Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 28 Mart 2026
Tüm dünya ABD Başkanı Trump’ın tam da küresel bir gücün başkanına yakışan kalitede bir liderlik yerine, değil bir ülke lideri, sıradan bir insanın bile erdemine sahip olmayan özelliklerini şaşkınlık ve kızgınlıkla izliyor. Bu sebeple İran’la savaşın seyri Trump merkezli olarak ele alındı.
Son olarak İran’a 10 gün daha süre verdiğini söylerken aklı sıra İran’a “zeytin dalı” uzatıyordu. Bu teklifini önce 22 Mart’ta “Hürmüz Boğazı’nı 48 saat içerisinde açmazsa, İran’ın elektrik altyapısını vurma” tehdidiyle yaptı. İki gün sonra bu süreyi 5 gün uzattığını söyledi. Tüm bunlar yaşanırken ABD’nin bölgeye 5.000 deniz piyade askeri sevk etmekte olduğu haberi sızdırıldı.
Ancak İran, ABD ve İsrail’in bu saldırısı halinde Körfez Ülkelerindeki enerji santrallarını ve su arıtma tesislerini hedef alacağını bildirdi. Ardından da Trump gene kıvırarak “Benden 7 gün istediler. Bense onlara 10 gün süre verdim. Şimdi diyeceksiniz ki, ‘Trump kötü bir müzakereci.’ Onlara 10 gün süre verdim çünkü bana gemi verdiler!” diyerek süreyi bir kez daha uzattı.
Gerekçesini de İran’ın daha önce 8 olan Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin verdikleri tanker sayısını 10’a çıkartmasını gösterdi.
Bir taraftan Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılmasını hazmedemez iken, öte yandan Venezuela kaynakları sayesinde ABD’nin Suudi Arabistan ve Rusya’nın toplam arzından daha fazla petrol ürettiğini, bu sebeple Hürmüz Boğazı’na ihtiyaçları bulunmadığını, buna karşılık Boğaz’ın açılmasına ihtiyaç duyan ülkelerdeki aymazlıktan şikayet etti.
Tüm bu tehditlere karşılık İran, önce BM’e resmen başvuru ile BAE, Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Suudi Arabistan’ın “toprak ve hava sahasının İran’a karşı saldırılar için kullanıldığına” dair bir raporu gönderdi. Ayrıca da ABD’ye kolaylık sağlamaları halinde bu ülkelerdeki petrol, doğalgaz, nükleer ve güneş enerji santrallerinin hedef alınacağını açıkladı.
Trump’ın Niyeti Hürmüz Boğazı’nı Kontrol Altına Alacak Bir Kara Harekatı mı
Trump’ın süreyi uzatmasının ardında yatan gerçeği şu an için tam anlamıyla bilmek mümkün değil. Ancak 28 Şubat 2026’da, İran’la müzakereler devam ederken saldırmış olması, bu saldırı sonrası İsrail Başbakanı Netanyahu’nun “Harekat haftalar önce planlandı!” diyerek, ABD’nin bölgeye donanma unsurları ve hava/füze savunma sistemleri kaydırmak için vakit kazanmış olduğunu hatırlattı.
Zira son günlerde artan sayıdaki haberlere bakılırsa ABD bölgeye önce 2.500 deniz piyade askeri sevk edecekti. Daha sonra bu sayı 5.000’e çıktı. Bu birlikler sevk edilmemişken bu kez de 10.000 kara askerinin sevk edileceği haberi uçuruldu. Buna bir de California eyaletindeki 82. Hava İndirme Tümeni’nden muharebe tugayı ile bazı destek birliklerinin Ortadoğu’da konuşlandırılacağı eklendi.
Dünyanın herhangi bir yerine 18 saat içinde konuşlanabilecek yeteneklere sahip olduğu ileri sürülen ve hedefe paraşütle veya helikopterle inerek bölgeyi ele geçirme eğitimine sahip olduğu açıklanan bu birliğin Hark Adası’nı veya Hürmüz Boğazı’ndaki diğer kritik arazileri ele geçirmek maksadıyla kullanılmak istenebilir. Ancak bu bölgeler başlangıçta ele geçse bile, bulundukları yerde kendi hava/füze, top ve diğer tehditlere karşı savunmaları pek kolay olamayacağından zayiat sayısı oldukça fazla olabilir.
Bir taraftan Trump’ın görüşmelere atıfla süre uzatma manevraları sürdürülürken, İran Meclis Başkanı Kalibaf, sosyal medya üzerinden “Düşmanın tüm faaliyetlerini gözetliyoruz. İran düşmanları bir bölge ülkesi ile İran adalarından birini işgale hazırlanıyor!” ifadelerini paylaşırken, böylesi bir gelişme halinde adını vermediği, ancak bugüne kadarki saldırılarından anlaşılacağı üzere BAE olması muhtemel bu ülkeye “bütün altyapısının hiçbir sınır tanımaksızın hedef alınacağı” tehdidinde bulundu.
Bu gelişmeler yaşanırken Pakistan’ın aracılığında “barış müzakereleri”nin de başlatılmaya çalışıldığı duyuldu. Ancak Trump, sanki savaşı kesinlikle kazanmış bir imparator edasıyla İran’a 15 maddelik bir müzakere şartı verdi. Bu şartlar içerisinde tahmin edilenler arasında, “İran’ın nükleer kapasitesinin sonlandırılması, nükleer silah elde etme girişiminde bulunmayacağına dair taahhüt, İsfahan, Natanz ve Fordo nükleer tesislerinin devre dışı bırakılması, ülkede uranyum zenginleştirme yapmaması, elindeki %60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun Uluslararası Atom Enerji Ajansı’na devredilmesi, füze programının menzil ve sayısal olarak sınırlandırılması, Hürmüz Boğazı’nın yeniden gemi trafiğine açılması, bölgedeki ‘vekil güçlere’ desteğini kesmesi”var. İran’a bahşedilen ise yaptırımların kaldırılması taahhüdü.
Trump’ın ısrarla İran’la görüşmelerin yapıldığı yönündeki ifadelerine karşılık, genelde görüşmeleri yalanlayan İran tarafı, Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğin doğal ve yasal bir hak olduğundan hareketle şartlarının da; “Düşmanın saldırganlık ve suikast eylemleri sona ermesi, Tekrar savaş çıkmaması için objektif şartlar oluşturulması, savaş tazminatının açıkça belirlenerek ödemesi garanti edilmesi, bölgedeki çatışmaya dahil olan tüm direniş grupları dahil tüm cephelerde düşmanlıklara son verilmesi” şeklinde olduğu yönünde haberler yayınladı.
Savaş Uzarken Yükselen Küresel Tepkiler
Savaş uzadıkça özellikle enerji maliyetinin yükselmesine paralel olarak İngiltere’den Yeni Zelanda’ya; Almanya, İspanya ve İtalya’dan Hindistan ve Filipinlere kadar bir çok ülkede önlemler alınıyor.
Daha önceleri Biden döneminde ABD ile birlikte küresel olaylara katkı veren ülkelerden İngiltere, ABD-İsrail ikilisinin İran saldırısına katkı vermediği için Trump tarafından alenen hedefe kondu. İspanya savaşın “haksız bir savaş” olduğunu açıkça söylerken, Almanya bile sonunda ABD’yi eleştirdi. Son olarak Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier, ABD – İsrail ikilisinin koalisyonunun İran saldırısının “feci bir hata” olduğunu söyledi.
Savaş sebebiyle ABD’deki akaryakıt fiyatlarının yükselmesine paralel olarak Trump ve Cumhuriyetçilere olan güven endeksi hızla düşerken, ABD’nin günlük haber ve finans gazetelerinden The Wall Street Journal (WSJ), “İran 10 gün süre istedi” ifadesi ile arabulucular iddiasının doğru olmadığından hareketle, Trump’ı “yürüyen yalan makinesi” olarak niteledi.
