Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 09 Ocak 2026
8 Ocak 2025 tarihi itibariyle Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep’te El-Şara yönetiminin askerleri ile PKK terör örgütünün Suriye uzantısı PYD/YPG (ABD’ye göre Suriye Demokratik Güçleri: SDG) arasında çatışmalar başladı. Aslında ABD’de Trump yönetiminin Venezuela’da uluslararası hukuku hiçe sayan harekatından ve Grönland’a el koyma hazırlığından bahisle “Trump merkezli” yeni bir analiz hazırlarken, çok yakından ilgilendirdiği için Türkiye’nin de çatışmalara müdahale ihtimali yüksek bu konu ele alındı.
PYD/YPG/SDG ile Şam Yönetimi Arasındaki Sorunlar
Suriye’de el-Şara yönetimi 8 Aralık 2024’te Esad’ın Rusya’ya kaçması üzerine iktidar oldu. Esad’a karşı ayaklanan ve “terör örgütü” diye adlandırılan HTŞ (el-Nusra)’nın lideri Colani, iç hukuk düzenlemeleri ve seçimler sonunda el-Şara adıyla devlet başkanı olarak tayin edildi. Bu yeni yönetim, Arap Birliği’nde ve İİT’nda bir sorun yaşamadı.
ABD tarafından başına konulan “10 milyon dolarlık” ödül kaldırıldı. ABD Başkanı Trump’la ilki Riyad’da, ikincisi Washington’da Beyaz Saray’da olmak üzere iki kez görüştü. Esad döneminde Suriye’ye uygulanan “Sezar Yaptırımları” kaldırıldı. Eylül 2025 sonlarına doğru el-Şara, 58 yıl sonra BM Genel Kurulu’nda konuşan ilk Suriye Devlet Başkanı oldu.
Bu kısa özetlerden de anlaşılacağı üzere el-Şara yönetiminin dış politikada kısa sürede önemli aşamalar kaydettiği söylenebilir. Ancak yurt içindeki sorunlar çok daha büyüktür. Kuşkusuz ki en büyük sorun, 14 yıla yakın devam eden iç savaşlar sebebiyle alt üst olan alt yapılar, enerji sorunu ve yerinden edilen insanların tekrar yerleştirilmesi, gelirden yoksun hükümetin maaşları dahi ödemedeki güçlüğü olarak söylenebilir. Yani devasa ekonomik sorunlar…
Ancak en az bu sorun kadar önemli olan bir diğer önemli sorun da iç istikrarın sağlanmasıydı. Zira Esad rejimi sırasında bile adeta yamalı bohça halindeyken henüz “devletleşme” ve “milletleşme”si gerçekleştirilemeyen Suriye, bir kaç parçaya bölünebileceği bir siyasi konjonktürde idi. Esad yanlılarının kısmen de olsa ortaya çıkan direnişleri yanında özellikle rejim değişikliğinin ardından Suriye’deki işgalini Golan Tepelerinin ötesine uzatarak başkent Şam’ın 20 km yakınına kadar sokulan İsrail’in kışkırtmaları da diğer bir büyük sorundu.
İsrail özellikle sınırlarına yakın bölgedeki Dürzileri zaman zaman Şam yönetimine karşı kışkırtıp desteklediği gibi, aynı zamanda Suriye’nin kuzey doğusundaki YPG/SDG üzerinde de etkindi. ABD ve ABD’nin Ortadoğu Komutanlığı (CENTCOM)’ndan ekonomik, askeri, silah, eğitim, istihbarat ve siyasi açıdan destek bulan PYD, “özerk” yönetimde ısrarcıydı.
SDG’nin elebaşısı Mazlum Abdi, ABD askerlerinin himayesinde helikopterle intikal ettiği Şam’da 10 Mart 2025’te el-Şara ile 8 maddelik bir “Mutabakat Zaptı” imzaladı. Buna göre YPG, kontrolü altındaki petrol sahalarını ve sınır kapılarını Şam yönetimine devretme yanında, silahlı güçlerini de 2025 yılı sonuna kadar Şam yönetiminin silahlı kuvvetlerine entegre edecekti. Ancak bu mutabakata büyük ölçüde uyulmadı.
Terörsüz Türkiye kapsamında Türkiye’nin de ısrarla takip ettiği bu “entegrasyon” konusunda taraflar birbirinden 180 derece farklı. Şam yönetimine göre YPG/SDG güçlerinin Suriye Savunma Bakanı emrine girmelidir. Mazlum Abdi ise, özerk yönetim içerisinde ancak Şam yönetimine bağlı olmanın yeterli olacağında ısrarlı. Abdi’nin bu ısrarı, İsrail gibi Türkiye’de DEM Parti ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi tarafından destekleniyor.
Hatta 28 Şubat 2025’te “PKK’nın tüm gruplarıyla silah bırakması” talimatını veren “Kurucu Önder” Öcalan bile son günlerde YPG/SDG’nin “iç güvenlik” sebebiyle silahlı gücünü muhafaza edebileceği görüşünde.
Halep Çatışmalarının Gerekçeleri ve Çatışmanın Olası Boyutları
PYD/SDG ile 1 Nisan 2025’te varılan bir diğer mutabakata göre de Kürt nüfusun ağırlıklı olduğu Halep’in kuzeyindeki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeki YPG/SDG’nin çekilmesi gerekiyordu. Zira bu mahallelerde mutabakat öncesinde ve sonrasında YPG/SDG zaman zaman hükümet güçlerine ve sivil halka ateş açmakta, bölgede sivil halkı tehdit eden silahlı çatışmalar çıkmaktaydı. YPG/SDG Halep’ten de çıkmayarak ikinci bir ihlalde bulundu.
YPG/SDG ile sorunlar 2025 yılı sonuna kadar çözülemeyince, 4 Ocak 2026’da taraflar Şam’da tekrar bir araya geldiler. Başlangıçta ordu yapısı içinde üç tümen ve üç tugay oluşturulması konusunda uzlaşı sağlandığı bildirildi. Hatta Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) de ayrı bir statü ile entegrasyona tabi olacağı, “özel bir tugay çatısı altında” Suriye ordusuna katılacağı üzerinde duruldu. Ayrıca, bir “Sınır Koruma Tugayı” ile terörle mücadele için ayrı bir “Terörle Mücadele Tugayı” kurulması da masaya getirildi.
İmza törenine Arap ülkelerinden üst düzey temsilciler, ABD’nin Ortadoğu’daki CENTCOM’dan yetkililer, IŞİD’le Mücadele Koalisyonu Operasyon Komutanı Lambert, ABD’nin Ankara Büyükelçisi/Suriye Özel Temsilcisi Barrack da davet edildiler. Şayet gerçekleşirse bu aktörler anlaşmanın uygulanma sürecinde “garantör” rolü üstleneceklerdi.
Ancak bir sonuç alınamadı. Bu arada YPG/SDG’yi “Suriye’yi bölme girişimleri” konusunda uyaran Şam yönetimi, böylesi bir gelişmeye silahla karşılık verileceğini açıklamıştı.
Son görüşmenin ardından YPG/SDG her ne kadar Halep’te “askeri varlığı” bulunmadığını bildirse de, Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde silahlar konuşmaya başladı. Özellikle 6 Ocak’ta patlak veren çatışmada çoğu hükümet görevlisi 17 kişi öldü. Çatışmalar 7 Ocak’ta da devam edince Şam yönetimi 8 Ocak saat 13.00’a kadar çatışmaların sona ermemesi halinde askeri müdahalede bulunacağını açıkladı ve bölgedeki sivillerin evlerini tahliye etme uyarısında bulundu. Yaklaşık 45 bin kişi Halep’ten ayrıldı.
Ancak evlerinden kaçan bu sivillerin üzerine bile ateş açan YPG/SDG militanları 8 Ocak’ta belirtilen saatte de çatışmalarını sürdürdü. Bunun üzerine de bölgede tahkimat ve çatışma hazırlığı yapan hükümet güçleri belirtilen saatte karşı harekete geçtiler.
Şam yönetiminin kararlı bir şekilde Halep’i YPG/SDG’den temizlemek için başlattığı harekatın, ABD gibi bir küresel gücün “Durdurun!” tehdidinin gelmemesi halinde devam etmesi kuvvetle muhtemeldir. Öte yandan, daha önce güneydeki Dürzilere harekatı sırasında uğradığı yeni bir İsrail tehdidi de gelebilir. Bu ise Türkiye’den desteği gerektireceğinden, mahalli ve küçük bir çatışma bölgesel istikrarı tehdit edebilecek bir boyuta çıkabilir.
8 Ocak Çatışması Öncesi ve Sırasında Tepkiler
Suriye kuvvetlerinin saldırı saatiyle ilgili açıklamasının ardından en büyük tepkiler DEM Parti, Kürt Bölgesel Yönetimi ve İsrail’den yükseldi.
DEM Parti’nin 7 Ocak 2026 tarihli bildirisinde, Şam yönetiminin muhtırası “Suriye’nin siyasi ve idari bütünlüğüne ve istikrarına açık bir tehdit!” niteliği taşıdığı ifadeyle, YPG/SDG’nin aksine Halep’in Kürt mahallelerindeki sivil halka saldırı yapıldığını ve bu saldıranların Türkiye destekli “Hemzat, Emşat, Sultan Murad ve Nureddin Zengi” gruplarınca yapıldığı ileri sürülerek, “Suveyda’da Dürzilere yapılmak istenen katliamın daha ağırı Halep’te Kürt mahallelerinde yapılmak istenmektedir!” denildi.
DEM Parti ayrıca yukarıda 4 Ocak 2026 tarihli toplantıya davet edilen “Garantör ülkelere” de “Bütün Suriye’yi yeni çatışmaların alanına dönüştürme riski taşıyan bu askeri saldırıların” engellenmesi!” çağrısında bulundu.
DEM Parti’ye benzer bir açıklama da Irak Kürdistan Demokratik Birlik Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani’den “Halep’te sivillerin can güvenliğine yönelik ‘ciddi bir tehdit’ ve “Bölgedeki Kürtlere karşı etnik temizlik tehlikesi” var olduğunu ileri süren bir açıklama geldi.
