Doç. Dr. Kemal OLÇAR – 03 Ocak 2026
İsrail Katil Devleti’nin sözde “Beka-Hayatta Kalma Planı” gereği Filistin Devleti’ni Gazze’de soykırım yaparak, Batı Şeria’da baskı ve yıldırma uygulayarak ve Doğu Kudüs’ü ilhak ederek ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Ardından içinde yine Filistin coğrafyasının da dahil olduğu bölgede yedi cepheli bir savaş doktrini geliştirmiş ve uygulamaya koymuştur. Dolayısıyla İsrail Orta Doğu’da kendini bir güç merkezi olarak konumlandırarak etrafında bulunan diğer güçlü rakiplerine bir mesaj vermek istemiştir. Güç merkezinde daha çok teknoloji, savunma sanayii, istihbarat, örtülü operasyonlar, askeri güç, siber yetenekler ve finans gücü, bilgi ve psikolojik harekat, asimetrik savaş yöntemleri, vekalet savaşları, zorlayıcı diplomasi, ittifaklar ve nükleer caydırıcılık olmak üzere tüm resmi ve kirli mekanizmalar bulunmaktadır.
İran Cephesi: Vekalet Savaşından Rejim Mühendisliğine
Bu sistemlerin bir kısmını kullanarak İran’ı hem vekilleri üzerinden hem de 12 günlük savaş döneminde evinde vurmuştu. Şimdi de muhtemelen İran’da iç karışıklık yaratarak ülkenin hassas taraflarını istismar etme eylemleri düzenleyerek bölme planını hayata geçirmeye çalışmaktadır. Tam bu sırada İsrail Amerika ile görüşüp İran’dan gelebilecek tehditlerin hala canlı olduğu ve özellikle nükleer kapasitesinin ortadan tam anlamıyla kalkmadığını iddia ederek Amerika’yı yeniden saldırması için ikna etmeye gayret göstermektedir. Çünkü MOSSAD Netanyahu Katil Hükümetine “şimdi İran’ı vurmak için tam zamanı” şeklinde raporlar sunmaktadır. Her ne kadar İranlı yetkililer bu gösterilerin iç mesele konusu olduğunu iddia etseler de görünen o ki yabancı istihbarat örgütleri bu durumu fırsata çevirebilir ve İran’da en kötü olasılıkla rejimin yumuşamasına ya da Batı politikalarına teslim olmasına sebep olabilirler. Bu arada olaylar kontrolden çıktığında mevcut rejime alternatiflerin şimdiden üretilmiş olduğunu tahmin etmek zor değildir.
Suriye, Lübnan ve Doğu Akdeniz: Kontrollü Kaos Alanları
Diğer taraftan yedi cephenin hedeflerinden olan biri olan Suriye Lazkiye’de Nusayrileri ve Esad artıklarını ayaklandırarak, Süveyda’da Hicrileri/Dürzileri kışkırtarak ve SDG Terör Örgütünü motive ederek Suriye’yi parçalamak istemektedir. Lübnan ise artık yok hükmünde bir ülkedir. Ordusu yok, hükümet etkisiz, etnik ve mezhepsel açıdan çok parçalı, istikrarsız, ekonomisi çökmüş vaziyette olduğundan Doğu Akdeniz münhasır ekonomik bölge anlaşmalarında İsrail’in yer aldığı bloğa “evet” diyecek hale gelmiştir. Yunanistan ve GKRY İsrail’in vekilleri haline gelmiş, neredeyse Miçotakis talimatları Netanyahu’dan alır duruma gelmiş ve Siyonizm’in taşeronu olmuştur. Mısır arada bir saf değiştirme girişimlerinde bulunsa da “aba altından sopa” gösterilince süratle İsrail ve ABD’nin dümenine su taşımayı sürdürmekte ve Sina’yı koruma refleksinden başka hiçbir fayda sağlamamaktadır. Yemen’de ise Husi’lerin direnişi devam etmektedir.
Bu cephelere bakıldığında görünen manzara şu;
(1) İsrail Katil Netanyahu Hükümeti ile birlikte savaşa devam edecek,
(2) Arap Devletleriyle “normalleşme” (İbrahim Anlaşmaları) çabaları eş zamanlı olarak sürdürülecek,
(3) Arap ülkelerini parçalama çabaları devam ederken Türkiye başta olmak üzere Türk Dünyasını da ayırma ve parçalama girişimleri hız kazanacak,
(4) Türkiye yeni cephe olacak ve öncelikle Siyonizmin en büyük tehdidi olan güçlü liderlik algısı kırılmaya çalışılacak,
(5) Türkiye’nin savunma sanayi geliştirme gayretleri sekteye uğratılacak,
(6) Türk halkının kültürel kodlarıyla oynanarak, inanç ve ahlaki düzen erozyona uğratılacak ve nihayet modernlik adı altında müzahir kitleler yaratılmaya özen gösterilecek,
(7) İsrail’in ilk hedefi İran değil Türkiye olacak, şu ana kadar yapılanlar Türkiye’nin etrafında oluşması muhtemel eksenlerin ortadan kaldırılarak yeni bir ittifak ve bloklaşmanın önüne geçilmesi olmuştur, bu çabalar şiddetlenerek devam edecek,
(8) Türkiye de etkisiz hale gelinince önce sahte bir pembe tablo oluşacak ve yüzyıllar sürebilecek bir Siyonizm hegemonyası ülkeyi esir alacak.
Somaliland Hamlesi ve Afrika Üzerinden Türkiye’yi Kuşatma
Aslında İsrail Suriye üzerinden Türkiye’ye bir cephe açmıştı, ancak Netanyahu’nun stratejisi SDG ve diğer ayrılıkçılar üzerine kurgulandığı için burada başarı elde edemediler. Bunun üzerine daha uzak bir bölgede yeni bir cephe açarak Türkiye’yi bu bölgede yıpratmayı hedeflemektedir. Bu sebeple Somaliland denilen bölgede yeni bir üs kurmak suretiyle hem Yemen’deki Husileri hem de Türkiye’nin bölgedeki planlarını bozmak istemektedir. Özellikle Türkiye ile Somali arasında imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması, Somali’nin karasularını korunması görevi, deniz yetki alanları içinde enerji kaynakları arama çalışmaları, balıkçılık faaliyetleri ve uzay istasyonu kurma girişimleri ortadan kaldırılarak Türkiye’nin etkisi kırılmaya çalışılmaktadır. Bu durumda diğer hedef Katar, Libya ve Irak olacak gibi gözüküyor. Kısaca Türkiye’nin bölgesel planlarının hayata geçmemesi için İsrail her türlü yolu deneyecektir. Bunun için körfez ülkeleriyle diplomatik ve ekonomik ilişkiler kurma, Filistin meselesini bölgesel öncelik olmaktan çıkarma, İran karşıtı gruplarla örtülü ittifaklar tesis etme, bölgesel yalnızlıktan kurtulma, ABD ile stratejik müttefik olmaya devam etme, Rusya ile denge politikası uygulama, Çin ile ekonomik ve teknolojik işbirliği teşkil etme stratejileri uygulamaktadır.
Enerji, Deniz Yetki Alanları ve Doğu Akdeniz Kuşatması
Bunun dışında pragmatik bir politika uygulamaya çalışan İsrail, operatif anlamda, Türkiye ve müttefiklerini Doğu Akdeniz doğal gaz kaynaklarından mahrum etme, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile işbirliği yaparak Türkiye düşmanlarını birleştirme, enerji tedarik sistemleri üzerinden Avrupa’yı etkileme çalışmaları da yapmaktadır. Türkiye’nin İsrail konusunda aldığı tedbirler, deniz, hava ve kara trafiğinde İsrail’e uygulanan kısıtlama ve sıfırlamalar ve hukuki girişimler sebebiyle oluşan durumu fırsata çevirmeye çalışan Yunanistan ve GKRY ikilisi gelecekte Türkiye’nin karşısında olan her türlü oluşumla iş birliği yapabileceği değerlendirilmektedir.
Tüm bu düşmanca saldırılar karşısında Türkiye’nin karşı hamle olarak komşularla kırılgan da olsa diplomatik ilişkileri sürdürürken tüm gücüyle (askeri ve diplomatik) İsrail ve müttefiklerini bölgeden tecrit etmesi ve Gazze’ye insani yardım faaliyetlerini sürdürmesi oldukça önemlidir. Özellikle hasım ülkeleri “Hilal” taktiği ile uygun bir bölgeye çekmesi ve bir kuşatma ile imhasını gerçekleştirmesi gerekmektedir. Akdeniz’de kurulabilecek Filistin İttifakına desteğin artması için de ABD, AB, Çin, RF ve bölge devletleriyle yakın temaslar kurmak durumundadır.




YORUMLAR