Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 06 Ocak 2026
Analizin ilk bölümünde 2025 yılında Türkiye’de öne çıkan gelişmelerden Terörsüz Türkiye süreci, İsrail-Türkiye Hattında Yükselen Gerilim, Suriye’deki Gelişmeler ve Türkiye’deki Sığınmacılar, Rusya-Ukrayna Savaşının Türkiye’ye Olumsuz Etkileri, KKTC’de Cumhurbaşkanlığı Seçimleri, Türkiye-ABD İlişkileri ile Kasım ve Aralık 2025’teki Uçak Kazaları konuları özetlenmişti.
Bugün ise diğer önemli bulunan hususlar özetlenerek sonuçlara ve öngörülere yer verilmiştir.
Türkiye’de Ekonomik Gelişmeler – Ücretliler ve Emeklilerin “İyileştirilemeyen” Durumu
Türkiye’de 2023’te görevi devralan ekonomi heyetinin tüm “gayretleri”ne ve hedef %20 olmasına rağmen enflasyon 2025 yılı sonunda %30’un altına indirilemedi. Bu durum en çok da ücretliler ve emeklilerin aleyhine oldu.
Üstelik TÜİK verilerine göre 2025 yılı için %30.89 olarak açıklanan yıllık enflasyon ekonomistlerin önemli bir kısmı tarafından “güvenilir” olarak bulunmadı. Bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG)’a göre yıllık enflasyon %56, iktidara yakın İstanbul Ticaret Odası tarafından İstanbul’daki enflasyon da %37,68 olarak hesaplandı.
Enflasyon oranı bağkur emeklileri ile memur ve ve memur emeklilerinin maaş zamlarını etkilediği için TÜİK’in uzunca bir süredir kamuoyunda güvenilirliği kuşkulu hale gelen bu veri bazı ekonomistlerce “İktidar, canı çektiği kadar enflasyon açıkladı!” şeklinde özetlenmektedir.
2018 yılından sonra, hele de Ekim 2021’de “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur!” şeklinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın savunduğu “Nas ekonomisi” sonunda 2023 yılında büyük bir açmaza giren Türk ekonomisinin kurtarılabilmesi için ücretli ve emeklilere yüklenen iktidar, 2026 yılı için de ümit vermedi. Baskılanan döviz neticesinde verilen ücretleri ABD doları ile kıyaslayan iktidar, hane halkının satın alma gücünden adeta habersiz gibi.
Ak Parti iktidarı orta direği neredeyse yerlerde süründürürken, bu konuda pek ses çıkartamayan ortağı MHP’den neyse ki yılın son günü cılız da olsa bir tepki geldi. MHP Elazığ Milletvekili Semih Işıkver, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a verdiği soru önergesinde, “artan yaşam maliyetleri karşısında” emekli maaşlarının yetersiz kaldığını ifadeyle sorular yöneltti. Bunlardan “Memur emeklilerinin son iki yılda uygulanmayan seyyanen zam taleplerinin kayıplarla birlikte telafisine yönelik bir planlama var mıdır?” sorusu, özellikle dikkat çekicidir.
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” ilkesine de vurgu yapan Işıkver, anlaşılan o ki partisinin iktidar ortağı olduğunu unutmuş. Ya da “Dostlar alışverişte görsün!” diye bir önerge vermiş.
Üstelik soruları arasında “Emeklilerden yüzde kaçının yoksulluk sınırı altında maaş aldığı” sorusu da eksik!
Ticaret Bakanı Bolat tarafından Türkiye’nin ihracatının 2025’te rekor kırdığı ballandıra ballandıra anlatılırken, çok daha yüksek oranda artan ithalat rakamı pas geçilmektedir.
Ticaret Bakanlığı tarafından Ocak 2026 ayı başlarında yayınlanan verilere göre; “2025 yılı aralık ayında geçen yılın aynı ayına göre; ihracat yüzde 12,8 oranında artışla 26 milyar 411 milyon dolar, ithalat yüzde 11,2 oranında artışla 35 milyar 826 milyon dolar oldu.” Aralık ayında dış ticaret hacmi, %11,9 artışla 62 milyar 237 milyon dolara ulaştı.
