Reşit Kemal AS – 07 Ocak 2026
Rusya ile Avrupa ülkeleri arasında olası bir savaş, Türkiye açısından “tarafların uzağında bir kriz” olarak görülemez. Çünkü bu coğrafyada savaşlar cephelerde değil, boğazlarda, enerji hatlarında, hava sahalarında ve ekonomilerde kazanılır ya da kaybedilir. Böyle bir çatışma, Türkiye’yi istemese de merkeze çeken çok katmanlı riskler üretir.
Türkiye’nin en büyük stratejik gücü olan coğrafyası, büyük savaş senaryolarında aynı zamanda en büyük kırılganlığıdır. Karadeniz, böyle bir çatışmada ilk militarize olacak alanlardan biridir. Rus donanması, NATO’nun doğu kanadı ve Avrupa güvenliği aynı havzada karşı karşıya gelirken, Türkiye kilit ülke konumundadır.
Montrö Sözleşmesi bu noktada Türkiye’ye hukuki güç verir, ancak aynı zamanda ağır bir siyasi baskı da üretir. Boğazların statüsü, savaşan tarafların geçiş talepleri ve NATO beklentileri Ankara’yı denge politikası ile ittifak sadakati arasında zorlayıcı bir tercihe iter.
Türkiye, NATO üyesidir ama Rusya ile doğrudan sınırı olmayan nadir üyelerden biridir. Olası bir Rusya–Avrupa savaşında bu durum Ankara’yı otomatik olarak cephe ülkesi yapmaz, ancak stratejik lojistik merkez haline getirir.
İncirlik’ten radar üslerine, hava sahasından deniz trafiğine kadar Türkiye’nin altyapısı, savaşın dolaylı bir parçası olur. Bu da Türkiye’yi doğrudan hedef olmadan bile askeri risklere açık hale getirir. Siber saldırılar, hibrit tehditler ve istihbarat faaliyetleri ilk etapta Türkiye’yi vurabilir.
Savaşların en kalıcı etkisi çoğu zaman ekonomide hissedilir. Rusya, Türkiye’nin enerji tedarikinde kritik bir aktördür. Avrupa ile Rusya arasında geniş çaplı bir savaş, enerji arzında şok dalgaları yaratır.
Doğalgaz fiyatları, ticaret yolları, turizm gelirleri ve sigorta maliyetleri… Hepsi aynı anda baskı altına girer. Türkiye, bir yandan Avrupa ile ticaretini korumaya çalışırken, diğer yandan Rusya ile ilişkilerini tamamen koparmanın ekonomik bedelini ödemek zorunda kalabilir.
📌Karadeniz’in Militarizasyonu
Karadeniz bugüne kadar görece “kontrollü” bir denizdi. Ancak büyük bir Rusya–Avrupa savaşı, Karadeniz’i Doğu Akdeniz’den daha sıcak bir cepheye dönüştürebilir. Denizaltılar, mayınlar, insansız deniz araçları ve hava unsurlarıyla artan askeri varlık, Türkiye’nin deniz güvenliğini doğrudan tehdit eder.
Bu durum, Türk donanmasının sürekli teyakkuzda kalmasını gerektirir, bu da savunma bütçesi, personel yorgunluğu ve uzun vadeli caydırıcılık açısından ciddi bir yük anlamına gelir.
📌Tarafsızlık Lüksü Var mı?
Türkiye son yıllarda “denge politikası”nı ustalıkla kullandı. Ancak büyük bir Rusya–Avrupa savaşı, bu alanı daraltır. Avrupa’dan “daha net duruş” beklentisi, Rusya’dan ise “tarafsız kalma” baskısı gelir.
Her iki tarafla da konuşabilen bir aktör olmak avantajdır, fakat savaş büyüdükçe bu avantaj şüpheyle karşılanır. Türkiye için asıl risk, arabulucu rolü ile “güvenilmez ortak” algısı arasında sıkışmaktır.
📌Göç ve İç Güvenlik Riski
Savaş yalnızca cephede yaşanmaz, sonuçları sınırları aşar. Avrupa’da derinleşecek bir güvenlik krizi, yeni göç dalgaları ve düzensiz hareketlilik yaratabilir. Türkiye, zaten yüksek göç yükü taşıyan bir ülke olarak bu dalgalardan dolaylı biçimde etkilenir.
Ayrıca savaş ortamı, radikal grupların, kaçakçılığın ve organize suç ağlarının hareket alanını genişletir.
📌Kazananı Olmayan Bir Senaryo
Rusya ile Avrupa arasında olası bir savaşta Türkiye’nin “kazanan” olması mümkün değildir. En iyi ihtimalle zararı sınırlamaya çalışan bir aktör olabilir. Riskler askeri, ekonomik ve diplomatik olarak iç içe geçmiştir.
Türkiye açısından mesele,
Bu savaşta taraf olmak değil, sürüklenmemek hayati önemdedir, ve belki de en kritik gerçek,
Büyük savaşlar, genellikle haritaları değil, denge politikalarını yıkar. Türkiye’nin önündeki asıl sınav, bu yıkımın altında kalmadan ayakta kalabilmektir.




YORUMLAR