Doç. Dr. Kemal OLÇAR – 31 Mart 2026
Son savaşlar göstermiştir ki korunması en zor alan hava sahasıdır… Bu yüzden hava sahasının ne olduğunu anlamak ve teorik olarak nasıl korunması gerektiğini ortaya koymak bir gerekliliktir. Ardından milli ve bölgesel pratik hava korunma usullerinin ne durumda olduğunu tartışmalıyız. “Hava Sahası Kontrol ve Yönetimi” barış, gerginlik, kısıtlı operasyon ve harekât gibi farklı koşullarda farklı boyutlarda değerlendirilmelidir. Bunun yanında hava sahası kontrolü genellikle “NATO” ve “Milli” mekanizmalar ile eşgüdümlü olarak sağlanmaktadır. Ancak ulusal çıkarlarımızı doğrudan ilgilendiren, özel eğitim konuları kapsamındaki ve milli harekât esnasındaki hava izleri yabancı makamlarla (NATO dahil) paylaşılmamaktadır.
Bazı radarlar NATO’ya deklare edilmediğinden çeşitli askeri faaliyetler esansında filtreleme yapılabilmektedir. Aynı şekilde NATO da ülkelere bazı filtrelemeler uygulamaktadır. Genel olarak radar izi paylaşım süreci Almanya Ramstein’da konuşlu NATO Hava Komutanlığı tarafından yönetilmektedir. Türkiye de hava izlerini Eskişehir’deki merkezden İspanya’daki Torrejon merkezine aktarmaktadır. Eğer NATO ülkelerinin hava sahalarına yaklaşan bir “iz” tespit edilirse ve tam olarak teşhis/tespit yapılamaz ise yerde ve havada görevli uçaklar beş ile on beş dakika içerisinde müdahale edebilmektedirler (scramble).
NATO’nun Hava Savunma Mimarisi Nasıl Şekillendi?
NATO 1991 yılından itibaren hava savunma konseptini geliştirmeye başlamış ve 2009’da “Avrupa Aşamalı Uyarlanabilir Yaklaşımı” görüşülmeye başlanmıştır. Yine 2010 yılından itibaren alınan kararlar gereği “NATO’nun Avrupa’daki Nüfusu, Toprakları ve Kuvvetlerinin Kapsamlı Analizi” öne çıkarılmış ve 2012 yılında Kürecik Türkiye’de AN/TPY-2 radarı yerleştirilmiştir. Böylece “NATO Balistik Füze Savunması Ara Yeteneği” oluşturularak Romanya’da kara konuşlu AEGIS füze savunma sistemi teşkil edilmiştir. Diğer taraftan önce “NATO Entegre Hava Savunma Sistemi” ardından “NATO Entegre Hava ve Füze Savunması” ve “Hava Komuta ve Kontrol Sistemi” oluşturulmuştur.
“Hava Kontrol Merkezi”, “Tanınmış Hava Görüntü Üretim Merkezi”, “Sensör Füzyonu Gönderisi” (ARS’ler) ve nihayet biri Almanya’da diğeri İspanya’da olmak üzere “Birleşik Hava Harekât Merkezleri” teşkilatlandırılarak geniş bir ağ içinde hava savunma sistemi hayat geçirilmiştir. ARS’lerin bir tanesi de Eskişehir’de bulunmaktadır. Yine İtalya’da bir adet “Konuşlandırılabilir Hava Komuta ve Kontrol Sistemi” bulunmaktadır. Hava savunması konusunda önemli merkezlerden biri olan Almanya/Ramstein’daki NATO Hava Unsur Komutanlığındaki Balistik Füze Savunması Komuta Merkezinde bir generalimiz görev yapmaktadır.
Diğer taraftan hava resminin çıkarılmasına yönelik Pozitif Kontrol ve Yöntemsel Kontrol şeklinde ayrım yapılabilmektedir. Buna göre pozitif kontrolde hava kuvvetleri uçak ve radarları havadaki tüm uçuşları kontrol edebilmekte ve erken ihbar işlemini yapabilmektedir. Yöntemsel kontrol ise özel kısıtlamaları, füze angajman bölgelerini, yasaklanmış hava sahalarını, rota/irtifa farklılıklarını içermektedir. Sadece İHA ve SİHA’lara ilişkin farklı düzenlemeler bulunmakta ve sivil İHA’lar belirli bölgelerde ve izin verilen irtifalarda uçuş yapabilmektedirler. IFF (Dost-Düşman) sistemine ilişkin de NATO’nun kullandığı bazı sorgulayıcı sistemler mevcuttur. Dost-düşman sorgulama sistemi olarak NATO Mode 4 ve Mode 5 kullanılmakta ve Türkiye de her iki Mode’a ilave olarak TÜBİTAK/ASELSAN yapımı kendi sorgulama sistemi Mode-T’yi kullanmaktadır. Böylece kimin dost kimin düşman olacağına Türkiye kendisi karar verebilmektedir. Dolayısıyla S-400 Bataryalarına Mode-T milli kart takıldığında bu konudaki tartışmalar da sonlanmış olabilecektir.
Mevcut radar sistemleri gelen füze tehdidini tespit ettikten sonra NATO nasıl bir reaksiyon göstereceği merak edilen bir konudur. Bunun için İspanya’nın Rota limanında ABD AEGIS gemileri ve Doğu Akdeniz’de bir adet ABD AEGIS gemisi bulunmaktadır. Şu anda Kıbrıs Adası’nın doğusunda ABD Arleigh Burke Sınıfı Destroyer’de bulunan AEGIS sistemi SM-3 füzesi ile Türkiye hava sahasına tekabül eden İran menşeli dört adet balistik füzesini etkisiz hale getirmiştir. Söz konusu NATO hava savunma sistemi içinde Patriot, THAAD, SM-3 ve Arrow 3 gibi sistemler vardır. Balistik füzelerin genellikle yüksek irtifalı bastırılmış (depressed), hassas vuruş kabiliyetli şişirilmiş (lofted) ve minumum enerji ile kullanma şeklinde üç atış yöntemi vardır. Bu atış şekillerine göre saldırgan füzelere uygun hava savunma füzeleri “ayak izine” (foot print) göre önleme yapılmaktadır. Dolayısıyla hava savunma mimarisi içinde tespit/teşhis ve önleme faaliyetlerine ilişkin NATO grubu önemli ve etkili bir sistem kurabilmiştir.
Türkiye’nin Katmanlı Hava Savunma Stratejisi
Yine ülkemizin hava savunma master planı içinde nokta, bölge savunması ve uzun menzilli savunma şeklinde katmanlı savunma bulunmaktadır. Bu konsepti TSK altı katmanlı sistem içinde somutlaştırmaya çalışmaktadır. Sistemin merkezinde ROKETSAN bulunmaktadır. Düne kadar orta irtifa yetenekli savunma sistemimiz varken (Stinger, Roland, ADATS, Crotale, Nike, Rapier ve HAWK ile) günümüzde (2026) S-400 ve SİPER ile daha üst segmentlerde hava savunması yapabilmekteyiz. Ancak bugün artık balistik füzelerin durdurulması gereken alan “uzay”dır. Bunun için satıhtan itibaren 100 km. ve üzeri irtifaya çıkarak “360 derece” konsepti uygulamak zorundayız. Patriot alım süreçleri veya Çin FD 2000 hava savunma sistem tedarik çabaları eksik irtifa yoksunluğundan kurtulmak için yapılmıştır.
Ancak ABD’nin “en iyi çaba” talepleri asla karşılanmamıştır. Yani ABD çıkarlarına hizmet etmeyen hiçbir silah sistemi üçüncü ülkelere satılmamaktadır. Amerikalılar Çin anlaşmasını duyduklarında büyük bir öfke ve şaşkınlıkla CAATSA yaptırımlarına ülkemizi de dahil etmişlerdir. Türkiye bunun üzerine “Büyük Amerika” ile yeni bir ilişki modeli uygulamaya başlamış ve “kompartıman” diplomasisi tercih etmiştir. Çin’den hava savunma füze sistemleri alınmamış, ancak S-400 TSK’nın envanterine girmiştir. Bunun dışında hava savunma ihtiyacı gereği ABD menşeli lançere sahip sekiz füzeli ATILGAN ve dört füzeli ZIPKIN üretilerek envantere girmiştir. Diğer taraftan klasik uçaksavar silahları ve hatta piyade silahlarıyla da önleme atışları yapılmaktadır.
Bugün ise yeni hava savunma konseptimiz katmanlı hale gelmiş ve ilgili irtifa ve mesafeye göre uygun sistemler devreye girmiştir. Katmanların fiziksel imha sistemlerinde; GÜRZ grubu içinde yer alan 35 milimetrelik Hava Savunma Topu ile ATOM, HEI ve TP mühimmatları, 35 milimetrelik çift namlu KORKUT ile ATOM adlı parçacıklı mühimmat, 40 milimetrelik ŞAHİN ile Yüksek Hızlı Akıllı Bombaatar Mühimmatı, SUNGUR Hava Savunma Füze ailesi içinde ise Yüksek İnfilaklı Kısmi Delici Harp Başlığı ve Çarpma Tapa ile Duyarsız Mühimmat kullanılmaktadır. HİSAR-A, HİSAR-O ve SİPER füze sistemleri de yüksek katmanların en önemli temsilcileridir. Tüm bu sistemler entegre edilince ve otonomik olarak teşhis, tespit, yörünge takip ve ateşleme hususları oldukça hızlı hale gelebilecektir. Bu projelerin arkasında BAYKAR, TUSAŞ, TÜBİTAK SAGE, ROKETSAN, ASELSAN, HAVELSAN, TÜBİTAK BİLGEM gibi birçok kamu ve özel birçok savunma sanayi kuruluşu/şirketi bulunmaktadır.
Bunun dışında hava kuvvetlerimiz mevcut avcı uçaklarıyla hava tehditlerinin önemli bir kısmını bertaraf etme yeteneğine sahiptir. Türkiye bu anlamda 1.101 parça (Global Firepower) hava aracı ile hava hakimiyeti ve kontrolünü sağlamakta ve havadan gelecek tehditleri büyük bir başarı ile bertaraf etmektedir. Tamamı ASELSAN tarafından geliştirilen; MURAD AESA Burun Radarı, ALP 300-G AESA Radarı, CENK 3 Boyutlu Arama Radarı, MİLSAR İHA Sar/Gmti Radarı, ALP 100-G Alçak İrtifa Radar Sistemi, ACAR 100-G, MURAD 100-A AESA Atış Kontrol Radarı, HTRS 100 Hava Trafik Kontrol Radarı Sistemi, KANGAL-MP 200 Radarı, STM Duvar Arkası Radar (DAR), KANGAL FPV Sistemi, STR 700-G Silah Tespit Radarı, EREN-II Orman İçi Gözetleme Radarı, ACAR-İHA Gözetleme Radarı, SERHAT Seyyar Havan Tespit Radar Sistemi, ERALP Erken İhbar Radarı sistemlerle yerli hava resmi oluşturma, uçak, gemi ve kara araçlarımıza erken ihbar ve ikaz gönderme gayretleri devam etmektedir.
Tüm bu yeteneklerin birleştirilmesi, yönetimi ve uygulanması yüksek eğitim, tecrübe ve siyasi irade gerektirmektedir. Bu kapasite Türkiye’de mevcuttur: Dost ve müttefiklerimize ve düşmanlarımıza SAYGIYLA duyurulur…


YORUMLAR