Aralık 2025’te %6.9’luk artışla dış ticaret açığı 9,42 milyar dolar oldu. 2025 yılının tamamında ihracat %4,5’luk artışla 273 milyar 434 milyon dolara, ithalat ise %6,3’lık artışla 365 milyar 524 milyon dolara ulaştı.
Evet Bakan Bolat’ın “ihracat”taki artış olduğu yönündeki propagandası doğru. Ama her nedense dış ticaret hacmi, %5,5’lik artışla 638 milyar 958 milyon dolara erişmişse de, aynı dönemde dış ticaret açığının, %12’lik artışla 92,09 milyar dolara ulaştığını söylemiyor. Bu açık gösteriyor ki, bir “mirasyedi” ekonomisi anlayışıyla yurt dışına sattığımızdan daha fazlasını satın alıyoruz.
2025’te enerji hammaddesi alınmadığı halde ticaret açığının en fazla verildiği ülke, 40 milyar doları aşan ithalatla Çin olmuştur. Buna karşılık 4 milyar doları bile bulmayan ihracatla Çin’e karşı, övünç kaynağımız savunma sanayii ihracatının 3.5 katı ticari açık verilmektedir.
TÜİK verilerine göre 30 Eylül 2025 itibarıyla Türkiye’nin brüt dış borç stoku 564,9 milyar dolar olup milli gelire oranı %36,7’dir. Net dış borç stoku ise 279,4 milyar dolar ve stokun milli gelire oranı %18,2 idi. Hazine garantili dış borç stoku da 15,3 milyar dolar olarak hesaplanırken, kamu net borç stoku, 8 trilyon 236 milyar lira olup, stokun milli gelire oranı %14,3 olarak belirlendi. AB tanımlı genel yönetim borç stoku ise 14 trilyon 133 milyar lira, ve milli gelire oranı %24,5’tir.
Diğer Önemli Gelişmeler
2025 yılında satırbaşları ile özetlenebilecek diğer önemli gelişmeler şöyledir:
Ermenistan’la normalleşme: ABD Başkanı Trump’ın da etkisiyle Azerbaycan’la Ermenistan arasında Ağustos 2025’te Washington’da barış anlaşması imzalandı. Bunu takiben Türkiye ve Azerbaycan’la normalleşmeyi hızlandırmak isteyen Ermenistan 15 Eylül’de sınır geçişlerindeki pasaport vize damgalarındaki Ağrı Dağı resminin 1 Kasım’dan itibaren kaldırılacağını açıkladı.
Kasım ayında Azerbaycan üzerinden Rus buğdayının Ermenistan’a intikaline izin veren Azerbaycan\ Aralık 2025’te de Ermenistan’a benzin sevk etti.
Ermenistan-Azerbaycan anlaşmasıyla birlikte Zengezur Koridoru’nun açılması için gayretler daha da arttırılmaya başladı. Böylece Türkiye ile Türk Dünyası arasında kesintisiz bir karayolu/demiryolu ulaştırmasının yolu da açılmış oldu.
Müstakbel Cumhurbaşkanı Adayı Karmaşası: Mevcut Anayasa’ya göre Erdoğan’ın yeniden aday olamayacağı düşünülerek, Ak Parti cenahında cumhurbaşkanı adayının kim olacağı konusunda tartışmalar alev aldı. Başlangıçta Erdoğan’ın damatları ve oğlu Bilal Erdoğan’a ilaveten Dışişleri Bakanı Fidan, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve TBMM Başkanı Kurtulmuş’un adları konuşuluyordu/ Son haftalarda ise Bilal Erdoğan ile Fidan daha öne çıktılar. Bizzat iktidar yanlısı medya tarafından bu olası adaylar parlatılmaya veya hasar aldırılmaya çalışıldı.
Hatta bir Tv kanalının genel yayın yönetmeni üzerinden patlak veren uyuşturucu skandalının bile bu sebeple su yüzüne çıkarıldığı ileri sürülmektedir.
İmamoğlu Olayı ve CHP’nin Mitingleri: CHP’li İstanbul BB Başkanı İmamoğlu’nun çeşitli sebeplerle tutuklanması üzerine CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Türkiye çapında başlattığı seri mitingler aralıksız sürdürülmektedir. Özel, bu mitinglerde Erdoğan’ın mahkeme tarafından verilen cezanın tebliği sonrasında bile tutuklanmayıp, miting yaptıktan sonra davetle ve basının eşliğinde karakola gittiğini açıklamaktadır. Buna karşılık henüz iddia aşamasına gelmeden önce ve “aranan azılı bir suçlu” gibi tutuklanan İmamoğlu’nun adeta yargısız infazla karşı karşıya kaldığını, masuniyet karinasının yok edildiğini açıklamaktadır.
Bu durumu Avrupa’daki Sosyal Demokrat hükümetlere de bildirmesi, Özel’in “Türkiye’yi Avrupalı ülkelere şikayet ettiği” şeklinde eleştiriye de sebebiyet vermiştir.
407 şüpheli hakkında düzenlenen iddianame ile, “Örgüt kurma, rüşvet, dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırma, suç gelirlerini aklama, kişisel verileri yayma!” suçlarından dolayı İmamoğlu için 849 yıl 6 aydan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapsi cezası talep edildi.
İmamoğlu hakkındaki 4 bin sayfaya yakın iddianamede gizli tanıkların yer değiştirmesi ise iddianamenin ciddiyetini ve doğruluğunu sorgulatmakta, bu tutukluluğun yapılacak ilk seçimde cumhurbaşkanı seçilme ihtimali yüksek olan İmamoğlu’nun önünü kesmek için siyasi bir manevra olduğu şüphesini desteklemektedir.
MHP’nin Terörsüz Türkiye’yi Açıklama/İkna Çabaları: Özellikle başlangıcında pek anlaşılamayan Bahçeli’nin başlattığı “Terörsüz Türkiye” süreci, MHP’nin değil tabanı, teşkilatı tarafından da anlaşılmamış olacak ki, Meclis’in 2025 yılı yaz tatili sırasında Türkiye çapında 9 büyük ilde yapılan toplantılarda bizzat MHP teşkilatına sürecin anlamı açıklanmaya çalışıldı.
Savunma Sanayiindeki Gelişmeler: Yukarıdaki pek çok gelişmenin aksine yüzleri güldüren nadir gelişmeler de yaşandı. Bunlardan biri de savunma sanayiindeki gelişmelerdir. Her ne kadar silah ihracında 8’nci sıradaki İsrail’in gerisinde ve 11’nci sırada da olsa, Türk savunma sanayii çok yönlü olarak gelişimini sürdürdü.
NATO üyesi ülkelerden Romanya’ya MİLGEM korveti, İspanya’ya 30 adet HÜRJET satış sözleşmesi imzalandı. Türk İHA/SİHA’ları, MİLGEM fırkateynleri, hava savunma silah sistemleri ve mühimmatları dünyanın birçok ülkesinde alıcı bulmaya başladı.
2025’de Yaşanan Diğer Önemli Olaylardan Satır Başları:
- Türk-Yunan ilişkileri konusunda İsrail başlığı altında değinildi. GKRY ile birlikte AB ve ABD yönetimleri nezdinde Türkiye aleyhtarı faaliyetlerini aralıksız sürdürdüler.
- Türkiye-AB ilişkileri 2025’te adeta “dondurulmuş” gibiydi. Rusya’nın ciddi bir tehdit görülmesi üzerine Türkiye’nin savunma gücünden yararlanabilmek maksadıyla bazı manevralara başvuruldu.
- Bolu Grand Kartal Otel’de 21 Ocak 2025’te çıkan yangında 78 kişi öldü, 133 kişi yaralandı.
- MSB tarafından verilen bilgilere göre 2025’te hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken 9.942 kişi yakalandı, 66.794 kişi engellendi.
- 2025 yılında Anıtkabir’i 8 milyon 242 bin 170 yerli ve yabancı ziyaret etti. 2024’ yılına göre 2 milyona yakın artış olan Anıtkabir’i 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü’nde 1 milyon 219 bin 148 kişi ziyaret etti. Atatürk’ün ölümsüzlüğü bir kez daha anlaşıldı.
- Türkiye’de 1960’lı yıllarda 6,5 seviyelerinde olan doğurganlık hızının 2024 yılında 1,48’e kadar düştüğü açıklandı. Türkiye’nin geleceği S.O.S. vermeye başladı.
- Aralık 2025 sonlarında, 7 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremde en büyük yıkımı yaşayan Hatay’daki deprem evlerinin anahtarları da teslim edildi. Bazı aksamalar olsa da Türkiye bu ağır felaketin altından tek başına kalkabilmeyi becerdi.
- Başta İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa gibi büyük metropoller olmak üzere Türkiye’nin irili ufaklı pek çok yerleşim bölgesinde su sıkıntıları hissedildi.
Sonuç ve 2026 Yılı Öngörüleri Üzerine Değerlendirmeler
Terörsüz Türkiye süreci, her ne kadar “Ok yaydan çıktı!” denilmiş olsa da en kritik kavşağı dönmeye yeni ulaşmıştır. Konuyla ilgili komisyonun ortak bir metinde bir araya gelmeleri konusunda büyük sıkıntılar olacağı görülebilmektedir. DEM Parti/İmralı’nın “demokratik hukuk devleti” istekleri tüm vatandaşlarımız için gerekli olmakla birlikte, “yerel yönetimlerin özerkliği”, “Kürtçe anadil hakkı”, “Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümü” gibi istekler, pazarlık konusunda ayak diremeyi açıkça işaret etmektedir. DEM Parti raporunun 84’ncü sayfasındaki “Vazgeçmeyen kazanır, vazgeçmeyeceğiz!” sözü, Erdoğan ve Bahçeli’nin aksine, pazarlığın ısrarı anlamını taşımaktadır.
Terörsüz Türkiye sürecini destekleyenlere veya buna karşı çıkanlara “hain” ya da “terörden nemalananlar” şeklinde yakıştırma yapmak, aziz milletimizi birbirine kin ve nefretle kışkırtmaya çalışmakla eşdeğerlidir. En ağır “küfürleri” bile geride bırakan bu yakıştırmaların, sorumlu devlet adamları veya siyasi “liderler”ce sıradan bir kavram gibi kullanılması kabul edilemez yanlışlıklardır.
Türkiye’deki doğurganlık oranının düşmesi ile enflasyon ve ücretlilerin gelirlerini bir arada düşünmek gereklidir. Yeni nesiller “geçim sıkıntısı” çeken emeklileri görünce evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı ertelemektedir. Bu konu Ak Parti ve MHP iktidarı tarafından dikkate alınarak kalıcı bir çözüm bulunmalı, popülist yaklaşımlarla hiç bir çalışan “erken emekli” edilmemeli, devlet tasarruf etmeli, iktidar vakıflarına bağışlarla vergiden muaf olan şirketlerin de vergi vermesi sağlanmalıdır. Yani MHP’li Milletvekili Işıkver’in de tekrarladığı “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!” sözünün arkasında laf olsun diye değil, gerçekten durulmalıdır!
İklim değişikliği özellikle su sıkıntısını ve buna bağlı olarak tarım üretimini olumsuz olarak etkilemeye başladı. Türkiye’nin artık çok ciddi bir şekilde su rejimini denetleyebileceği, destekleyebileceği ve yön verebileceği makro ölçekte bir stratejik plan ile bölgesel/yöresel mikro planlar yapması gerektiği açıkça görülebilmektedir.
Suriye’deki PYD/YPG’ye karşı askeri bir harekata karşı Arap ülkelerini yanına alacak bir diplomasi yürütülmesi yanında, ABD ve Avrupa ülkelerini de “meşru müdafaa” üzerine harekat yapıldığı konusunda inandırıcı gerekçeler bulunmalıdır.
Türkiye’nin demokratik bir hukuk devleti olduğu (veya olması gerektiği) bilindiği halde, yönetenlerin kendi hanedanını yönetime geçirecek şekilde hareket etmesi, aziz milletimize ve Türk demokrasisine karşı açıkça bir meydan okumadır. Benzer şekilde, “Doğmamış çocuğa don biçecek” şekilde bugünden ortaya çıkan olası cumhurbaşkanı adaylarının, Türkiye’de yönetim değişikliğinde rol oynamak isteyen ülkelere yaklaşımının, Türkiye’nin aleyhine gelişmeleri tetikleyebileceği de unutulmamalıdır.
Başta İmamoğlu davası olmak üzere, CHP’li belediye başkanlıkları ile ilgili ve kamuoyunda hukukun zedelendiği algısını yaratan davalar kısa sürede sonuçlandırılarak, milli birlik ve bütünlüğe halel getirici kutuplaşma sona erdirilmelidir.
Ermenistan’da 2026 yılına planlanan genel seçimlerde Başbakan Paşinyan’ın seçimi kazanması halinde, Türkiye ile ilişkileri daha da düzeltebilecek anayasa değişikliği sürecini de başlatabilir. Keza Azerbaycan’a yönelik toprak iddiaları da referandumla ortadan kaldırılabilir. Tabii ki Paşinyan’ın seçilmesine engel çıkarılmaz ise… Türkiye Ermenistan’ı bu konuda teşvik ederken, yanına destek verebilecek ülkeleri de almalıdır.
Çin’e karşı verilen muazzam ticari açık yanında Çin sermayesinin Türkiye’nin en büyük ihracatını gerçekleştirdiği Avrupa’daki hamleleri de dikkate alındığında, bundan Türkiye’nin olumsuz etkilenebileceği düşünülerek Çin’e karşı makro ölçekte bir stratejik ticaret planlaması yapılması mecburiyet haline gelmiştir.
AB’nin 2026 ilk 6 aylık döneminde GKRY (Kıbrıs), dönem başkanlığı yapacaktır. Bu kez her zamankinden çok daha belirgin şekilde Türkiye aleyhtarlığı faaliyetlerine hız vereceği açıktır. Bu özelliğinin AB’nin önemli ülkeleri nezdinde göz önünde tutulması için gerekli diplomatik önlemler alınmalıdır.
KKTC’de yeni Erhürman yönetiminin “federasyon” seçeneği yerine “İki devletli çözüm” konusunda politika izlemesi için ikna edilmesi önemlidir. Aksi bir durum veya “restleşme” Kıbrıslı Türkleri iki kutba ayıran ve Rumların ekmeğine yağ süren bir sonucu getirebilir.
Rusya-Ukrayna savaşının sona ermesi Türkiye lehinedir. Bilhassa Ukrayna’nın yeniden imarı konusunda, AB finans desteğiyle Türk firmalarının ülkeye girişine Rum-Yunan ikilisinin engel çıkartabileceği dikkate alınarak çözüm yolları bulunmalıdır.
İsrail-GKRY-Yunan üçlüsünün “şer üçgeni” denilebilecek askeri işbirliği, Türkiye’nin özellikle de füze ve hava savunması olmak üzere, savunma sistemini takviye etmesini, bu ülkelere karşı ciddi müttefikler bulmasını da dikte etmektedir. Bu ihtimal dikkate alınarak, siyasi liderlerin, milleti birbirine karşı kışkırtmak yerine, milli birlik ve beraberlik etrafında toplamaya çalışmaları esastır.
30 Aralık 2025’te yayınlanan küresel/bölgesel gelişmelerle ilgili analizde de dikkat çekildiği üzere dünya, daha önceki iki dünya savaşında olduğu gibi gerilmekte, savaş bahanesi yaratacak şekilde silahlanmaya hız vermektedir. Türkiye olası bir savaş öncesinde hava kuvvetlerindeki vuruş ve savunma gücü başta olmak üzere savunma sistemlerini daha da güçlendirmeli, dışardan tedarik ettiği hammaddelerin stok ihtiyacını gidermeli, özellikle stratejik hedeflerin bulunduğu bölgelerde halkın sığınak ihtiyacını ön plana almalıdır.




YORUMLAR