AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı ve onuncu gününe giren saldırıları sert bir dille eleştirdi. Ankara’nın yakından takip ettiği süreçte “Bu olayla birlikte dünya düzeni diye bir şey kalmadı” diyen Çelik, bölgedeki sınırların değiştirilme çabalarına ve İran’daki yeni liderlik değişimine dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran topraklarına yönelik gerçekleştirdiği askeri operasyonlar, bölgedeki dengeleri tamamen sarsmış durumda. Savaşın onuncu gününde Ankara’da diplomasi trafiği hızlanırken, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, NTV canlı yayınında Ahmed Arpat’ın sorularını yanıtlayarak sürecin vahametine dikkat çekti.
Vahşi Saldırıların Hukuki Bir Temeli Var mı
Savaşın gidişatını ve tarafların tutumunu değerlendiren Ömer Çelik, yaşananların siyasi tarihteki en korkunç olaylardan biri olduğunu vurguladı. Çelik, saldırıların zamanlamasına ve yöntemine dair şu ifadeleri kullandı: “-Bilinen siyasi tarihi içerisindeki en korkunç savaşlardan bir tanesi. Hem savaşın vahşiliği hem başlama şekli hem de bundan sonra doğuracağı sonuçlar açısından… Saldırganlıkla doğrudan İran hedef alınıyor. Diplomasi masası kurulmuşken bu vahşi saldırılar gerçekleşti. Diplomasi masasını bundan sonra kim neden kursun? Güç yolu ile iki ülkenin bir ülkeyi vahşice hedef alması düzen kavramının ortadan kalkması anlamına geliyor. ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasının hiçbir hukuki temeli yok.”
Halkın Üzerine Ateş Yağması Ne Anlama Geliyor
Saldırıların sivil halk ve altyapı üzerindeki yıkıcı etkilerine değinen Çelik, uluslararası sistemin iflas ettiğini belirtti. Rejim değişikliği bahanesiyle yapılan saldırıların barbarlık olduğunu savunan Çelik, “-Bu olayla birlikte dünya düzeni diye bir şey kalmadı. Rejim için saldırmak barbarlık. Kimsenin bir ülkeye rejimi için saldırmaya hakkı yok. Halkın üzerine ateş yağdı. Tahran’da rafineri vurularak İran halkı cezalandırıldı.” dedi.
Türkiye’nin Arabuluculuk Rolü Neden Önemliydi
Türkiye’nin barışçıl çözüm yollarındaki etkisine vurgu yapan Ömer Çelik, krizin İstanbul merkezli bir diplomasiyle önlenebileceğini ifade etti. Kara harekatı ihtimaline karşı uyarıda bulunan Çelik, “-Arabuluculuk Cumhurbaşkanımızın önderliğinde Türkiye’de olsa bu yaşanmazdı. Türkiye tarafların desteğini alan bir ülke. Masa İstanbul’da kurulsa bunun ağırlığı farklı olurdu. Kara harekatının sonuçları korkunç olur. Bu Afganistan’da da denenmişti.” şeklinde konuştu.
Bölgeyi Tehdit Eden Harita Değişikliği Girişimleri mi Var
İsrail’in genişlemeci politikalarının tüm bölgeyi ateşe attığını söyleyen Çelik, Türkiye’nin her türlü senaryoya karşı hazırlıklı olduğunu belirtti. Çelik, “Bölgeyi tehdit ediyorlar. Bununla ilgili uzun zamandır değerlendirmeler yapılıyor ama İsrail’in harita, sınır değiştirmek gibi hakkı hukuku söz konusu olamaz. Biz barışın tarafındayız ama kendimizi korumak için topyekün bir hazırlığımız var.” ifadeleriyle kararlılık mesajı verdi.
Savaşın Dini Sembollerle Kutsanması Ne Kadar Doğru
Beyaz Saray’da Evanjelist din adamlarının ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelerek dua etmelerini de eleştiren Ömer Çelik, dini sembollerin savaşa alet edilmesine tepki gösterdi. Çelik, bu görüntülerle ilgili olarak “Savaş dua ile kutsanmaz. Savaşı destekleyen dini semboller işi başka yere götürdü.” değerlendirmesinde bulundu.
İran’da Yeni Lider Mücteba Hamaney Dönemi Neleri Değiştirecek
Saldırılarda hayatını kaybeden İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in yerine oğlu Mücteba Hamaney’in seçilmesini değerlendiren Çelik, İran’ın kurumsal yapısına dikkat çekti. Bu değişimin radikal bir eksen kaymasına yol açmayacağını öngören Çelik, şu açıklamayı yaptı: “İran’ın sistemini tanımak lazım. Çok radikal bir politika değişikliği beklenmemeli. Dini liderin şu ya da bu kişinin olmasına göre bu şekilde politika değişir demek İran’ı çok tanımamak anlamına da gelir. Uzmanlar Meclisi dediğimiz bir kurul var. Eninde sonunda herkes bu savaş dursun ve masa yeniden kurulsun arayışı içerisinde olacaktır. İran’ın tutumunu değiştirmez.”
İsrail ve ABD’nin 28 Şubat’ta başlattığı saldırılarda, Tahran’daki rafineriler ve stratejik noktalar hedef alınırken aralarında üst düzey yetkililerin de bulunduğu bin 332 kişi hayatını kaybetti. İran ise bu saldırılara, bölgedeki ABD üslerinin bulunduğu Katar, BAE ve Bahreyn gibi ülkelerdeki hedefleri vurarak karşılık verdi. Bölgede tansiyon yükselmeye devam ediyor.
