hattındaki bölgeye kimler gitmek ister? Gitse bile bu tankerler sigorta edilebilir mi? Edilirse yüksek maliyet sebebiyle nakledilen ham petrol ve LNG ekonomik değer taşıyabilir mi?
Yukarıdaki sorular dikkate alındığında bölge ham petrolüne ve LNG’sine bağımlı ülkelerin alternatif tedarik yöntemlerini bulmaları gerekecektir. Basra Körfezi’nde tankerler dışında boru hatlarıyla alternatif güzergahlar da mevcuttur. Bunlardan en kısa olanı BAE’de Körfez girişine uzatılan Abu Dahi boru hattından %40 kapasiteyle günlük 1.5 milyon varil petrol sevkedilmektedir. Suudi Arabistan Doğu-Batı Boru Hattı üzerinden %60 kapasite kullanımı ile günde 5 milyon varil petrol Kızıldeniz’e sevk edilmektedir. Irak’ın Kerkük-Yumurtalık hattından da duruma göre günde 0.5-1.5 milyon varil petrol sevkiyatı yapılabilmektedir.
Hürmüz Boğazı’ndan günlük 20.9 milyon varil petrol akışı ile toplam bypass kapasitesi 7.1milyon varil dikkate alındığında, günlük kapsamda 13.8 milyon varil (%66) açık vardır.

Körfez Ülkelerindeki petrol boru hatlarını (sarı renkli) gösteren şema.
Hürmüz Boğazı’ndan Asya, Amerika, Avrupa, Afrika, diğer ülkelere sevk edilen toplam ham petrol (lacivert), rafine petrol ürünü (portakal), doğalgaz (yeşil) ve uçak yakıtı (sarı) yüzdesini gösteren aşağıdaki şemaya göre bölge petrolüne %50’ye yakın bağımlı olan Asya ülkelerinin durumu dikkat çekicidir.

Kaynak: March 5, 2026, https://www.atlanticcouncil.org/dispatches/what-a-middle-east-oil-and-lng-crisis-means-for-china-and-east-asia/
Konu Asya ülkeleri olunca akla hemen küresel ekonomi devi Çin gelmektedir. Center on Global Energy Policy kurumunun 4 Mart 2026 tarihli Çin Gümrük Genel İdaresi (GAC)’ne dayanarak verdiği bilgiler şöyledir: “Çin ham petrolünün %42’sini (günde 4,9 milyon varil) Körfez’den ithal etmektedir. Bunun %14’ü Suudi Arabistan’dan %11’i Irak’tan, %7’si BAE’den, %6’sı Umman’dan, %3’ü Kuveyt’ten ve %1’i Katar’dan ithal etmektedir.”
Öte yandan Çin2022’den beri İran’dan herhangi bir ham petrol ithalatı bildirmemiş ise de tankerleri takip eden analiz firması Kpler, Çin’in 2025 yılında İran’dan günde 1,38 milyon varil (toplam ham petrol ithalatının %12’si) petrol ithal etmiştir.
Ham petrol ihtiyacının %45-50’sini Körfez’den karşılayan Çin, LNG ihtiyacının da %31’ini Ortadoğu’dan (%28’i Katar, kalanı Umman ve BAE) ithal etmektedir. Körfez’e bağımlılığının çok ciddi olduğu dikkate alındığında Çin’in ciddi bir enerji sıkıntısına girebileceği düşünülebilir. Ancak Çin’in bu tür krizleri uzun süre karşılayabilecek bir hazırlık yapmış olduğu ileri sürülmektedir. 2 Mart itibariyle 1.29 milyar varillik stoğu bulunan Çin, 2025 ihtiyaçları açısından 120 günlük (4 aylık) stoğa sahiptir.
Çin’in ayrıca Asya’daki yüzer depoları (46 milyon varilden fazla İran petrolü) ile Ulusal İran Petrol Şirketi’nin Dalian ve Zhoushan limanlarında kiraladığı depolardan da yararlanacağı, Suudi Arabistan ve BAE’nin Kızıldeniz’e uzanan boru hattından da yararlanabileceği ileri sürülmektedir.
Bu bilgilere göre her ne kadar küresel ekonomik güç Çin’in önemli ölçüde Körfez petrolüne bağımlı olduğunu gösterse de, aşağıdaki şemadan da anlaşılacağı üzere Japonya, Güney Kore ve Tayvan’ın çok daha yüksek oranlarda Körfez petrolüne bağımlı olduğu anlaşılabilmektedir.
Lacivert renkle Hürmüz Boğazı’ndan Japonya, Güney Kora, Tayvan ve Çin’e sevk edilen ham petrol yüzdesini gösteren şema:

Bilindiği üzere son yıllarda güneş enerjisi ağırlıklı olarak yenilenebilir enerji üretimine büyük bir ağırlık veren Çin, bu alandaki atılımlarını hızlandırarak enerji bağımlılığını azaltma gayretini sürdürmektedir.
Çin, Japonya, Güney Kore, Tayvan bir ölçüde Avrupa sanayiinin ihtiyacını karşılayan bölgedeki Hürmüz Boğazı’nın “yarı kapalı” durumu, sigorta bedellerinin yükselmesine ilaveten, tanker kiralarının da yükselmesine sebebiyet verecektir. Dünya çapında çok büyük ham petrol tankeri (VLCC) filosunda mevcut 650-700 tankerin normal şartlarda günlük kiralama ücretleri 70.000-100.000 dolar arasında değişirken, kriz dönemlerinde 200.000 doları aşabilmektedir.
7 Mart 2026 tarihi itibariyle ham petrol 91, Brent petrolü 93 dolara dayanırken, doğalgaz fiyatlarında da %60’lık bir artışa yol açtı. Bu durum pek çok ülke gibi kış stokları tükenmek üzere olan Avrupa ülkelerinin çoğunda ek bir baskı oluşturdu.
Sonuç
Savaşın 8’nci gününe girildiğinde tarafların sansür uygulamaları sonucu kayıplarının/hasarın derecesi tam olarak bilinememekte, bu durum tarafların algı yönetimi gayretleri sonucuyla da sosyal medya üzerinden akla hayale gelmedik çeşitli spekülasyonlara sebep olmaktadır.
Trump, İran’ın koşulsuz teslim olmasını ve yönetime gelecek ekibin Venezuela’daki gibi ABD’nin onayıyla gerçekleşmesinde ısrarcıdır. Buna karşılık İran da ABD ile İsrail’le devam eden savaşta ateşkes ilan etmeyeceğini açıklamıştır.
Yeni ve oldukça maliyetli mühimmat siparişi, bölgeye 3’ncü uçak gemisinin sevki, yıllardır Körfez Ülkelerinde kümelenen askeri üslerinin bu ülkeleri İran füzelerinden koruyamayışı gibi hususlar dikkate alınırsa, kendisini uyaran Pentagon’a rağmen İsrail’in dolmuşuyla girilen savaş, Trump’ın istediği şekilde gelişmemiştir. Bu hayal kırıklığı karşısında ABD, İran’daki rejim karşıtı PJAK gibi bazı Kürt kuruluşlarını İran yönetimine karşı harekete geçirme seçeneğini de hesaplamaya başlamıştır. Pek çok olayda görüldüğü üzere bu gruplar, gün gelip ABD’nin yarın kendilerini de ortada bırakabileceklerinin farkında mıdırlar acaba?
Keza, acaba Körfez Ülkeleri bundan böyle ABD’ye güvenmeye (ya da tehdit karşısında boyun eğmeye) devam edecekler midir?
Savaşın uzaması ve ABD’ye asker naaşlarının artarak gelmesi halinde Amerikan kamuoyu da sesini daha yüksek çıkarabilecek, dolayısıyla Kongre de Trump yönetimine karşı harekete geçme ihtiyacını hissedebilecektir.
İsrail’in Lübnan saldırısı ile savaş daha da genişlerken, Türkiye’ye füze parçası düşmesi, Azerbaycan’a dron saldırısı gibi gelişmeler de savaşı yaymak isteyenlerin bir diğer oyunu gibi görünmektedir. Türkiye temkinli sabrını sonuna kadar sürdürmelidir.
Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki yükselme eğilimi, savaşın devamı ve Hürmüz Boğazı’nın kapalılık süresinin uzamasına göre daha da artabilir. Bu durum küresel ekonomiyi olumsuz etkileyecek, muhtemelen ekonomik durgunluğa ve bazı ülkelerde hükümet/rejim değişikliklerine bile sebebiyet verebilecektir.
Türkiye gibi enerji bağımlısı ve Rusya, Ukrayna gibi savaşan ülkelere göre bile enflasyonun daha yüksek olduğu ülkelerde hane halkının üzerine daha büyük ekonomik yükler bindirilecektir. Bu sebeple savaşın bir an önce sona ermesi, ya da Hürmüz Boğazı’nı seyrüseferlere tamamen açılması hayati önemi haizdir. Tabii ki Türkiye gibi güneşi bol bir ülke güneş santralları inşasına daha fazla ağırlık vermelidir.
Savaşın sonunda İran’ın toparlanması için çok ciddi kaynak harcaması yapmasının gerektiği bugünden anlaşılabilmektedir. Bu sebeple İsrail’in savaştan kazançlı çıkacak taraf olduğu söylenebilir.
Öte yandan Körfez dışında petrol/doğalgaz üreten Rusya gibi ülkeler de en azından küresel ekonomideki dalgalanmayı izole edecek kazançları elde edebileceklerdir. Yeteri kadar petrol stoğu mevcut Çin ise, savaşta yıpranan ABD’ye karşılık dünya kamuoyunda daha güvenilir bir küresel güç olarak daha da sivrilebilecektir.


YORUMLAR