Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar photo
Reşit Kemal As

Suriye–İsrail Savaşı, Tek Başına Kalmaz: Lübnan, Irak ve Hatta Körfez Hattı Bile Bu Gerilimden Etkilenir – Reşit Kemal As

Reşit Kemal AS – 02 Ocak 2026

 

Ortadoğu’da bazı savaşlar vardır; iki ülke arasında başlar ama bölgenin tamamını içine çeker. Suriye ile İsrail arasında çıkabilecek olası bir savaş da tam olarak böyle bir çatışma olur. Bu, klasik anlamda bir sınır savaşı değil; vekillerin, istihbarat servislerinin ve bölgesel hesapların aynı anda devreye girdiği çok katmanlı bir kriz anlamına gelir.

Bugün Suriye ile İsrail arasındaki gerilim düşük yoğunluklu saldırılar ve örtülü operasyonlarla sürüyor. Ancak bu dengenin bozulması, Ortadoğu’daki kırılgan statükoyu hızla parçalayabilir.

Suriye: Savaşacak Devlet, Karar Verecek Güç Var mı?

Öncelikle net olmak gerekir: Suriye, uzun yıllardır tam anlamıyla egemen bir devlet gibi hareket edemiyor. Ordusu yıpranmış, ekonomisi çökmüş, hava sahası büyük ölçüde dış aktörlerin kontrolünde. Bu nedenle Suriye–İsrail savaşı denildiğinde, sahada görülecek olan esas aktör Suriye değil; İran ve ona bağlı unsurlar olacaktır.

Bu durum, savaşın süresini kısaltabilir ama etkisini büyütür. Çünkü İsrail için tehdit, Şam’dan değil; Şam üzerinden İran’dan gelir. İsrail’in güvenlik doktrini de tam olarak bu noktada sertleşir: Tehdit kaynağı nerede ise orası hedef olur. Bu da Suriye’nin çok daha ağır bir yıkımla karşı karşıya kalması demektir.

İsrail: Caydırıcılık mı, Kontrolsüz Tırmanma mı?

İsrail açısından olası bir savaş, “önleyici güvenlik” refleksiyle yürütülür. Hızlı, yoğun ve yıkıcı bir askeri cevap, İsrail’in alışılmış yöntemidir. Ancak sorun şu ki; bugün İsrail’in karşısında düzenli bir ordu değil, dağınık ama çok cepheli bir yapı vardır.

Golan’dan Lübnan sınırına, Suriye içlerinden Akdeniz’e uzanan bu karmaşık tablo, İsrail’i kısa sürede kazanılacak bir savaşa değil; kontrolü zor bir tırmanmaya sürükleyebilir. Böyle bir senaryoda savaşın coğrafyası genişler, süresi uzar ve maliyeti artar.

Bölgesel Etki: Ateş Bir Yerde Yanmaz

Suriye–İsrail savaşı, tek başına kalmaz. Lübnan, Irak ve hatta Körfez hattı bile bu gerilimden etkilenir. Vekil güçler devreye girer, enerji hatları risk altına girer, hava sahaları kapanır. Bölge ekonomileri yeni bir şok yaşar.

Bu tür bir savaşın en hızlı sonucu ise göç olur. Zaten ağır bir insani yük taşıyan komşu ülkeler, yeni dalgalara hazırlıksız yakalanır. Türkiye açısından bakıldığında bu, sadece insani değil; aynı zamanda ciddi bir iç güvenlik ve sosyoekonomik risk anlamına gelir.

Türkiye Açısından: Seyirci Kalınabilecek Bir Savaş Değil

Türkiye, Suriye–İsrail hattında çıkacak bir savaşı uzaktan izleyemez. Hava sahası, sınır güvenliği, terör örgütlerinin hareketliliği ve mülteci riski doğrudan Ankara’nın gündemine girer. Ayrıca Suriye’deki güç dengelerinin değişmesi, YPG/SDG gibi yapıların alan kazanmasına da zemin hazırlayabilir.

Bu nedenle Türkiye için asıl mesele, kimin haklı olduğu değil; savaşın yaratacağı boşlukların kim tarafından doldurulacağıdır. Ortadoğu’da boşluklar hiçbir zaman uzun süre boş kalmaz.

Bir Savaş, Çok Fazla Kaybeden

Suriye ile İsrail arasında çıkacak olası bir savaşın kazananı olmaz. İsrail daha güvensiz, Suriye daha yıkık, bölge daha istikrarsız hale gelir. Ancak kaybedenler listesi uzundur: Bölge halkları, kırılgan devletler ve zaten zorlanan ekonomiler.

Bu yüzden asıl soru “savaş çıkar mı?” değil; “çıktığında kim bu yangını söndürebilir?” sorusudur. Ne yazık ki bugün Ortadoğu’da yangını söndürecek güçlü bir siyasi irade değil; sadece yangını yönlendirmeye çalışan aktörler var.

Ve bu, belki de savaşın kendisinden daha tehlikelidir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER