Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar photo
Celalettin Yavuz

Türkiye’nin 2025 Yılı Değerlendirmesi ve 2026 Yılı Öngörüleri – I – Prof. Dr. Celalettin Yavuz

Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 04 Ocak 2026

 

2025 yılında Türkiye’de öne çıkan gelişmeler şöyle sıralanabilir: Terörsüz Türkiye süreci, Suriye’de el-Şara yönetimi ve İsrail’in Suriye manevraları, KKTC’de Cumhurbaşkanlığı Seçim sonuçları, Ak Parti Olağan Kongresi, CHP Olağanüstü ve Olağan Kongreleri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nun tutuklanması, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın tutuklanması,  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Beyaz Saray’da ABD Başkanı Trump’la buluşması, Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo’nun ilk yurtdışı gezisini Türkiye’ye yapması, TSK’ya ait bir nakliye uçağının Azerbaycan’dan Türkiye’ye intikalde Gürcistan’a düşmesi, Libya Genelkurmay Başkanı ve heyetini Ankara’dan Libya’ya intikal ettiren uçağın düşmesi, Türkiye semalarında düşen/düşürülen İHA’lar, Karadeniz’de vurulan Türk ticaret gemileri, Doğu Akdeniz’de İsrail-Yunanistan-GKRY Askeri işbirliği, futbolda şike-bahis skandalı, ekonomik gelişmede sıkıntılar-ücretliler ve emeklilerin artan sıkıntıları, artan doğal felaketler ve su sıkıntısı…

Yukarıdakiler ve diğer önemli hususlar iki bölüm halinde  ele alınarak özet bilgiler sunulmuştur.

Terörsüz Türkiye Sürecindeki Gelişmeler:

Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin girişimleriyle başlatılan PKK terör örgütünün söndürülmesi süreci, okurlarımızla sık sık paylaşmış olduğumuz analizlerde de belirtildiği üzere 2025’te de artan bir ivmeyle devam etti.

DEM Parti heyetinin İmralı ziyaretinin ardından PKK terör örgütü elebaşısı (bazılarına göre ‘Kurucu Lider’) Öcalan’ın Türkçe ve Kürtçe mesajı 28 Şubat 2025’te açıklandı. Mesajın en can alıcı cümlesi “Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir!” şeklindeydi.

Her ne kadar süreç Ekim 2024’te alev almışsa da, PKK ve DEM Partinin ikircikli tutumu bir süre de olsa devam etti. Özellikle “Demokratik haklar”, “Anayasal kimlik”, özellikle federal sistemi çağrıştıran “Yerinden yönetim” hususlarına vurgular yapıldı. Bu arada sıkça kullanılan “Kardeşlik”, “barış” ve “Kürt meselesi” gibi gibi ifadelerle sorun, PKK teröründen “Kürt sorunu”na evrilmek istendi. PKK’nın Suriye uzantısı PYD/YPG’deki yönetim şekli “demokratik” yönetime örnek gösterilmeye çalışıldı.

PKK terör örgütü, Temmuz 2025’te Irak’ta yabancı basın mensuplarının da bulunduğu bir yerde sembolik bir “silahları yakma töreni” düzenledi. Ancak 28 Şubat mesajından sonra da PKK’nın silah kullanmadığı açıkça görüldü, ya da basına yansımadı.

5 Ağustos 2025’te TBMM’de 51 milletvekilinden oluşan “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” kuruldu. TBMM’de grubu bulunan ve başından beri Terörsüz Türkiye sürecinin bu şekilde başlatılmasına karşı çıkan İYİ Parti’nin üye vermediği komisyon, Aralık 2025 sonlarına kadar 20 toplantıda konuyla ilgili kurum, dernek ve uzmanları dinledi.

Bu esnada önce Ekim 2025’te PKK, Irak’ta Kandil eteklerinden yaptığı açıklamayla Türkiye’deki silahlı militanlarının Türkiye’den çekilmekte olduğunu açıkladı. Daha sonra da 24 Kasım’da komisyon üyelerinden 4 kişilik bir heyet İmralı’da Öcalan’la görüştü. Böylece Öcalan, kimine göre taraflar arasında “aracı/arabulucu”, kimine göre de PKK tarafının “Baş müzakerecisi” olma sıfatına kavuştu.

Komisyonun son toplantısında konuyla ilgili olarak görevlendirilen akademisyenler dinlendi. Ancak bu “uzmanların” basında yer alan raporu tespitten öteye geçememiş, yani komisyonun kararına esas olabilecek çözüm yolları önerilememiştir. Bu ise ciddi bir eksikliktir.

Komisyona üye veren siyasi partiler ve gruplar, 20 toplantının ardından raporlarını TBMM Başkanlığına sundular. Buna göre ortak bir yazman grubu oluşturularak iki ay içerisinde komisyona sunulacak bir metin ortaya konulacak.

Süreci en olumsuz etkileyen hususlardan biri, Suriye’deki PYD/YPG’nin de silahları bırakması veya el-Şara yönetiminin kontrolü altına girmesiydi. Bu konu Türkiye’de iktidarın özellikle üzerinde durduğu bir konuydu. Hatta Öcalan’ın 28 Şubat 2025 tarihli açıklamasındaki “tüm gruplarca silahların bırakılması” talimatının da PYD/YPG (ABD ve PKK’ya göre SDG)’yi kapsadığında ısrarcıydı. Ancak “Öcalan yeni yıl mesajında” bu konuyu “SDG ile Şam yönetimi arasında 10 Mart’ta imzalanan mutabakat çerçevesinde dile getirilen temel talep, halkların kendi kendini bir arada yönetebileceği demokratik bir siyasal modeldir. Bu yaklaşım, merkezi yapıyla müzakere edilebilir demokratik bir entegrasyon zeminini de içinde barındırmaktadır. (…) Türkiye’nin bu süreçte kolaylaştırıcı, yapıcı ve diyaloğa açık bir rol üstlenmesi hayati önemdedir!” şeklinde açıkladı. Yani PYD/YPG’ye özerklik (yerinden yönetim) verilmeli ve bu konuda da Türkiye yardımcı olmalıymış!

World of Türkiye(WOT) gazetemizin24 ve 29 Aralık tarihlerinde konuyla ilgili olarak; “Terörsüz Türkiye’de Komisyonların Raporları Çatışıyor“ ve “Yok Denilen Pazarlık, Terörsüz Türkiye’yi Gölgeliyor” başlıklı analizlerde de belirtildiği üzere, DEM Parti’nin TBMM Başkanlığına sunmuş olduğu raporda, Osmanlı Devleti ile Cumhuriyet döneminde “Kürtlere baskı ve asimilasyon” politikası uygulandığı suçlaması yapılarak bir Kürt-Türk savaşı varmışçasına “Barış Yasası” istenmektedir.

Keza “çok dilli, çok kültürlü, çok inançlı ve çok kimlikli toplumsal gerçekliği tanıyan yeni bir anayasal düzen” de istenmektedir. Ayrıca “Anadili hakkı, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümünün, eşit yurttaşlık ve demokratik cumhuriyet anlayışının kurucu unsurlarından biri olarak kabul edilmesi” ile “Kürtçe başta olmak üzere anadilinin kullanımı!” da talep edildi. Yumuşak bir üslup kullanılsa da PYD/YPG’nin özerklik ısrarı adeta “kırmızı çizgi”si gibiydi.

DEM Parti raporu ve Öcalan’ın son mesajları dikkate alındığında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ağustos 2025’te şehit yakınları, gazi ve gazi yakınlarına gönderdiği mektupta, “Şundan emin olmanızı hassaten rica ve istirham ediyorum, bu sürecin hiçbir noktasında pazarlığa, müzakereye, tavize, gizli ve süfli girişimlere yer verilmemiştir, bundan sonra da verilmeyecektir!ifadesiyle taban tabana zıttır.

İsrail-Türkiye Hattında Yükselen Gerilim

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki “soykırım” derecesindeki saldırganlığı, 2024 yılındaki gibi 2025’te de Türkiye’de iktidarın adeta en önemli meselesiydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Fidan’a ilaveten neredeyse tüm bakanların, STK’ların da öncelikleri arasındaydı.

İsrail, e gazetemiz WOT’ta 30 Aralık 2025’te yayınlanan, “2025’te Gerilim Yaratan Küresel ve Bölgesel Gelişmeler” başlıklı analizde de belirtildiği üzere, Ortadoğu’da bölgesel istikrarın başlıca suçlusu olurken, Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren Suriye’de de işgal ve el-Şara yönetimine güçlük çıkartan manevralara girişmiştir. Bu bağlamda ülkenin güneybatısındaki Dürzileri yönetime karşı kışkırttığı gibi, Terörsüz Türkiye süreciyle yakından bağlantılı PYD/YPG’nin 10 Mart Mutabakatı’na aykırı hareketlerini de desteklemektedir.

İsrail’in bir diğer manevrası da Yunanistan ve GKRY’ye silah desteği yanında, Aralık 2025 sonunda bu iki ülkeyle askeri işbirliği anlaşması imzalayarak, Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı bir pakt oluşturmaya çalışmasıdır.

İsrail’de bazı bakanlar da dahil Türkiye açıkça hedef ülke gibi gösterilmeye başlanmıştır. Zaten İsrail için casusluk yaparken yakalananlar da bunu açıkça göstermektedir.

Suriye’deki Gelişmeler ve Türkiye’deki Sığınmacılar

Bir üstteki başlıkta Suriye’de Türkiye’yi ilgilendiren en önemli konunun, PYD/YPG’nin Terörsüz Türkiye sürecine etkisi vurgulanmıştır. Bu oluşumun geçen yılın sonuna kadar Şam yönetimiyle imzalan 10 Mart mutabakatına uyması gerekmekteydi. Ancak YPG silahlı gücü Şam yönetiminin emri altına girmedi. Bu durum Şam yönetimi-YPG arasında yeni ve ağır bir çatışmaya sebep olabilir.

Şam yönetiminin askeri gücünün yeterli olmadığı dikkate alındığında, sürecin tehlikeye gireceği kaygısıyla Türkiye de YPG üzerine yürüyebilir. Bu ise bölgede ABD ile İsrail’e karşı bir hareket olarak değerlendirileceğinden, Türkiye’ye yeni ABD yaptırımlarını da getirebilir.

Suriye’ye siyasi, askeri eğitim ve enerji alanlarında en güçlü desteği veren Türkiye, 2025’te imzalanan bir seri anlaşmalarla ülkenin deniz yetki alanlarındaki olası enerji kaynaklarını, madenleri ve diğer mineralleri2026 yılında araştırmaya ve değerlendirmeye başlayacaktır.

Bir zamanlar 4 milyon ila 15 milyon arasında abartılı rakamların telaffuz edildiği Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların bir kısmı ülkelerine geri döndüler. Göç İdaresi Başkanlığı’nın 11 Aralık 2025 tarihli açıklamasına göre 11 Aralık 2025 itibarıyla Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı sayısı 2.362.466’ya geriledi. Bunların 1 milyon 140’inin üzerindekiler 18 yaşın altındaki Suriyeli çocuklardır.

Suriyeli sığınmacıların sayısı 2021’de 3 milyon 737 bin 369 ile en üst seviyeye çıkmıştı. Daha önceki Suriye ile ilgili yazılarımızda da belirtildiği gibi, sığınmacıların geri dönenleri genellikle 1/3 civarında olacağı tahmini verilmişti. Gelinen günde de bu gerçekleşmiştir.

Suriyelilerin en kalabalık bulunduğu iller İstanbul, Gaziantep, Şanlıurfa, Adana ve Hatay’dır.

Rusya-Ukrayna Savaşının Türkiye’ye Olumsuz Etkileri

Türkiye’nin tarafsızca yaklaştığı savaş 4’üncü yılını tamamlamaya giderken, bir taraftan da ABD Başkanı Trump’ın başlattığı barış çabaları da sürdürülmektedir. Ancak barış çabaları sürdürülürken bile taraflar karşı tarafı “barışa zorlayacak” hareketlerden geri kalmamaktadırlar.

Bunlar yapılırken Karadeniz’de iki ülkeye ait olmayan ticaret gemileri de “Kurunun yanında yaş da yanar!” kabilinden saldırıya uğramaktadırlar.

Ukrayna, Karadeniz’in uluslararası sularında bandırası Türk olmasa da donatanı Türk olan iki tankere Kasım 2025 sonlarında insansız deniz araçlarıyla saldırdı. Buna karşılık Rus kuvvetleri de Odesa limanındaki bir Türk ticaret gemisine ağır hasar verdi.

Bu konuda Türkiye rahatsızlığını taraflara bildirirken, 15 Aralık 2025’te Karadeniz’den Türk hava sahasına giren bir İHA, Çankırı yakınlarında Türk F16’ları tarafından düşürüldü. Çok küçük parçalara ayrılan İHA’nın kime ait olduğu soru işareti iken, Kocaeli ve Balıkesir illerinde de birer İHA’nın düşmüş olduğu öğrenildi.

Henüz aidiyeti belirsiz bu İHA’ların; Türkiye’nin hava keşif/erken ihbar/hava savunma refleksini test etme veya taraflardan birine karşı Türkiye’yi kışkırtma amacı güdebilir.

KKTC’de Cumhurbaşkanlığı Seçimleri

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’nde 19 Ekim 2025’te yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Tufan Erhürman, oyların %62,76’sını alarak kazandı. Türkiye’de Cumhur İttifakı’nın adayı ise mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’dı.

Erhürman, Tatar ve Cumhur İttifakı’nın aksine “iki devletli çözüm” yerine federasyon sistemini benimsemektedir. Bu sebeple MHP Genel Başkanı Bahçeli tarafından, resmi seçim sonuçları belli olmadan önce KKTC Meclisi’ne, seçimleri iptal edip Türkiye’ye 82’nci il olarak katılması çağrısı yapıldı. Ancak bu çağrı Kıbrıs’ta ve Cumhurbaşkanı Erdoğan nezdinde kabul görmedi.

Aslında bu sonuç “Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur!” denircesine belliydi. Zira KKTC’deki bazı kara para aklama, mafyavari ilişkiler, Türkiye’nin yanlış olduğu anlaşılan büyükelçi atamaları, KKTC basınında yer alan bu konularla ilgili suçlamalarda kamuoyunu ikna edici açıklamalar yapılamayışı bu sonucu doğurmuştu.

Öte yandan Türk devlet adamları, 2024’te olduğu gibi 2025’te de enerjilerinin büyük bir kısmını İsrail Sorunu’na ayırdığı için Kıbrıs biraz da gölgede kalmıştı.

Türkiye-ABD İlişkileri

Türkiye-ABD ilişkileri açık basında Trump-Erdoğan “dostluğu”na bağlı gibi gösterildi. Koltuğuna oturduktan sonra Erdoğan’a “akıllı adam” diyerek, sözde Suriye’deki gelişmeleri Türkiye’ye bırakmış görünse de, PYD/YPG (SDE)’ye silah ve ekonomik yardım yapmayı sürdüren Trump’ın ABD’si, İsrail’in bölgedeki tüm saldırganlıklarına göz yumduğu gibi, Suriye’deki müdahalelerine de yeşil ışık yaktı.

Erdoğan’ın ısrarla Türkiye’ye davet ettiği Trump’la nihayet 25 Eylül’de Beyaz Saray’da görüşen Erdoğan için, bu ziyaret öncesinde Trump’ın oğlu ile İstanbul’da görüşmesi ve ziyaret öncesinde ABD’deki bir düşünce kuruluşunda ABD’nin Ankara Büyükelçisi Barrack’ın “Erdoğan’a meşruiyet” verildiği sözü, görüşmelerin Türk kamuoyunda değerini yitirmesine sebebiyet verdi. Zaten görüşmede, ABD’den çok daha maliyetli LNG satın alma yanında, THY için orta/uzun vadede milyarlarca dolar tutarında Boeing yolcu uçağı ve teknik bakım malzemesi alma gibi sözleşmeler imzalandı.

Bu görüşmelerde ABD’nin lehine milyarlarca dolar tutarındaki ticari anlaşmalar yapılırken, Erdoğan’ın istediği F-16 uçakları ve kitleri ile F35 uçaklarının tedariki konusunda bir ilerleme kaydedilemedi. Aksine ABD, Rusya’dan petrol ithalatının kesilmesini de istedi.

Türkiye’nin pek de lehinde olmadığı anlaşılan bu sonuç özellikle muhalefet medyasında oldukça eleştirildi.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Barrack’ın zaman zaman Türkiye’nin çevresiyle ilgili bölge jeopolitiği değişimi için senaryo yazarcasına söylemleri, haklı bir eleştiri sebebidir.

Kasım ve Aralık 2025’teki Uçak Kazaları

Dağlık-Karabağ zaferinin yıldönümü kutlamaları sebebiyle gidilen Azerbaycan’dan Türkiye’ye intikal ettiği sırada C-130 Hercules modeli askeri nakliye uçağı 11 Kasım 2025’te Gürcistan üzerindeyken düştü. Uçakta bulunan 20 kişilik F16 uçaklarının teknik personeli de şehit oldu.

Bu olayın üzerinden uzunca bir süre geçmemişken bu kez de 24 Aralık 2025’te Libya Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanını taşıyan Libya uçağı havalandıktan kısa bir süre sonra Haymana yakınlarına düştü. Ankara’dan Trablus’a gitmekte olan uçakta mürettebat dahil 7 kişi de hayatını kaybetti.

Her iki olayın ardından kara kutuların deşifresi henüz açıklanmadı.

 

NOT: Analizin devamı, sonuç ve 2026 yılı öngörüleriyle ilgili değerlendirmeler analizin ikinci bölümündedir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER