Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

ABD ve Müttefiklerinin İran’a Yapacakları Taarruzun Askeri Planı ve Yeni İttifak Arayışları – Doç. Dr. Kemal Olçar

Doç. Dr. Kemal OLÇAR – 28 Şubat 2026

 

İran meselesinde son duruma tekrar göz atalım…

ABD-Birleşik Krallık-İtalya-Almanya-Fransa-İsrail-Birleşik Arap Emirlikleri-Bahreyn ve Kuzey cephesindeki gizli İttifak (HAZAR HAVZASI) İran’a yapılacak bir askeri harekatın hazırlıklarını en üst seviyeye çıkarmışlardır. Bahreyn’de bulunan ABD gemileri limanları terk ederek açık denizlerdeki sefer görev yerlerini almış ve Amerikan ordusu bölgede mühimmat, personel, hava savunma, hava, deniz ve kara araçlarını takviye etmiştir. Amerikalı yetkililer Lübnan başta olmak üzere savaş zamanında âtıl durumda olan askeri/sivil personeli ve ailelerin bir kısmını tahliye etmiştir.

Askeri yığınak, içinde yaklaşık 4 bin 550 personelin görev yaptığı 100 bin tonluk uçak gemisi USS Gerald R. Ford, Arleigh Burke ve Delbert D. Black sınıfı güdümlü füze fırlatan muhripler, Henry J. Kaiser sınıfı ikmal gemisi, USS Kanawha denizde yakıt ve lojistik destek gemisi, Independence sınıfı USS Canberra ve USS Santa Barbara kıyı muharebe gemileri, mayın temizleme ve denizaltı savunma maksatlı USS Tulsa gemisi, 5 bin 750 askeri personelin görev yaptığı Nimitz sınıfı USS Abraham Lincoln uçak gemisi, Lewis ve Clark sınıfı USS Carl M. Brashear ikmal gemisi deniz sahasında görev için hazır beklemektedir.

Bunun dışında 6 adet E-3 Sentry AWACS uçağı, 12 adet F-22 Raptor hayalet savaş uçağı, 36 adet F-16 savaş uçağı, 30 adet F-35A Lightning II, 6 adet EA-18G Growler elektronik savaş uçağı, 2 adet E-11A tipi Muharebe Hava İletişim Merkezi (BACN) uçağı, 1 adet RC-135 RivetJoint sinyal istihbarat (SIGINT) uçağı, C-17 Globemaster III ve C-5M Super Galaxy ağır yük uçağı, 50 adet KC-135 ve KC-46havadan yakıt ikmal uçağı, P-8 Poseidon deniz devriye uçağı, Patriot Bataryaları, MQ-9 Reaper dronları, Virginia sınıfı denizaltı, F/A-18E/F Super Hornet avcı uçakları, E-2D Hawkeye erken ihbar uçakları, CMV-22B Osprey Tiltrotor (dikey havalanan), MH-60R/S saldırı helikopteri çeşitli platform ve üs bölgelerinde konuşlanmış durumdadır.

Bu yığınaklanmanın yerleri ise; Katar’daki El-Udeid Hava Üssü, Ürdün’deki Muwaffaq al Salti Hava Üssü, Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü, Aden Körfezi, Basra Körfezi, Hürmüz Boğazı, Umman Denizi, Doğu Akdeniz, Kızıl Deniz, Yunanistan’ın Hanya kenti, Cibuti’deki Camp Lemonnier Üssü, Diego Garcia Adası, Bulgaristan’daki Sofya Havalimanı gibi yerler olarak gözükmektedir. Dolayısıyla ABD; Avrupa, Afrika, Orta Doğu ve hatta Hazar Havzası şeklinde geniş bir coğrafyada yığınak yaparak İran’a yapacağı saldırıya hazırlanmaktadır. Sorulması gereken asıl soru ABD İran bahanesiyle güçlerini bu bölgelerde daimî hale mi getirecek yoksa işi bitince yeniden kendi kıtasına mı dönecek? şeklinde olmalıdır. Küresel anlamda ABD güçleri hızlıca Çin hinterlandına doğru ilerlemekte ve “çevreleme” harekâtı “başarıyla” sürdürülmektedir.

Askerî Baskı mı, Diplomatik Manevra mı?

ABD’nin yığınaklanma faaliyeti için her gün milyonlarca dolar maliyete katlanmak zorunda olduğu görülmektedir. Aslında bu yığınaklanma diplomasiyi güçlendirmek ve ABD diplomatlarının İran’ın politikacıları ve bürokratları üzerinde psikolojik baskı uygulamak için olduğunu ifade etmek gerekir. Bu diplomatik yöntemler; “doğrudan/dolaylı müzakere” ya da “görüşme yöntemi”, “arabuluculuk” veya “komisyon oluşturma” metotlarını kapsarken taraflar sadece en basit olan ve sonuç alma ihtimali düşük olan “dolaylı görüşme” yöntemini kullanmaktadırlar.

Dolayısıyla Umman ve Cenevre görüşmelerinin savaş öncesi etkinliğinin oldukça düşük nitelikte olduğu söylenebilir. 23 Ağustos 1939’da Moskova’da Almanya Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop ve Sovyet Dışişleri Bakanı Vyaçeslav Molotov tarafından Sovyetler Birliği ve Almanya Saldırmazlık Paktı imzalamış ve Almanya 22 Haziran 1941’de Sovyetler Birliği’ne saldırmıştı. Haziran 2025 tarihinde gerçekleşen On İki Gün Savaşında İran ve ABD bir dizi görüşme gerçekleştirmiş, görüşmeler devam ederken saldırılar düzenlenmişti.

Oysa Türkiye bu konuda arabulucu olsa idi “komisyon oluşturma” ve “doğrudan görüşme” yöntemi kullanılacaktı. Uzlaşmazlıkların çözümü için gereken diğer bir barışçıl yöntem hukuki yöntemlerdir; ihtilaflar müzakerelerle çözülemezse özel hakem mahkemeleri ve uluslararası adalet divanı devreye girmektedir. Bu durumda hukuki yöntemler de işlevsiz görülmektedir. Son yöntem ise askeri yöntemlerdir. Bu metot meşru müdafaa dışında uluslararası hukuk tarafından yasaklanmıştır. Ancak askeri güç kullanma tercih edildiğinde güç yansıtma, askeri güçlerin teyakkuza geçirilmesi, seferberlik ilanı, sınıra veya bölgeye kuvvet kaydırılması aşamalarında da çözümün olduğu vakalar görülmüştür.

İran meselesinde ABD şu anda bu aşamayı tercih etmekte ve eş zamanlı “görüşme” yöntemini uygulamaktadır. Baskı maksatlı kullanılan araçlar olarak İran üzerinde ikna, ödül vaadi, cezalandırma tehdidi (ekonomik yaptırımlar), şiddete varmayan cezalandırma eylemlerinin hayata geçirilmesi ve güç kullanımı gibi mekanizmaları tamamı aynı anda uygulanmaktadır. Yıllardır defalarca uygulanan bu yöntemlere rağmen İran hala direniş yetenek ve kararlılığını sürdürmektedir. Bu gerginlik sonucu “sıfır toplamlı oyun” gereği taraflardan sadece biri isteklerini elde edecek gibi gözükmektedir.

Bölgesel Bloklaşma ve Yeni Eksen Arayışları

Tüm bu hazırlıklar devam ederken Suudi Arabistan ve Pakistan Eylül 2025 tarihinde Stratejik Ortak Savunma Anlaşması’nı imzalamıştı. Ardından bu anlaşmadan bağımsız olarak Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında yeni bir anlaşma yapılma ihtimali ortaya çıkmıştır. Türkiye bu anlaşmayı Endonezya, Malezya, Körfez İş birliği Konseyi ve Mısır’ın da dahil olduğu bir genişletilmiş ve derinleştirilmiş “Platform” şeklinde tasarlamaktadır.

Platformun temel maksadı; Ortadoğu bölgesinde “iç cepheyi” güçlendirmek, gerektiğinde ortaya çıkan tehditleri müştereken ortadan kaldırmak, ticaret ve enerji alanlarında tedarik ve dağıtım ağı oluşturmak, bölgesel işbirliğini arttırarak yeni bir eksen oluşturmak şeklinde özetlenebilir. Buna mukabil İsrail de önce İbrahim Anlaşmaları (İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas, Sudan, bazı Asya ve Pasifik ülkeleri) müteakiben Lanetli Ülkeler (Suriye, Irak ve İran)ve Kutsanmış Ülkeler (Mısır, Suudi Arabistan, Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün)şeklinde bir tanımlama yaparak, en son Altıgen İttifakı (İsrail, Hindistan, Yunanistan, GKRY, bazı Asya, Arap ve Afrika ülkeleri) deklarasyonu ile karşı ittifak oluşturmaya çalışmaktadır.

İsrail bu ittifaklık girişimleriyle bölge devletlerini parçalamak, muhtemel bir Arap-Fars ya da Şii-Sünni eksenini engellemek ve İran’ı izole etmek istemektedir. Bloklar yarışında tüm kozlar kullanılmakta ve hangisinin başarılı olacağı konusunda henüz bir sonuca varmak mümkün gözükmemektedir. Ancak Türkiye’nin mevcut güç potansiyeli, diplomasiyi önceliklendirmesi, uluslararası hukuka uygunluk tezini savunması ve barış inşa çalışmaları bu bloğun şansını giderek arttırmaktadır.

Bu arada 22 Şubat 2026 tarihinde Pakistan ve Afganistan arasında, sınır anlaşmazlıkları ve terör faaliyetleri gerekçesiyle, yayılma ihtimali olmayan ve düşük ölçekli, çatışmalar meydana gelmiş ve bu durum Hindistan İsrail ittifakını doğrular bir nitelik arz etmiştir. ABD’nin Pakistan’ı desteklediğine dair Trump’ın söylemleri de meseleye ilginç bir boyut kazandırmıştır. İran’a komşu olan Pakistan’ın Belucistan hassasiyeti ve Afganistan, Pakistan ve İran topraklarına yayılan Beluçların beklentileri de bu denklem içinde yerini almıştır.

Mevcut Taliban Yönetimi’nin Durand Hattının yeniden düzenlenmesi ve Peştun ailelerini yeniden fiziken birleştirme gayretleri Hindistan tarafından desteklenir ise bölgeyi İran’ı da içine alan bir istikrarsızlığa sürükleyecektir. Bu durum İran’ın olası bir saldırıda geri bölge emniyetini sağlayamamasına veya geri bölge için kuvvet tasarrufu yapmasına sebep olacaktır. Bu yüzden Pakistan tarafından Afganistan’a yapılacak terörle mücadele operasyonları ABD tarafından desteklenmeye devam etmesi şimdilik muhtemeldir. Diğer taraftan PJAK Terör Örgütünün İran içinde karışıklık yaratacak eylemleri de benzer sonuçlar ortaya çıkaracaktır.

Küçük Bir Kıvılcımın Büyük Sonuçları

Son tahlilde eller tetikte bekleyen tarafların (ABD, İran, Pakistan, Afganistan, İsrail vd.) küçük bir patlama ile yaygın bir savaşa sürüklenmesi kaçınılmaz olacaktır. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahtı Franz Ferdinand’ın, 28 Haziran 1914 günü Saraybosna’yı ziyaretinde bir Sırp Milliyetçisi Gavrilo Princip tarafından eşi Prenses Sophie ile birlikte suikasta uğraması, (diğer temel nedenlerin geçerli kalması koşulu ile), ilk küresel savaşa sebep olmuştur. O yüzden barış için sükûnet içinde ve itidalli olmaktan başka çare yoktur.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER