Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar photo

Ankara ve Tahran Arasında Sessiz Bir Gerçeklik – Reşit Kemal As

Reşit Kemal AS – 09 Ocak 2026

 

Ortadoğu’da hiçbir kriz, yalnızca kendi sınırları içinde kalmaz. İran bugün hem içeride toplumsal protestolarla hem de dışarıda ağır yaptırımlarla baskı altındayken, bu tabloyu sadece “Tahran merkezli” bir sorun olarak okumak ciddi bir stratejik körlük olur. Çünkü İran’ın zayıflaması ya da istikrarsızlaşması, doğrudan doğruya Türkiye’yi ilgilendiren güvenlik risklerini de beraberinde getirir. Özellikle etnik ve mezhepsel fay hatlarının kaşınması, Türkiye–İran sınır hattını yeniden kırılgan bir jeopolitik kuşağa dönüştürme potansiyeli taşır.

Bu noktada PJAK’ın (Partiya Jiyana Azad a Kurdistanê) yeniden ve “bir anda” sahneye çıkması tesadüf değildir. PJAK, ideolojik, örgütsel ve kadro yapısı itibarıyla PKK’nın İran uzantısıdır. Ancak burada asıl mesele, bu yapının yalnızca İran’a karşı bir enstrüman olarak görülmesinin eksik bir okuma olmasıdır. Zira bu tür örgütler hiçbir zaman tek ülkeye karşı kullanılmaz, hedef her zaman daha geniştir: bölgesel istikrarsızlık.

İran İçeriden Sıkıştırılırken

İran’da ekonomik kriz, genç nüfusun artan memnuniyetsizliği ve etnik/mezhepsel gerilimler uzun süredir birikiyor. Azeriler, Kürtler, Beluçlar ve Arap nüfus; merkezi otoriteyle sorun yaşayan başlıca gruplar arasında. Bu fay hatlarının aynı anda hareketlenmesi, İran devletinin güvenlik kapasitesini sınır bölgelerinde zayıflatır. İşte tam da bu zayıflık anları, vekil aktörlerin devreye sokulduğu anlardır.

PJAK’ın bu tabloda üstlendiği rol, İran’ın batı ve kuzeybatısında bir baskı alanı oluşturmaktır. Ancak bu baskı, sınırın öte yanında, yani Türkiye açısından da doğrudan sonuçlar üretir. Çünkü Türkiye–İran sınırı, sadece iki ülkeyi ayıran bir çizgi değil, aynı zamanda PKK/PJAK ekosisteminin geçişken bir hareket alanıdır.

Türkiye–İran Sınırı: Sessiz Ama Kırılgan

Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki PKK varlığına odaklandığı bir dönemde, İran hattında oluşabilecek bir güvenlik boşluğu ciddi bir risk doğurur. PJAK’ın İran’da hareketlenmesi, Türkiye’deki PKK unsurları için hem moral hem de lojistik bir alan açar. Daha da önemlisi, Türkiye’ye karşı çok cepheli bir terör baskısının zemini hazırlanır.

Burada dikkat çekici olan şudur: Terör örgütlerinin eş zamanlı olarak farklı coğrafyalarda “aktifleşmesi”, çoğu zaman büyük jeopolitik hesapların parçasıdır. İran’ın zayıfladığı bir senaryoda, Türkiye’nin de doğu sınırlarında daha fazla güvenlik kaynağı ayırmak zorunda kalması hedeflenir. Bu, Ankara’nın Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz gibi alanlardaki manevra kabiliyetini sınırlamaya dönük dolaylı bir stratejidir.

Mezhep ve Etnisite Üzerinden Kurulan Oyun

İran özelinde Şii kimliği üzerinden yürüyen devlet söylemi, etnik kimliklerle birleştiğinde daha kırılgan bir yapı ortaya çıkarıyor. Kürt kimliği bu kırılganlığın en kolay mobilize edilen unsurlarından biri. Aynı senaryonun daha önce Irak ve Suriye’de nasıl işletildiğini gördük. Önce merkez zayıflatılır, sonra etnik talepler silahlı aktörler üzerinden siyasallaştırılır, en sonunda ise “kontrol edilemeyen alanlar” ortaya çıkar.

Bu modelin Türkiye’ye sıçramaması için Ankara’nın sadece terörle mücadele perspektifiyle değil, bölgesel jeopolitik okuma ile hareket etmesi gerekiyor. İran’ın toprak bütünlüğünü savunmak, ideolojik bir tercih değil; Türkiye’nin kendi güvenliği açısından rasyonel bir zorunluluktur.

Ankara ve Tahran Arasında Sessiz Bir Gerçeklik

Türkiye ile İran pek çok konuda rakip, hatta zaman zaman karşıt pozisyonlarda yer alıyor olabilir. Ancak konu sınır güvenliği ve bölgesel parçalanma olduğunda, iki ülkenin çıkarları büyük ölçüde örtüşür. PJAK’ın güçlenmesi ne İran’ın ne de Türkiye’nin lehinedir. Aksine, bu yapı üzerinden kurulacak her senaryo, sınırların daha da geçirgen hale gelmesine ve terör tehdidinin kalıcılaşmasına yol açar.

Bu nedenle Ankara’nın, İran’daki gelişmeleri “uzaktan izlenen iç meseleler” olarak değil, doğrudan ulusal güvenliği etkileyen dinamikler olarak değerlendirmesi gerekir. İstihbarat, sınır güvenliği ve diplomatik kanalların eş zamanlı ve koordineli çalışması, bu dönemde hayati önemdedir.

Yangın Komşuda Değil, Evin Duvarında

İran’daki istikrarsızlık potansiyeli, Türkiye için sadece bir dış politika başlığı değildir. Bu, doğrudan iç güvenliği, sınır istikrarını ve bölgesel dengeyi ilgilendiren bir meseledir. PJAK’ın sahaya sürülmesi, bir ülkeye karşı değil, bir bölgeyi yeniden şekillendirmeye dönük bir hamledir.

Ortadoğu’da fay hatlarıyla oynandığında, depremin nerede duracağını kimse kontrol edemez. Bu yüzden Türkiye açısından mesele, İran’ın iç dengelerini desteklemek ya da karşı çıkmak değil; bu dengelerin bozulmasının yaratacağı zincirleme güvenlik risklerini doğru okumaktır. Çünkü bu coğrafyada hiçbir yangın, sadece bir komşunun eviyle sınırlı kalmaz.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER