Reşit Kemal AS – 07 Ocak 2025
Ukrayna, Fransa ve Birleşik Krallık arasında imzalanan ve Ukrayna’ya çok uluslu asker konuşlandırılmasını öngören niyet anlaşması, sahaya sürülmüş bir birlikten çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu adım, cephedeki asker sayısından ziyade savaşın siyasal ve diplomatik mimarisine yönelik bir hamle. Ve doğal olarak iki temel soruyu beraberinde getiriyor.
📌Rusya buna nasıl tepki verir?
Ve “barış” söylemiyle öne çıkan Donald Trump’ın manevra alanı daralır mı, yoksa bu hamle Trump’ı güçlendiren bir ters etki mi yaratır?
Bu soruların cevabı, niyet anlaşmasının askeri içeriğinden çok, zamanlamasında ve kimler adına konuştuğunda saklı.
📍Asker Konuşlandırmak mı, Siyasi Hat Çekmek mi?
Önce şunu netleştirelim: Bu tür niyet anlaşmaları, hemen yarın binlerce askerin cepheye gireceği anlamına gelmez. Bu, daha çok bir “siyasi niyet beyanı”dır. Mesaj şudur:
“Ukrayna yalnız değil ve bu savaş, sadece Kiev ile Moskova arasında bir dosya değildir.”
Fransa ve Birleşik Krallık’ın bu süreçte öne çıkması tesadüf değil. ABD’nin Ukrayna konusunda iç siyasete sıkıştığı, Kongre dengelerinin ve seçim hesaplarının belirleyici olduğu bir dönemde, Avrupa’nın iki nükleer gücü inisiyatif aldığını göstermek istiyor. Bu aynı zamanda Washington’a da verilen bir mesaj: “Eğer sen geri çekilirsen, biz boşluğu doldururuz.”
📍Rusya’nın Tavrı: Askerden Çok Algıya Tepki
Moskova açısından mesele, kaç askerin konuşlanacağı değil; NATO’nun fiilen Ukrayna sahasına girmesi ihtimali. Rusya bu tür adımları yıllardır “kırmızı çizgi” olarak tanımlıyor. Ancak pratikte Rusya’nın tepkisi çoğu zaman kontrollü olur. Çünkü Kremlin şunu çok iyi biliyor.
“Aşırı sert bir askeri tepki, Batı’yı daha fazla kenetleyebilir.”
Bu nedenle Rusya’nın ilk refleksi büyük ihtimalle:
a-Sert diplomatik açıklamalar
b-Caydırıcılık vurgusu
c-Nükleer söylemin yeniden ısıtılması
şeklinde olacaktır.
Ama doğrudan Batılı askerlerle sıcak teması göze almak, Rusya için hala yüksek riskli bir senaryo. Yani Moskova bu adımı askeri bir tehditten çok, siyasi bir meydan okuma olarak okuyacaktır.
📍Trump’ın “Barış” Alanı Daralıyor mu?
Gelelim Trump meselesine. İlk bakışta bu anlaşma, Trump’ın elini zayıflatıyor gibi görünebilir. Çünkü Trump’ın temel iddiası şuydu:
“Ben gelirim, savaş biter.”
Avrupa’nın sahaya daha fazla girmesi, savaşın çok aktörlü ve karmaşık bir hale geldiğini gösterir. Bu da hızlı bir barış vaadini zorlaştırır.
Ama madalyonun diğer yüzü daha ilginç.
Trump, bu adımı rahatlıkla kendi lehine çevirebilir:
a-“Bakın, Biden ve Avrupalılar savaşı genişletiyor.”
b-“Amerikan askerini bu bataklığa sokmayacağım.”
c-“Barışı ben sağlayacağım, onlar tırmandırıyor.”
Yani bu hamle, Trump’ın alanını daraltmak yerine, iç siyasette eline yeni bir propaganda malzemesi de verebilir. Trump için bu tür Avrupa inisiyatifleri, “ABD’nin sırtına yük bindiren elitlerin” hikayesini besler.
📍Asıl Mücadele Cephede Değil, Anlatıda
Bu noktada savaşın bir başka boyutu daha netleşiyor: anlatı savaşı.
Kim barışı istiyor?
Kim savaşı uzatıyor?
Kim sorumlu, kim çözüm üretici?
Fransa ve Birleşik Krallık’ın adımı, Ukrayna’ya askeri güvence vermekten çok, bu anlatı savaşında pozisyon alma çabasıdır. Avrupa, “masada yok sayılmak” istemiyor. Trump ise tam tersine, masayı sadeleştirmek ve kendini tek arabulucu olarak sunmak istiyor.
📍Daralan Alan mı, Sertleşen Zemin mi?
Bu niyet anlaşması:
a-Rusya’yı kısa vadede askeri olarak değil, psikolojik ve diplomatik olarak sıkıştırır.
b-Trump’ın barış alanını otomatik olarak daraltmaz; aksine doğru kullanılırsa retoriğini güçlendirebilir.
c-Asıl etkiyi cephede değil, 2025 sonrası kurulacak masanın kimlerle ve hangi şartlarda kurulacağını belirleyerek yaratır.
“Bu adım bir barış hamlesi değil, bir pozisyon alma hamlesidir.
Ve savaşın bu aşamasında pozisyonlar, mermilerden daha belirleyici hale gelmiştir.”
Trump için bu gelişme bir engel değil; doğru okunduğunda, “ben gelmeden barış olmaz” iddiasını besleyen yeni bir zemin de olabilir.
“Barış gerçekten mi isteniyor, yoksa herkes barışı kendi şartlarıyla mı tanımlıyor?”
Zaman gösterecek.




YORUMLAR