Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar photo

Maduro Şovu ABD’nin Ukrayna’daki Hezimetini Perdeleme Hamlesi mi? – Bercan Tutar

Bercan TUTAR – 06 Ocak 2026

 

Dünyanın gözü önünde bir devlet, siyasetini beğenmediği bir başka ülkenin devlet başkanını konutuna baskın düzenleyerek derdest ediyor. Burada elbet uluslararası hukuktan konuşmak artık abes kaçacaktır. Öyle bir hukuk yok. Hiç olmadı da. Zaten uluslararası hukuk dediğimiz şey sadece büyük aktörler arasında varılan uzlaşı maddelerinin dünyanın geri kalanına dayatılmasıdır. Uluslararası hukuk güç politikasına dayanır, normlara ve kurallara değil. Hak, özgürlük ve adalet arayışının yeri cepheler değil mahkemelerdir. Çünkü savaş alanında tek ölçü ve tek hukuk kuvvettir. Maduro baskınında bu gerçeği dünya bir kez daha gördü. Ukrayna savaşı ve Gazze’deki soykırımında da anlaşıldığı üzere güçlü olanın hükmü geçiyor.

Maduro olayı bu bağlamda dünyanın şaşkınlıkla, merakla ve bazı kesimlerinin ise sitem ve öfkeyle izlediği bir sarsıntıya yol açtı. Operasyonda Batı ile Doğu liderleri ve kamuoyları bir kez daha ayrıştı. Batılı liderler ABD’nin kovboyvari hamlesini desteklerken ve bunun gayet doğal ve olması gereken bir ‘medeni’ tepki olduğunu vurgularken Doğu kamuoyu ise ABD’nin operasyonunu bir haydutluk ve korsanlık diye lanetledi. Burada mesele Maduro’nun hatalı olup olmaması veya attığı yanlış adımlar değil. Çünkü ABD, Maduro’nun icraatlarını eleştirmekten ziyade meşruiyetini sorgulayan bir tutum izledi. Bu yönüyle ABD’ye tepkiler gösteriliyor. Zira bir ülkenin kaderine başka bir ülkenin böyle hoyratça karar vermesi insanları öfkelendiriyor.

Kusursuz Operasyonun Şifreleri

Fakat ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nikolas Maduro ve eşine yönelik operasyonunu tereyağından kıl çeker gibi yapması da haklı olarak akıllarda bazı kuşkuların oluşmasına ve sorular sorulmasına yol açıyor.

Biliyoruz ki ‘ya devlet başa ya kuzgun leşe’ durumu olsaydı ABD ve Venezuela arasında devasa orantısız güç farkına rağmen en azından belli düzeyde de olsa bir çatışma veya mücadele yaşanırdı. Fakat bu olmadı. Neden? İşte burada Maduro’nun içerideki çevresiyle dışarıdaki destekçilerinin tutumu öne çıkıyor. Buna emperyal dizayn da diyebilirsiniz ihanet de. Sonuç da ikisi de aynı kapıya çıkıyor.

Operasyonun yapılış tarzı bize ABD’nin içerideki ve dışarıdaki Maduro müttefiklerini kendi yanına çektiğini veya pasifize ettiğini gösteriyor. Bir bakıma Venezuela’yı Irak ve Afganistan gibi işgal etmek yerine başındaki Maduro’yu çekip aldı ve ülkenin başına kendisi geçti. Bu da bize Venezuela üzerinde etkili olan aktörlerin işbirliği yaptığına işaret eder. Burada yapılan şey Irak ve Afganistan’da yapılandan farklı. Daha çok yeni emperyal düzenin örneğini teşkil eden Ukrayna’ya benziyor.

İşgalden ziyade Maduro faktörünü aradan çıkaran ABD, ülkenin stratejik enerji kaynaklarına erişimi garantilemeye çalışıyor. Bu yolla sisteme ABD’yi entegre edip yoluna devam etme kararı alındığı görülüyor. Venezuela’nın Rusya ve Çin ile ilişkileri olduğu gibi devam edecek fakat ABD yeni patron olarak Maduro’nun yerine geçecek. Olan biteni kısaca böyle özetlemek mümkün. Zaten Maduro’nun yakın çevresindeki isimlerin hemen ABD’ye biatlerini ilan etmeleri de Rusya ve Çin başta olmak üzere dünyadan gelen tepkiler de bu operasyonun uluslararası organize bir mahiyete sahip olduğunu gösteriyor.

ABD’nin Venezuela’yı bir suç devleti olarak yaftalama stratejisi bir bakıma Maduro’nun meşruiyetini kabul etmemekten kaynaklanıyordu. Maduro yakalandıktan sonra Venezuela artık meşru bir aktör olarak kabul edilecek. Zaten bunun ipuçlarını da verdi ABD. Donald Trump artık Venezuela’yı ABD’nin yöneteceğini söyledi. Peki, bunu nasıl yapacak? Çok kutuplu bir dönemde ABD’nin tek başına her şeye karar vermesi çok zor. Demek ki belli bir uzlaşı sağlanmış görünüyor. İşte bize Maduro sonrası uzlaşı olarak sunulan bu tablo aslında tersten bakıldığında emperyal dizaynın resmidir.

Peki, bu resmin içinde kimler var? Maduro dışında hemen herkes poz vermiş. Aslında Maduro ve eşinin kaçırılması her açıdan bir Kırmızı Pazartesi romanındaki kurgunun gerçeğe dönüşmesiydi. İspanyolca adı “İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü’ olan ancak dilimize ‘Kırmızı Pazartesi’ diye çevrilen romanda ünlü Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez, bütün kasabanın bildiği ancak kimsenin bir şey yapmadığı trajik bir cinayetin öncesini anlatıyor.

Kırmızı Pazartesi’de romanın kahramanı Santiago Nasar’ın iki kardeş tarafından öldürüleceği daha ilk satırlardan belli. İlerleyen sayfalarda zamanla şunu da anlıyoruz ki Marquez bu romanda sadece bir cinayetin arka planını değil kasaba halkının cinayet karşısındaki ortak davranış biçiminin de etkileyici bir portresini çiziyor.

İhanet mi, Uzlaşı mı? İç ve Dış Aktörler

Bu bağlamda dünya da aslında Maduro’nun akıbetini az veya çok tahmin ediyordu. Bunu bile bile kimse Maduro’ya yardım etmedi veya edemedi. Maduro’nun kaderine terk edilmesinde iki önemli faktör belirleyici oldu. İlki Amerikan yönetiminin Çin ve Rusya gibi Venezuela müttefiki iki ülkeyi bazı vaatlerle veya hegemonya paylaşımı garantisiyle ikna etmesi. İkincisi de bu dış faktöre benzer şekilde Maduro’nun yakın çevresindeki yol arkadaşları ve orduyu da bazı güvenceler vererek yanına çekmesidir.

Zira bir devlet başkanının tereyağından kıl çekilir gibi kusursuz bir operasyonla alınması öyle göründüğü pürüzsüz olamazdı. Haliyle masumiyetleri ispatlanana kadar Maduro’nun yakın çevresindekilerle müttefiki olan büyük devletler birer olağan şüpheli muamelesi görecektir.

Amerikan medyası Maduro’nun kabinesindeki isimlerle CIA’nın Venezuela istihbarat ve güvenlik ağı içine yerleştirdiği ajanlarına işaret ederken sosyal medya ise Maduro’nun derdest edilmesinin faturasını Çin ve Rusya gibi iki müttefike kesti. Küresel kamuoyunun hissiyatı bu şekilde.

Sırasıyla gidelim… Venezuela geçici cumhurbaşkanlığına atanan Delcy Rodrigez, Maduro’ya operasyon yapılırken Rusya’daydı. Caracas doğumlu 56 yaşındaki avukat Rodriguez, 2018’den beri başkan yardımcılığı görevini yürütüyor. Maduro’nun kaçırıldığı sırada yardımcılığına ek olarak aynı zamanda Petrol Bakanı görevini  de yürütüyordu. Maduro’nun sadık bir müttefiki olarak görülen Rodrigez, bir bakıma geçiş dönemine kadar ABD adına Venezuela’yı ve ülkenin enerji kaynaklarının yeniden dizaynını yönetecek. Bu nedenle “Maduro’yu derhal bırakın!” ve “ABD’nin kölesi ve kolonisi olmayacağız” çıkışları pek inandırıcı bulunmuyor. Zira Donald Trump, Rodrigez’in ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşüp Washington ile ‘saygılı ilişkiler’ kurmaya hazır olduğunu belirtti zaten.

Eğer Rodriguez, Chavez’in direniş mirasını devam ettirirse o zaman hem kendini hem de Rusya’yı aklamış olacak. İşte o zaman Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Rodrigez ile görüşmesinde sarf ettiği “silahlı saldırı karşısında Venezuela halkıyla güçlü bir dayanışma içindeyiz” açıklamasının bir değeri olacaktır.

8 milyonu bulan Venezuela’nın diasporadaki kitleleri ise İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ile Savunma Bakanı Vladimir Padrino Lopez’in Maduro’ya ihanet etmiş olabileceğine inanıyor. Bu iddia Latin Amerikan medyası kadar Trump yönetimine en yakın medya organlarından olan Fox News tarafından da açıkça dile getiriliyor. Bu iddialar Maduro sonrası yönetimi yıpratmaya yönelik psikolojik harp de olabilir doğru da olabilir.

Bu iki bakanın da ABD’nin arananlar listesinde olduğunu ve Trump yönetiminin Cabello için 25 milyon dolar ve Lopez için ise 15 milyon dolar ödül koyduğunu da unutmayalım. Ödül sistemi, tehdit ve sopa ile bu isimleri ihanet etmeye zorlamak için de devreye sokulmuş olabilir.

Akıllarda en çok şüphe uyandıran gelişme ise ABD Başkanı Donald Trump’ın Maduro’nun yakalanmasının ardından yaptığı açıklamada Venezuela Devlet Başkanı olarak atanan Delcy Rodrigez’in “Marco Rubio Dışişleri Bakanı) ile uzun bir görüşme yaptığını ve ‘Ne gerekiyorsa yapacağız’ dediğini” belirtmesiydi. Dolayısıyla tüm gözler, geçiş sürecinden sorumlu olarak atanan ve Washington’ın ‘gerektiği sürece’ yönetme yetkisinden sorumlu olacak olan eski petrol bakanı Delcy’nin üzerinde.

Trump’a göre güvenli bir geçiş gerçekleşmezse Delcy’nin yerine geçecek kişi yine Rodrigez ailesinden biri olacak. Delcy’nin alternatifi yine kardeşi Jorge Rodrigez olacak. ABD’de herhangi bir görevi olmayan ve Florida’da emlak yatırımları bulunan Jorge Rodrigez Venezuela Ulusal Meclisi lideri olarak ABD’nin istediği bütün formatlara sahip bir kişi konumunda. Trump’ın Rodrigezler’deki ısrarı biraz da Rusya ile varıldığı ileri sürülen gizli mutabakattan yani emepryal dizayndan kaynaklanıyor.

Ukrayna–Venezuela Hattı: Büyük Güçler Arasında Sessiz Mutabakat

Unutmayalım ki Ukrayna ve Venezuela dosyaları iki süper gücün çok yakın mesai içinde olduklarını hatta buna mecbur olduklarını gösteriyor. Venezuela’da ABD’nin istemediği kişi olan Nikolas Maduro Rusya’nın yeşil ışığıyla tasfiye edilirken Ukrayna’da da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in istemediği Volodomir Zelenski’nin tasfiye süreci için düğmeye basıldı.

Nitekim dün Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisinin yeni Başkanı olarak atanan Kirilo Budanov’a Devlet Başkanı Zelenskiy’nin ‘halefi’ olarak bakıldığı ve bu atamayı Kiev’in ABD’nin ısrarıyla yaptığı ileri sürülüyor. Çinlilerin dediği gibi ilginç zamanlardan geçiyoruz. Kimse tek başına hareket edemiyor. Venezuela’daki iktidar değişiminde büyük güçlerin tıpkı Ukrayna’daki barış sürecinde olduğu gibi ortaklaşa çalıştığını görmek lazım.

Trump’ın Maduro’nun görevden alınmasını bir şova dönüştürmesi bence Ukrayna dosyasındaki hezimeti kapatmaya yönelik bir hamle. Bu yolla dikkatleri dağıtan Trump, ABD’deki muhalefet başta olmak üzere Avrupa ve dünyadan gelecek tepkileri de bertaraf edip Ukrayna’da kaybeden ABD’nin imajını restore etmeye çalışıyor.

Fakat kapalı kapılar ardında ne yapılsa da dünya kamuoyu her şeyi görüyor ve biliyor. Her şey çok açık. Yeni bir dünya kuruluyor. Yeni paylaşım ve yeni nüfuz sahaları konusunda uzlaşan büyük aktörler, birbirlerinin imajlarını zedelemeden dünyaya ve kendi arka bahçelerine düzen veriyor. Olan biten bu!

Rusya ve ABD uzlaştıktan sonra Venezuela veya Ukrayna’daki iktidarların yeni sürece boyun eğmekten başak seçeneği kalmıyor. Ukrayna’dan sonra Venezuela’da da aynı emperyal dizayn devreye girdi. Haliyle iç ve dış kısımdaki aktörlerin uzlaşısı göz önüne alındığında Nikolas Maduro için çoktan karar verildiği anlaşılıyor. Büyük satranç tahtasındaki taşlardan çıkan jeo-politik strateji bize bu portreyi gösteriyor. Belki de yanılıyoruzdur. Gerçek bambaşkadır. Onu da ancak zamanla öğreneceğiz. Ancak şu anki verilerle karşımıza çıkan tablo bu!

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER