Merkez Bankası’nın enflasyon hedefleri ile piyasa gerçekleri arasındaki makas hiç bu kadar açılmamıştı; vatandaş yüzde 18 enflasyon beklentisine rağmen yüzde 60 faizle borçlanmaya çalışırken vergilerle birlikte maliyetin yüzde 80’e dayanması büyük bir ödeme krizini tetikledi.
Türkiye ekonomisinde son dönemde uygulanan sıkılaştırma politikaları, banka kredilerindeki maliyetleri daha önce eşi benzeri görülmemiş seviyelere taşıdı. Merkez Bankası’nın gelecek dönem için öngördüğü enflasyon rakamları ile bankaların uyguladığı faiz oranları arasındaki devasa fark, borçlanmak zorunda kalan vatandaşları adeta bir çıkmaza sürüklüyor. Piyasalarda yaşanan bu dengesizlik, kredi çekerek ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan geniş kitleler için sürdürülemez bir tablo oluşturuyor.
Vergilerle birlikte maliyet yüzde 80 seviyesine dayandı
Resmi öngörülerde enflasyonun yüzde 18 seviyelerine gerileyeceği tahmin edilse de, bankaların kredi musluklarını kapatma noktasına gelmesi faiz oranlarını tırmandırdı. Vatandaş bugün banka kapısını çaldığında yüzde 60’a varan çıplak faiz oranlarıyla karşılaşıyor. Ancak asıl darbe, bu faiz oranlarının üzerine eklenen banka sigorta muamele vergileri ve yasal fonlarla vuruluyor. Toplam geri ödeme maliyeti yüzde 80’i bulan krediler, borçlanan kişinin ana paranın çok üzerinde bir yükün altına girmesine neden oluyor.
Takibe düşen kredi oranında 9 yılın rekoru kırıldı
Yüksek faiz sarmalı sadece yeni kredi kullanımını zorlaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda mevcut borçların geri ödenmesini de imkansız hale getiriyor. Ekonomik krizin en somut göstergesi ise bankaların takipteki alacak kalemlerinde kendisini gösterdi. Ödeme güçlüğü çeken vatandaşların ve işletmelerin sayısındaki kontrolsüz artış, takibe düşen kredi oranını son 9 yılın en yüksek seviyesine çıkardı. Uzmanlar, finansmana erişimin bu denli pahalı olduğu bir ortamda borç çevriminin yapılamayacağı ve icra dosyalarında patlama yaşanabileceği konusunda ciddi uyarılarda bulunuyor.