Bölünmüş bir Suriye’yi tercih ettiklerini hemen her fırsatta açıklayan İsrail de Şam yönetimine karşı bir açıklamada bulundu. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, ”Suriye rejim güçlerinin Halep’teki Kürt azınlığa yönelik saldırıları ağır ve tehlikeli!” şeklindeki Şam yönetimin eleştirdi. Sa’ar ayrıca “Uluslararası toplum genel olarak ve özellikle Batı, IŞİD’e karşı cesurca ve başarıyla savaşan Kürtlere bir onur borcu var!” diyerek, YPG/SDG’ye destek çağrısında bulundu.
El-Şara yönetimine Halep harekatı konusunda en ciddi destek Türkiye’den geldi. Milli Savunma Bakanlığı harekatın tamamen Suriye Ordusu tarafından gerçekleştirildiğini ifadeyle, “Suriye’nin güvenliği bizim güvenliğimizdir (…) Ülkemiz ‘Tek Devlet, Tek Ordu’ ilkesi doğrultusunda Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğü temelinde, terör örgütleriyle mücadelesini desteklemektedir!” şeklinde açıklamayı sürdürdü. Son olarak da “yardım talep etmesi halinde Türkiye’nin Suriye’ye gerekli yardımı sağlayacağı ifade edildi.
Sonuç
Suriye’de Esad sonrası döneminin oldukça sancılı geçeceği, sürecin başlamasıyla birlikte World of Türkiye (WOT) adlı e-gazetemizdeki analizlerde paylaşılmıştı. Zira Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunan Türkiye ile Suriye’nin parçalanmasını savunan İsrail gibi iki bölgesel gücün çıkarları çatışmaktadır. Oysa İsrail’e hemen her dönemde en önemli desteği veren ABD’nin Trump yönetimi, iki ülke arasında bir güvenlik anlaşması imzalanması konusunda her iki ülkeye de baskı yapmış ama İsrail, “daha önce cihatçı bir lider” olduğu gerekçesiyle el-Şara’ya güvenmediğini ileri sürerek bu anlaşmaya yanaşmadı.
ABD’nin 2026 yılı savunma bütçesinden de önemli pay ayrılan YPG/SDG’nin, ABD ve İsrail güvencesiyle entegrasyonu kendi bildiği gibi uygulama isteğiyle özerklikten vazgeçmeyeceği, 10 Mart Mutabakatı’ndan beri tahmin edilmekteydi. Mutabakat zaptı sisli ifadelerle yazıldığı için mutabakattan hemen sonra Türkiye’den Dışişleri ve Milli Savunma bakanları soluğu Şam’da almışlardı.
“Çatışma ne kadar sürer, Halep dışına taşar mı?” buna bugünden “Evet!” demek mümkün olmasa da, “büyük bir ihtimalle olabilir!” de denilebilir.
Şayet çatışmalar Halep dışına taşarsa Türkiye’nin müdahalesini de gerektirebilir. Bu durumda İsrail, ABD ve Avrupa’nın birçok ülkesi, YPG/SDG Suriye’deki Kürtlerin yarısı kadar olmadığı halde “mazlum Kürt halkına” karşı orantısız güçle silah kullanıldığı gerekçesiyle eleştirilerde bulunabilir. Hatta “silah bıraktığını” söyleyen PKK militanları bölgeye kaydırılabilir.
İç cephesi İmamoğlu olayı ve ücretliler/emeklilere maaş fiyaskosu sebebiyle sıkıntıda olan Türkiye’nin, en azından dış cepheyi güçlendirmek maksadıyla Türkiye-Suriye işbirliği ile İİT ile Arap Birliği’nin mutlak surette diplomatik desteğinin alınması önemlidir.
TSK’nın YPG/SDG üzerine yapacağı bir askeri harekat ise, hala Sırat Köprüsü’nde gibi duran Terörsüz Türkiye sürecini akamete uğratabilir, yeniden PKK terör tehdidi ortaya çıkabilir.
Tv ekranlarında da gösterilen çatışma manzarasına bakıldığında Hükümet güçlerinin sokak ortasında ayakta ve karşı taraftan açıkça görünebilecek şekilde otomatik silahlarla “acemice” ateş ettikleri görülmektedir. Buna karşılık YPG/SDG’nin SİHA ve havan topları kullandığı açıklandı. Bu acemiliklerle bir iç güvenlik harekatının başarısı oldukça güçtür. Türkiye’nin bu konularda da el-Şara güçlerine askeri eğitim desteği vermesi düşünülmelidir.
NOT: 9 Ocak, İstiklal Harbi’nin ilk “İlk Kurşunu”nun atıldığı Hatay’ın Dörtyol ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun 125’nci yıldönümüdür. Bu güzel yurt köşesi için şehit ve gazi olan atalarımızı minnet, rahmet ve hürmetle anarken, Dörtyollu hemşerilerimin bayramını içtenlikle kutlarım.




YORUMLAR