Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

Avrupa Birliği’nin Dayanılmaz Yalnızlığı… – Doç. Dr. Kemal Olçar

Doç. Dr. Kemal OLÇAR – 16 Şubat 2026

 

Avrupa Birliği tarihinde görülmemiş bir dönüşümün eşiğindedir. Yalta sonrası kurulan düzen “mağdur” Avrupa’nın yeniden ayağa kalkması için planlanmıştır. Ancak Avrupa ayağa kalkmayı bırakın tüm dünyada “örnek” alınan bir teknoloji alanı, ideolojik mükemmeliyet merkezi, evrensel yaşam biçimi, ortak kimlik, finans merkezi, refah bölgesi ve gül bahçesi haline gelmiştir. Bunun mimari olan ABD bile bunu tahmin edememiştir. Ancak Avrupa tek bir konuyu ihmal etmiştir: Güvenlik Sistemi…

Avrupa’nın geçmişte Roma İmparatorluğu’nun çöküşü (Doğu-Batı Roma), Anglosaksonlar ile Normanların birleşmesi (Büyük Britanya) , Batı Frank Krallığı’nın kurulması (Fransa Cumhuriyetleri), Alman ve İtalyan Birliklerinin sağlanması, İber Yarımadasında Endülüs devleti yıkıldıktan sonra Portekiz ve İspanya’nın ortaya çıkması, Haçlı Seferleri, Bizans İmparatorluğunun yıkılması ve Osmanlı İmparatorluğunun yükselişi, İstanbul’un Fethi, Aydınlanma Dönemi, Rönesans ve Reform Faaliyetleri, Coğrafi keşifler ve Kolonileşme çalışmaları, Westphalia Barışı, İngiliz Şanlı Devrimi, Amerikan ve Fransız Devrimleri, Sanayi Devrimi, Viyana Kongresi ve Metternich Sistemi, Bir ve İkinci Dünya Savaşları, Soğuk Savaş, Yalta ve NATO dönemleri, Avrupa Kömür Çelik, Avrupa Ekonomik Topluluğu ve nihayet Avrupa Birliği dönemleri, Soğuk Savaş dönemi ve Trump dönemi şeklinde kırılma noktaları bulunmaktadır. İşte bu tarihsel vakalardan dolayı içinde bulunulan bu dönem AB için bir dönüm noktasıdır.

Güvenlik Açığı ve NATO Bağımlılığı

77 yıldır güvenliğini bir ülke ve uluslararası yapıya teslim eden AB kadim düşmanlar karşısında büyük bir panik yaşamaktadır. Bu paniği NATO’nun tatbikat ve gösteri faaliyetleri ile ört bas etmeye çalışmaktadır. Bu faaliyetlerde bile Türkiye’ye en önemli rol verilmektedir. Ayrıca ABD NATO’nun en önemli operasyonel komuta kontrolünü devretmeye hazırlanmakta ve İtalya Napoli’de bulunan Müttefik Müşterek Kuvvet Komutanlığı ve Birleşik Krallık Norfolk’da bulunan Müşterek Kuvvet Komutanlığı’nı ilk aşamada devredecektir. Ayrıca bütçede külfet paylaşımında üye devletlere %5 oranı dayatılmakta ve harekatlara olan ABD ilgisi gittikçe azalmaktadır. ABD’siz bir NATO ve AB, Avrupalı devletlerin “toplu çaresizlik” ve “depresyon” ruh haline girmesine neden olmaktadır.

Oysa geçmişte Nil Nehri çevresinde kurulmuş olan (MÖ 3000 – MÖ 30) Antik Mısır Medeniyeti Persler, Yunanlar ve Romalılar tarafından, Dicle ve Fırat Nehirleri arasında konumlanan Mezopotamya Uygarlıkları (Sümerler, Akadlar, Babiller, Asurlular) istilalar nedeniyle, Avrupa, Afrika ve kısmen Asya topraklarına hakim olan Doğu ve Batı Roma İmparatorlukları iç ve dış sebeplerden, Anadolu’da (MÖ 1600–1200) Hititler, Orta Amerika’da Maya Uygarlığı, Güney Amerika’da İnka İmparatorluğu, Meksika’da Aztek İmparatorluğu, Moğol İmparatorluğu, Minos Uygarlığı, Osmanlı İmparatorluğu vb. tüm medeniyetler yıkılmıştır.

Yıkılmanın en önemli sebepleri; savaş ve istilalar, ekonomik sorunlar, kuraklık, salgınlar, yozlaşma, yönetim sorunları gibi sebeplerdir. Asıl mesele bu uygarlıkların medeniyet ürettikten sonra asla yıkılmayacaklarına dair yöneticilerin oluşturduğu algı ve kendilerine saldırının olmayacağına dair aşırı öz güvendir. Oysa bir ülkeye bir değer yüklenmiş ise o değere sahip olmak isteyen çok sayıda rakip olacaktır. Bu sebeple kazanılmış tüm değerleri korumak için özgün bir güvenlik mimarisi geliştirilmek zorundadır. Aksi halde güvenlik açısından zayıf kaldığınızda tüm güçler birleşip elinizden bu birikimleri alacaktır.

Avrupa Kimliğinde Erozyon ve Askerî Zafiyet

Görünen o ki AB bu yönünü eksik tutarak ya da başka bir iradeye teslim ederek yüzyılın stratejik hatasını yapmıştır. Savaşçı halk olma sosyolojik özelliğini yitiren Avrupalı kimliğini yeniden askere almak da oldukça zor gözükmektedir. Bu ortak kimlik kriz ve savaşlarda belirginleşen ve birleştirici özellik arz eden milliyetçilik (İngiliz, Fransız, İtalyan, Alman milliyetçiliği…) duygusunu da erozyona uğratmıştır. Bu yüzden Avrupalı gençler refah, eğlence, az çalışıp çok kazanma, dünyanın tadını çıkarma ve yüksek kalitede yaşam biçimini terk edip harp cephelerinde ter ve kan dökmek istememektedirler. Bunun yerine ücretlerini ödeyip göçmenlerden mürekkep bir paralı ordular kurma düşüncesi daha cazip gelmektedir.

Bu koşullarda Almanya, İngiltere ve Fransa ABD ve NATO’nun yapısal hegemonyasından kurtulmak için çeşitli alternatifler geliştirmektedir. 1992 Maastricht Antlaşması ile kurulan Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası (ODGP), 13 Kasım 2017 tarihinde Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen 26 üyeli ve 5 milyar Euroluk PESCO (Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği Savunma Anlaşması-Permanent Structured Cooperation), 2017 yılında Fransa’nın öncülük ettiği EII (Avrupa Müdahale Girişimi-European Intervention Initiative), 1975 yılında AGİK (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı) olarak başlatılan inisiyatif, 1994 yılında AGİT’e dönüşen (Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı) ve son olarak 29 Mayıs 2025 tarihinde yürürlüğe giren ve 150 milyar Euro’luk bütçe ile oluşturulan SAFE (Avrupa Güvenlik Eylemi-Security Action For Europe) girişimi ile ABD ve NATO’suz AB ne yapabilir sorusunun cevapları aranmaya çalışılmaktadır.

Ancak tüm bu çalışmalara rağmen ABD’nin ve NATO’nun Avrupa Atlantik Güvenlik Mimarisinin yerini özgün Avrupa Savunma Sisteminin alabileceği konusunda derin şüpheler bulunmaktadır. Aslında 29.185 trilyon dolarlık bütçesine karşılık AB’nin 16.406 trilyon dolarlık bütçesi bulunmaktadır. Bu da ABD açısından mali olarak Avrupa bölgesinin Avrupalı “elitler” ve “soylular” tarafından korunabileceği anlamına gelmektedir. Bu yeni durumu AB üyesi ülkelerin liderleri için “güvenlik ikilemi” ortaya çıkarmıştır. Yani ne kadar güvenlik o kadar az refah, kısıtlı özgürlük, sözde demokrasi ve zayıf kimlik anlamına gelecektir. Avrupa’da bu ihtimal mevcut birçok iktidarın yönetimden gitmesine neden olacak ve oto-krasilerin önünü açabilecektir.

ABD’nin Stratejik Hesabı ve MAGA Paradigması

Belki sembolik de olsa Avrupalılar kral ve kraliçelerini her zaman saygıyla ve kaygıyla gözü gibi korumakta, bir gün ihtiyaç duyulduğunda görkemli günlerine yeniden dönmek için soy ve kana dayalı monarşilerini tekrar sahaya sürebileceklerdir.  ABD bunu planlamış mıdır bilinmez ancak AB’nin açmazdan kurtulmak için yine ABD güdümünde kalmaya devam edeceği kuvvetle muhtemeldir. Bu olasılık sıkı bağlarla birbirine bağlı süjelerin (devletlerin) daha “gevşek” hale gelmesine sebep olabilecektir. Küresel arenada AB’nin çöküşü Rusya Federasyonu’nun çöküşünden daha az etki yaratacağı ve bu vakumun (boşluğun) yönetilebilir olacağı Amerikalılarda bugün için karşılık bulmuştur. Birliğin cenaze namazında çok timsah göz yaşı döküleceği aşikardır. Çünkü ABD bir “karadeliktir”, kimi ya da kimleri yutacağı asla önceden belli değildir. Tek hedef “MAGA”dır (Make America Great Again-Amerika’yı Yeniden Büyük Yap).

Türkiye’nin AB macerası ise bu çerçevede tartışılmaya devam etmektedir. Tartışmaya yeni bir boyut kazandırmak için “Atlantik Ötesine” (Orta Amerika-ABD) karşı AB-Türkiye mega koalisyonu masaya sürülmeye çalışılmaktadır. Bu geçmişte denendi: 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 arasında Kırım Savaşı (Osmanlı-Rus savaşı), Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya’nın Osmanlı Devleti’nin yanında savaşa katıldı ve Osmanlı Hanedanlığı ilk kez iktisadi egemenliğini kaybetti. 1914 Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya ile savaş girildi ve Osmanlı Devleti nerdeyse tüm topraklarını kaybetti. 1939 İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye Cumhuriyeti tüm baskılara rağmen Avrupalılardan uzak durmayı tercih etti ve varlığını korumayı başardı. Şimdi Ukrayna Avrupa ile yaptığı ittifakın bedelini toprak, nüfus, nüfuz, hazine ve prestij kaybıyla ödemektedir.

Son tahlilde ABD, AB, Rusya, Çin vd. dünyanın geri kalanlarını serbest pazar, enerji ve değerli maden yatağı, ucuz emek, devşirme kaynağı, nostaljik turizm bölgesi, süper liderlerin ziyaret ettiğinde kendi ülkesinde olduğundan bin kat üstün görüldüğü zavallı yerleşkeler, sapkın elit zenginlerin “çocuk” tedarik ettikleri kurban ülke, insan ticaretinin üretim mekanizması, kuşak-yol güzergahı, sıcak deniz hinterlandı olarak görmektedirler.

Bu yüzden tüfekleri dik çatmak lazım…

Not: Ülke adları başta toplu olarak yazılmış, müteakip eylemlerin hangi ülkeye ait olduğu okuyucuya bırakılmıştır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER