İsrail ve İran arasındaki gerilimin kontrol edilemez bir noktaya ulaşmasıyla birlikte dünya kamuoyu Washington’ın bölgedeki hamlelerine kilitlenirken, ABD’nin Orta Doğu ve Körfez ülkelerindeki devasa askeri varlığı tüm dengeleri değiştirebilecek bir boyuta ulaştı. Tahran’ın misilleme saldırıları sonrası yeniden gündeme gelen bu askeri ağ, olası bir bölgesel savaşta nasıl bir rol oynayacak?
Orta Doğu coğrafyası, son dönemde tarihinin en hareketli ve riskli günlerinden birini yaşıyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarının ardından Tahran yönetiminin beklenen misilleme saldırısını başlatması, bölgedeki tüm askeri varlıkları teyakkuz durumuna geçirdi. Bu kritik süreçte en çok merak edilen konu ise “ABD’nin Orta Doğu ve Körfez ülkelerindeki askeri varlığı” ve bu gücün sınırları oldu. Washington yönetimi, on yıllardır inşa ettiği bu stratejik üsler aracılığıyla bölgedeki enerji yollarını ve müttefiklerini koruma altına alırken, düşman unsurlara karşı da caydırıcı bir kalkan oluşturuyor.
Körfez ülkelerindeki stratejik askeri noktalar ve kapasiteleri
ABD’nin bölgedeki askeri gücü, sadece asker sayısıyla değil, bu askerlerin konuşlandığı stratejik noktaların önemiyle de ölçülüyor. Katar’dan Bahreyn’e, Kuveyt’ten Birleşik Arap Emirlikleri’ne kadar uzanan geniş bir coğrafyada Pentagon’un komuta merkezleri bulunuyor. Özellikle Katar’da yer alan El Udeid Hava Üssü, ABD’nin bölgedeki en büyük hava operasyon merkezi olarak dikkat çekiyor. Binlerce Amerikan askerine ev sahipliği yapan bu tesisler, gelişmiş hava savunma sistemleri ve lojistik imkanlarıyla olası bir çatışmanın kalbinde yer alıyor.
İran gerilimi sonrası bölgedeki askeri hareketlilik ne durumda
İsrail ile İran arasındaki doğrudan çatışma riskinin artması, ABD’yi bölgeye daha fazla mühimmat ve personel kaydırmaya itti. Doğu Akdeniz’den Basra Körfezi’ne kadar uzanan hatta uçak gemisi görev grupları ve güdümlü füze destroyerleri devriye geziyor. Uzmanlar, ABD’nin bölgedeki varlığının sadece savunma amaçlı olmadığını, aynı zamanda İran’ın ve desteklediği grupların hareket alanını kısıtlamayı hedeflediğini belirtiyor. Bu devasa askeri ağ, herhangi bir saldırı anında dakikalar içinde yanıt verebilecek bir koordinasyonla yönetiliyor.
Sonuç olarak, ABD’nin Orta Doğu’daki askeri gücü bugün her zamankinden daha fazla stratejik bir önem taşıyor. Bölgedeki onlarca üs ve on binlerce asker, sadece yerel çatışmaları değil, küresel enerji piyasalarını ve jeopolitik istikrarı da doğrudan etkiliyor. Tahran ve Tel Aviv hattındaki gerilim tırmandıkça, Washington’ın bu askeri kartlarını nasıl kullanacağı dünya siyasetinin en kritik sorusu olmaya devam edecek.
