Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar photo

ABD’siz Bir YPG/SDG, ya Şam’ın İçinde Eriyecek, ya İran-Rusya Ekseninde Etkisizleşecek ya da Barzani’nin Kontrolünde İdeolojik Bir Revizyona Zorlanacak

Reşit Kemal AS – 22 Ocak 2026

 

Suriye sahasında taşlar bir kez daha yerinden oynuyor. Uzun süredir “kullanışlı ortak” olarak görülen YPG/SDG, bugün hem Şam’ın hem de Washington’un gözünde yük olmaya başlamış görünüyor. ABD için maliyeti artan, Şam içinse egemenlik iddiasını sürekli kanatan bu yapı, sahipsiz kalmamak adına yeni kapılar çalmak zorunda.

Peki bu kapılar neresi?

İlk adres tahmin edileceği üzere İran ve Rusya. Ancak bu iki aktörün YPG/SDG’ye bakışı, ABD’ninkinden çok daha soğuk ve pragmatik. Moskova için YPG, yalnızca Şam’ı masaya zorlamakta kullanılan geçici bir kaldıraçtı. İran açısından ise etnik temelli, yarı-özerk bir Kürt yapılanması, Irak ve Suriye hattında örmek istediği Şii jeopolitiğine potansiyel bir gedik anlamına geliyor. Yani YPG/SDG, bu iki aktörün kanatları altına girse bile, orada “ev sahibi” değil ancak “emanet” olabilir.

Bu noktada asıl dikkat çekici ihtimal, Barzani faktörüdür. Türkiye’de ve bölgede çoğu zaman göz ardı edilen bu unsur, sahadaki denklemin sessiz ama belirleyici aktörlerinden biri olabilir. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, özellikle de Barzani çizgisi, YPG/SDG ile ideolojik olarak mesafeli, hatta yer yer açık bir rekabet içinde. Ancak siyaset, duygularla değil tehdit algılarıyla şekillenir.

Barzani açısından kontrolsüz, sahipsiz ve radikalleşmeye açık bir YPG/SDG yapılanması, kapı komşusunda büyüyen bir baş ağrısıdır. Bu nedenle “himaye” fikri, bir dostluk göstergesi değil, bir zarar kontrolü hamlesi olarak okunmalıdır. Yani Barzani’nin YPG/SDG’ye yaklaşımı, onları güçlendirmekten ziyade, dizginlemek ve mümkünse dönüştürmek üzerine kuruludur.

YPG/SDG böyle bir dönüşüme razı olur mu?

ABD şemsiyesi altında yıllarca fiili bir özerklik yaşayan, askeri ve siyasi alanını genişleten bir yapının, Barzani çizgisinin daha geleneksel, daha temkinli ve Türkiye ile çatışmamaya özen gösteren yaklaşımına uyum sağlaması kolay değildir. Bu, yalnızca bir hami değişimi değil, aynı zamanda bir kimlik revizyonu anlamına gelir.

İran ve Rusya cephesinde ise tablo daha serttir. Bu iki aktör YPG/SDG’yi ancak Şam’a entegre olduğu ölçüde tolere eder. Yani silah bırak, bayrağı indir, merkezi otoriteye bağlan. Bu da YPG/SDG’nin bugüne kadar inşa ettiği bütün siyasi anlatının fiilen sona ermesi demektir. Dolayısıyla Tahran-Moskova hattı, bir kurtuluş değil, kontrollü bir tasfiye sunar.

Bu denklemde Türkiye’nin pozisyonu ise belirleyici olmaya devam ediyor. Ankara, YPG/SDG’nin hangi şemsiye altına girdiğinden ziyade, neye dönüştüğüyle ilgileniyor. İran’a yanaşan, Rusya’ya yaslanan ya da Barzani tarafından “evcilleştirilen” bir yapı… Eğer sonuç Türkiye açısından güvenlik tehdidinin azalmasıysa, yöntem ikinci planda kalır.

YPG/SDG için önümüzdeki dönem, genişleme değil daralma dönemidir. Seçenekleri var gibi görünse de manevra alanı giderek küçülüyor. ABD’siz bir YPG/SDG, ya Şam’ın içinde eriyecek, ya İran-Rusya ekseninde etkisizleşecek ya da Barzani’nin kontrolünde ideolojik bir revizyona zorlanacak.

Sahada silah kadar önemli olan bir şey varsa, o da zamanın ruhunu doğru okumaktır. YPG/SDG için bu ruh artık “devrimci özerklik” değil, hayatta kalma siyasetidir. Ve bu siyaset, romantizmi değil, tavizleri sever.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER