Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

Münih’te Türkiye Üzerinden Verilen Küresel Mesajın Anatomisi – Reşit Kemal As

Reşit Kemal AS – 14 Şubat 2026

 

 

Münih’te yapılan bazı oturumlarda Türkiye’nin savunma hamleleri, Rusya ile ilişkileri ve bölgesel adımları tek boyutlu bir perspektifle ele alındı. Bu yaklaşımın dili ve zamanlaması, doğal olarak şu soruyu gündeme getirdi: Bu bir stratejik mesaj mıydı, yoksa bilinçli bir algı operasyonu mu?

Bu soruya cevap verebilmek için önce zemini doğru okumak gerekiyor.

Konferansın Arka Planı: Güvenlik Mimarisi Yeniden Yazılıyor

Münih Güvenlik Konferansı yalnızca bir tartışma platformu değil; Batı güvenlik mimarisinin yön tayin ettiği bir akıl merkezi. Burada söylenen sözler çoğu zaman diplomatik nezaketin ötesinde anlam taşır.

Son yıllarda Avrupa’nın güvenlik algısı ciddi biçimde değişti. Ukrayna savaşı, enerji krizi, NATO’nun genişleme süreci ve ABD’nin küresel öncelik kaymaları Avrupa’yı yeni bir güvenlik mimarisi arayışına itti. Bu yeni mimaride ise “öngörülebilir müttefik” kavramı öne çıkıyor.

Türkiye ise tam bu noktada farklılaşıyor.

Ankara artık sadece ittifak çizgisini takip eden bir aktör değil, kendi çıkar tanımını yapan, gerektiğinde Batı ile ters düşebilen, Rusya ile konuşabilen, Orta Doğu’da bağımsız pozisyon alabilen bir güç.

İşte gerilim tam burada başlıyor.

Türkiyenin Savunma Hamleleri: Rahatsızlığın Gerçek Nedeni

Türkiye’nin son yıllardaki savunma sanayi atılımı, yalnızca askeri kapasite artışı değil,  aynı zamanda stratejik bağımsızlık beyanı anlamına geliyor.

Milli İHA ve SİHA projeleri, deniz platformları, elektronik harp sistemleri ve uydu tabanlı kontrol kabiliyetleri, Türkiye’yi dışa bağımlılıktan uzaklaştırıyor. Bu da Batı’nın geleneksel “tedarikçi–müşteri” ilişki modelini zayıflatıyor.

Münih’te yapılan eleştiriler teknik değil, siyasi ton taşıyordu. Türkiye’nin savunma yatırımları güvenlik katkısı olarak değil, “kontrol dışı güç artışı” olarak sunuldu.

Bu bir tesadüf değil.

Çünkü savunma bağımsızlığı, dış politika bağımsızlığının ön koşuludur.

Rusya Dengesi: Eleştiri mi, Baskı mı?

Türkiye’nin Rusya ile ilişkileri Batı başkentlerinde uzun süredir tartışma konusu. Ancak Ankara’nın yaklaşımı net: Karadeniz güvenliği, enerji arzı ve bölgesel krizler söz konusu olduğunda Moskova ile diyalog bir tercih değil, zorunluluk.

Buna rağmen Münih’teki bazı panellerde Türkiye’nin Rusya ile temasları “saf tercihler” gibi sunuldu. Oysa Türkiye’nin aynı zamanda Ukrayna’ya verdiği destek, Karadeniz tahıl girişimi sürecindeki rolü ve NATO içindeki konumu görmezden gelindi.

Tek boyutlu anlatı burada devreye giriyor.

Gerçekliğin bir kısmını büyütüp diğer kısmını perdelemek, algı inşasının klasik yöntemidir.

Stratejik Mesaj Boyutu

Bu tabloya bir de şu açıdan bakmak gerekiyor: Belki de amaç Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak değil, pozisyon netleştirmeye zorlamaktı.

Stratejik mesaj şuydu:

Yeni güvenlik mimarisi şekillenirken gri alanlara yer yok.”

 Avrupa, özellikle Rusya tehdidi bağlamında daha net saflaşmalar görmek istiyor. Türkiye’nin çok yönlü diplomasisi ise bu netliğe meydan okuyor.

Dolayısıyla Münih’te verilen mesaj, bir tür hizalanma çağrısı olabilir.

Algı Operasyonu Boyutu

Ancak kullanılan dil ve çerçeveleme yöntemi, meseleyi salt stratejik uyarı olmaktan çıkarıyor.

Türkiye’nin savunma kapasitesi artışı veya Rusya ile diyalogu, bağlamından koparılarak ele alındığında şu imaj oluşuyor:

Türkiye güvenilmez bir ortak.”

 Bu algının inşa edilmesi, hem Avrupa kamuoyunda hem de NATO içindeki karar mekanizmalarında Türkiye’nin manevra alanını daraltmayı hedefleyebilir.

Bu noktada mesele sadece politika değil, algı yönetimi haline geliyor.

Türkiye Ne Yapmalı?

Bu tür platformlarda verilen mesajları sadece savunma refleksiyle karşılamak yeterli değil. Türkiye’nin iki yönlü bir strateji izlemesi gerekiyor:

Birincisi, şeffaf ve veri temelli diplomatik anlatıyı güçlendirmek. Savunma projeleri, enerji dengesi ve Rusya ile temasların nedenleri açık ve net biçimde anlatılmalı.

İkincisi, alternatif güvenlik iş birliklerini görünür kılmak. Çok yönlü dış politika yalnızca söylem değil, kurumsal iş birlikleriyle desteklenmeli.

Türkiye artık savunma üreticisi, enerji geçiş ülkesi ve kriz yönetiminde ara bulucu. Bu üç rol, onu vazgeçilmez kılıyor.

Tuzak Değil, Test

Münih’te yaşananları tek başına bir tuzak olarak görmek eksik olur. Bu daha çok bir testti.

Türkiye’ye verilen mesaj netti: Yeni dönemde pozisyonunu daha açık tanımla.

Ancak Ankara’nın son yıllarda ortaya koyduğu çizgi de net: Bağımsızlık ile ittifak arasında bir tercih yapmak zorunda değiliz.

Türkiye artık sadece sistemin parçası değil, sistemin yönünü etkileyen bir aktör. Ve sistem, buna henüz tam alışmış değil.

 

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya, Karadeniz’den Orta Doğu’ya Kadar Uzanan Alanda Aktif Olması, Mevcut Dengeleri Zorluyor – Reşit Kemal As

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER