Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 12 Ocak 2026
World of Türkiye (WOT) adlı e-gazetemizde de “2025’te Gerilim Yaratan Küresel ve Bölgesel Gelişmeler” başlığı altında 1 Ocak 2026’da yayınlanan raporda, 2025 yılının en dikkat çekici gelişmelerinden bahsederken ilk sıraya “ABD’de İkinci Trump Dönemi ve Küresel Türbilans” alt başlığı altında Trump yönetiminin küresel düzeni alt üst eden icraat ve düşünceleriyle ilgili özet bilgilere yer verilmişti. Bugün ABD’nin de müdahil olma riski taşıyan İran odaklı gelişmeler yer verildi.
Haydut Devlet Venezuela’ya Çökerken
Trump türbülansının 2026’da da hızını arttırması bekleniyordu ama 3 Ocak gününün erken saatlerinde “haydut devlet” özelliğini bu denli pervasızca gösterebileceği de beklenmemekteydi. BM tarafından meşruiyeti bilinen Venezuela’nın başkentinde, Devlet Başkanı Maduro’nun konutuna saldırıp, onu ve eşini esir alarak ABD’ye götürdü.
Maduro gibi 1989 yılındaki gibi aynı günde (3 Ocak) Panama Diktatörü Noriega da benzer bir operasyonla sarayından alınmıştı. Noriega’nın bahçesine helikopterlerle nakledilen özel kuvvetlere ait bir grup, silahlı çatışma sonucu Noriega’yı alarak ABD’ye yargılanmak üzere götürülmüştü. O tarihte de ABD’de bir diğer Cumhuriyetçi Başkan (George Bush) bulunuyordu. Dönem ise Sovyetler Birliği’nin çöküş dönemiydi.
Bu iki uluslararası “saraydan devlet başkanı kaçırma” haydutluğunda bile ciddi farklar var. Noriega tam anlamıyla bir diktatör iken, bir çok demokrasi karşıtı tutumuna rağmen Maduro en azından seçimle görevine geldiği bilinmektedir. Ancak Maduro’nun yakalanışı, ABD’de arabalarla tutukevine ve ardından yargı binasına nakli sırasındaki görüntülerin tüm dünya Tv yayınlarına servis edilmesi, en azından bir “Trump hafifliği”dir…
Trump’ın ABD’si Venezuela’dan büyük ölçüde istediğini alacak gibidir. Trump yönetiminin bu operasyonun bahanesini uyuşturucu kaçakçılığının önlenmesi şeklinde açıklamasına inanan da yoktur. Zira ABD istihbaratı bile Venezuela’nın doğrudan devlet eliyle uyuşturucu ticaretini yaptığına ilişkin kati bir delil ortaya koyamamıştır. Keza uluslararası mahkeme kararları ile BM’in raporlarında da bu yönde bir veri bulunmuyor. Yani petrol ve nadir toprak elementleri başlıca sebep!
Venezuela’da geçici yönetimden istenen ilk 30 bin tonluk petrolü alan ABD, bu ülkeyi artık ABD’nin yöneteceğini söyledi. Trump, Venezuela’da petrol çıkarmak isteyen şirket yöneticilerini de toplayarak, “Venezuela’da iş yapacak şirketlere biz karar vereceğiz!” diyerek, bu ülkenin sömürgeye dönüştürüldüğünü büyük bir pişkinlikle duyurmuş oldu.
İran’da Halk Gösterileri ve Gerekçeleri
Venezuela’da halkın makus talihi yeni bir serüvene itilirken, yaklaşık 15 günden beri de bir diğer petrol ülkesi İran, sokak gösterileriyle kaynıyor. Başlangıçta başkent Tahran’ın muhtelif bölgelerine ilaveten ülke dışından Farsça yayın yapan Tv ekranlarına göre Meşhed, Tebriz ve dini açıdan önemi bilinen Kum şehrinde bile protesto gösterileri devam sürüyor. Bu arada birçok yerde internet imkanı da tamamen kesilmiş durumda.
Gösterilerin sebebi yüksek enflasyon ve halkın satın alma gücündeki büyük kayıplar. Zira ABD ve onu takip eden ülkelerin uyguladığı ekonomik yaptırımlar sebebiyle İran, sahip olduğu enerji kaynaklarını değerlendirebilmekte sıkıntı çekmekte, adeta “varlık içinde yokluk çekme”dir. Bu yokluk süresinin uzaması üzerine halkın itirazı giderek gösteri boyutundan yer yer isyana kadar varan ataklara sebebiyet vermektedir.
İran’daki gösterilerde ölenlerin ve yaralananların sayısı artmaya başlayınca ABD Başkanı Trump, müdahale etmekle tehdit etti. Trump’ın bu tehdidine karşı da İran dini lideri Hamaney, ABD’nin olası saldırısına karşılık Körfez Ülkelerindeki ABD üsleri ile İsrail’in hedef alınacağını söyledi.
28 Aralık 2025’te başlayan İran’daki protesto gösterileri 10 Ocak 2026’da 180 kente ve toplam 512 noktaya genişledi. İran İnsan Hakları Örgütü’ne göre gene aynı gün itibariyle protestolar esnasında 490’ı protestocu, 48’i güvenlik gücü mensubu olmak üzere 538 kişi hayatını kaybetti. Bu sürede gösteriler sebebiyle gözaltına alınların sayısı da 11 bine yaklaşmış durumdadır. 11 Ocak itibariyle 111 güvenlik güçleri mensubunun öldüğü de yazılanlar arasındadır.
Gösteriler giderek şiddetlenirken, güvenlik güçleri de daha sertleşmekte, böylece mevcut kargaşalar da masum sokak gösterileri boyutunun dışına sürüklenmektedir.
11 Ocak’ta Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, “Düşman, eğitilmiş teröristleri ülkeye soktu. Kargaşa çıkaranlar ve isyan edenler, protesto eden halk değildir. Biz protestocuların sesini duyuyoruz ve onların sorunlarını çözmek için tüm çabamızı ortaya koyuyoruz!” derken ayrıca ABD ile İsrail’in “Kargaşa çıkarın, öldürün ardınızdan biz geliyoruz!” şeklinde insanları tahrik ettiğini ifadeyle ailelere telkinlerde bulundu.
ABD’nin Venezuela Sonrası Hedefi İran Olabilir mi?
Trump’ın tehdidi üzerine “ABD, henüz hafızalarda yeni olan Venezuela benzeri bir harekatı İran’a yapabilir mi?” Ya da “Şimdi sıra İran’da mı?” şeklinde sorular sıkça söylenmeye başladı.
Her şeyden önce İran’ın Venezuela gibi “zayıf devlet” olduğu söylenemez. ABD’nin 20 yılı aşkın süredir uyguladığı ağır yaptırımlara rağmen ayakta kalabildi. Köklü bir devlet yönetme geleneği ve milletleşme süreci yaşamış bir ülkedir.
Ancak ABD açısından İran’a saldırının bahaneleri içerisinde “uyuşturucu kaçakçılığı” değil, Venezuela’ya saldırının asıl gerekçesi olan iki husus var: Bunlardan ilki, İran’ın dünyanın 4’ncü büyük petrol rezervine sahip ülkesi olması. Humeyni rejimi ile evvelce İran petrolünün üzerine çökerek sömüren ABD petrol şirketleri dışarı atıldığı için kuyruk acısı devam etmektedir.
İkincisi de nasıl ki Çin, son yıllarda Venezuela’da petrol ve diğer ekonomik kaynaklar konusunda anlaşmalar yapmışsa, İran’la da Çin’in başta petrol olmak üzere önemli işbirliği alanları mevcuttur. Tabii bir de İran’ın “nükleer silah ürettiği” iddiası mevcuttur.
Bu sebepledir ki ABD ile İsrail’in İran’ı hedef alan konuşmaları üzerine Çin ile Rusya’nın bu ülkeye füze ve füze savunma sistemleri naklettiği duyuldu.
Daha önce bir çok siber saldırı ile nükleer alanda çalışan bilim adamları terörist saldırılara uğrayan İran’a son olarak da Haziran 2025’ta İsrail ile ABD’nin füze ve hava saldırıları gerçekleşti. Genelkurmay Başkanı ve Devrim Muhafızları Komutanı dahil 20 en üst düzey komutanı ve üç nükleer fizikçiyi kaybeden, nükleer tesislerinde büyük hasarlar alan İran, karşılık vermekten de geri kalmadı. Fırlattığı balistik füzelerle İsrail’in “Demir Kubbe” isimli hava/füze savunma sisteminin o kadar da güçlü olmadığını ispatladı. Keza, aynı tarihlerde ABD’nin saldırısına karşı Katar’daki ABD’nin El-Udeid’e üssüne de füze saldırısı yaptı.
Sonuç
ABD’nin İran’a olası saldırısıyla İran dini lideri ve ülke yöneticilerini bir anda esir alarak ülkeden çıkartması, ülkeyi bir günde ABD sömürgesi haline getirmesi Venezuela’daki kadar kolay olamaz. Buna karşılık İran’a füze saldırıları yapabilir. Ancak, İran’ın misilleme tehdidi dikkate alındığında, Körfez Ülkeleri, ülkelerinde bulunan ABD üslerinin kullanılmasına taraf olamayacaklardır. Buna rağmen ABD kullanacak olursa, ABD’nin ısrarla istediği İbrahim Anlaşmaları rafa kaldırılabilir.
Kuşkusuz ABD de İran’ın Venezuela gibi kolay bir lokma olmadığını biliyordur. Ancak bu ülkeye ağır hasarlar verdirerek yapacağı füze ve hava saldırıları ile Körfez Ülkelerine de “ayar” vermek isteyebilir. Yani Venezuela üzerinden Kolombiya ve Meksika’ya verdiği gibi…
Bu arada her ne kadar İran’ın devrik Şahı Rıza’nın oğlu da halkı Humeyni rejimine kışkırtmaya çalışsa da, olası bir Amerika (ve İsrail) saldırısı, halkı tekrar dışarıya karşı kenetleyebilir.
Venezuela’nın ardından İran’a bir harekat üzerine Çin ve Rusya da ABD’nin karşısına farklı alanlardaki silahlı hareketlerle karşılık verebilir. Örneğin Çin’in bir süredir beklenen Tayvan saldırısı gerçekleşebilir… Bu tür gelişmeler, yazmak istemiyor olsak da, yeni bir dünya savaşına yol açabileceği de bir yüksek bir olasılıktır!
Bu arada bir cümle de Türkiye’yi yönetenlere: “Bugün Venezuela’ya ve İran’a yapılan, ses çıkarılmazsa yarın size de yapılabilir!” II. Dünya Harbi öncesi Hitler’in adım adım genişlettiği işgal faaliyetlerine uzun süre ses çıkarmayan komşu ülkeler de bundan payını almışlardı.
Tarihten ders alınmalı, en azından İslam İşbirliği Teşkilatı toplantıya çağrılarak, ABD tehdidine karşı bir açıklama yapılması düşünülmelidir.




YORUMLAR