Tüm bunlar arasında en ilginç ve anlamlı çıkış ise Fransa Senatosu Bağımsızlar Grubu Başkanı Claude Malhuret’ten yükseldi.
Malhuret, “22 Şubat 2022’de büyüklük sarhoşu tehlikeli bir deli, Ukrayna’da bir fitili ateşledi. Bu fitil bir barut fıçısını patlattı ve dünya düzenini altüst etti. Savaşın bir hafta sürmesi bekleniyordu; şimdi beşinci yılına giriyor!” diyerek, Çarlık Rusya hülyası içerisindeki Putin’i suçlarken, Trump’ı da “Şubat 2026’da, başka bir tehlikeli deli Orta Doğu’da uluslararası dengeyi yeniden sarsan başka bir fitil ateşledi. Bu savaşın da bir hafta sürmesi mi gerekiyordu?” sözleriyle suçladı.
Geçen yıl Trump’ın başkanlığını “Neron’un sarayına benzetmiştim, yanılmışım. Burası bir ‘ucubeler sarayı’. Aşı karşıtı, eski bir eroin bağımlısı sağlık bakanı, iklim inkârcısı çevre bakanı, alkolik bir televizyon sunucusu savunma bakanı, Putin hayranı bir kadın ulusal güvenlik bakanı…” diyen Fransız senatör, ayrıca “Bir Türk atasözü der ki ‘Bir palyaço saraya taşındığında kral olmaz; saray sirke dönüşür!’ ifadesiyle Trump yönetimini yerden yere vurdu.
Sonuç
Savaşın 30 günü sona ererken; İran, İsrail’de korkutan yeni füze denemelerinde bulunsa da, önemli bir silah fabrikası, lojistik üs, enerji santralı, hava üssüne ağır hasar ve de VİP personel kaybına sebebiyet veremedi.
Buna karşılık İran’ın ise başta çok sayıdaki devlet yöneticileri, komutanları dahil 2000 civarında insan kaybı yanında binlerce yaralı var. Öte yandan ağır bombardımanlar sonucu petrol ve enerji tesisleri, nükleer tesisler, füze üretim/depoları da oldukça büyük hasarlar aldı. Bu kadar ağır kayıplara rağmen İran çözülmediği gibi, ABD ve İsrail’in canını sıkacak derecede direncini arttırarak sürdürüyor. Son olarak Yemen’deki Husiler de İsrail’e saldırarak savaşa müdahil oldular.
Savaşın devamı, dünya günlük petrol tüketiminin %20’sini karşılayan Hürmüz Boğazı’nın kapatılması sebebiyle Rusya-Ukrayna savaşından çok daha ağır bir küresel etki bıraktı. Üstelik bu etki üretim zincirlerindeki aksamaya paralel olarak küresel finans, borsa, altın-gümüş gibi kıymetli metaller, kripto para piyasalarında da ciddi dalgalanmalar yarattı.
Şayet yeni bir uzatma daha gelmezse veya süre bitmeden önce “sürpriz” saldırı yapmazsa Trump’ın tanıdığı süre, 6 Nisan akşamı sona erecek. Trump, son süreyi uzatırken “görüşmeler harika!” derken, aynı konuşmasında “Tahran müzakere masasına oturmazsa ABD’nin İran’ı ‘yerle bir etmeye’ devam edeceği” tehdidinde de bulundu.
Bir taraftan Neron’a, diğer taraftan Netanyahu’ya uyduğu için kuklaya benzetilen, tarafımızdan ise “yalancı çoban”dan beter görünen Trump, eğer ertelenmez ise Nisan ayı başlarında Çin’i ziyaret edecek. Düştüğü bu hal ve Epstein dosyalarındaki rezaletleri sonucunda Çin Lideri Şi Ping karşısında müzakere gücü ne olabilir sizce? Kanaatimizce Trump görüşme sonucunda “Harika bir görüşme yaptık!” diyerek, Pinokyo’yu kıskandıracak şekilde burnunu büyütmeye devam edecektir.
