Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

Ateizme Mutevazı Bir Reddiye – Fatih Ünlü

Fatih ÜNLÜ – 24 Şubat 2026

 

Bugün ateizm konusuna bir yönüyle ve sınırlı bir çerçevede değinmeye çalışacağız. Biliyorsunuz, ateizm köken olarak Yunanca bir kelime. Theos Yunanca Tanrı demek. “A” da olmamayı ifade eden  yok anlamında bir önek.  Kısaca ateizm “Tanrı’nın olmadığını, Bir Yaratıcının olmadığını” düşünenlerin inancına verilen ad.

Yaratan ve Yaşatan, her şeye Kâdir bir Rabbin varlığına inanan insanlar olarak bizim bu duruşa tabiatıyla birçok itirazımız var.

Bugün bunu çok sınırlı bir alanda, Prof. Dr. Celal Şengör’ün ifadeleri üzerinden yapmaya çalışacağız. Celal Şengör özellikle TV programları üzerinden kamuoyunda zaten çok tanınmış bir sima. İlave tanıtıma gerek yok sanırım.

Celal Hocanın bir özelliği de ateist olması, bunu kendisi de birçok kez ifade etmiş ve ediyor. Bugün ele alacağımız konu da Celal Şengör’ün bir programda serdettiği aşağıdaki görüşleri:

“Şu din kitaplarında yazılanları ben bir bilim adamı olarak… Di mi?

Bunlar kâinat hakkında, dünya hakkında, bilmem ne hakkında laf ediyorlar. Bakıyorum, yanlış.”

Karşısındaki genç Celal Şengör’e “Neden yanlış Hocam mesela?” diye soruyor. O da şöyle cevap veriyor:

“Mesela diyor ki “Biz dağları karaları zelzeleden korusun diye yarattık. Tam tersi, tam tersi. Dağların olduğu yerde müthiş zelzele olur. Canına okur karaların. Dağ olmadı mı. Dümdüz yerlerde zelzele olmaz. Kratondur çünkü.”

Şimdi gelelim Celal Şengör Hoca’nın bahsettiği Ayet-i Kerimeyi ne kadar doğru anladığına ve ne kadar doğru aktardığına. Ortada çok ciddi bir yanlış anlaşılma ve aktarma var. Çünkü bu Ayet-i Kerimenin (Nahl Suresi 15) meali şu şekilde:

(Mananın tam anlaşılabilmesi için 3 farklı meali veriyoruz.)

“Allah yeryüzünde sizi sarsmasın diye sağlam dağları ve yolunuzu bulasınız diye de ırmakları ve yolları yaratmıştır.”

“O (Allah), sizi sarsmaması için yeryüzüne sağlam dağlar yerleştirdi. Ve ırmaklar ve yollar açtı ki doğru yolu bulup gideceğiniz yere ulaşabilesiniz.”

Ayeti Kerimenin eski Anadolu Türkçesiyle (Satır Arası) meali de şu şekilde:

“Dahı bıraķdı yirde diplü  taġlar (sağlam, temelli dağlar)
Kim eġmeye sizi.
Dahı ırmaklar, dahı yollar
Anun-içün kim siz toġru yol dutasız.”

Bilenlerimiz vardır, bizim de dâhil olduğumuz güneş sistemi saatte 720,000 bin km gibi müthiş bir hızla bir menzile doğru hareket ediyor. Güneş sisteminden öte galaksimiz Samanyolunun da, ötesinin de kendilerine göre topluca görkemli seyahatleri var.

Yine dünyamız Güneşin etrafında da, kendi ekseninde de sürekli dönüyor. Dünyanın Güneşin etrafında dönerken hızı saatte 107 bin 225 km. Yine ekvator üzerindeki bir nokta da saatte 1674 km hızla dönüyor.

Biz dünyada bu iç içe seyahatlerdeki ve dönüşlerdeki müthiş hızları hissediyor muyuz? Yok. Bu hareketlerden dolayı dünyada en küçük bir sarsıntı meydana geliyor mu? Yok. Mükemmel bir sistem. O kadar rahat bir yolculuktayız ki.

İşte Ayeti Kerime’de dağların -önemli bir kısmı yer altında olmak üzere- devasa güçlü ve ağır denge unsurları olarak dünyanın sarsılmaması için yaratıldığından bahsediliyor.

Biliyorsunuz, ana rahmindeki bebeğin ve öncesinin gelişimi Kuran-ı Kerim’de çok detaylı olarak anlatılır. Bu detayların ne kadar doğru olduğu da yeni görüntüleme cihazlarının gelişmesiyle yakın zamanda kâmilen anlaşıldı.

Hep söylendiği üzere Kuran-ı Kerim’in ispata ihtiyacı yoktur ve bizim Allah’ın yüce kelamının doğruluğuna inancımız zaten tamdır ama bu Ayet-i Kerimenin hikmetlerinin anlaşılması için dağların da dünyada nasıl bir denge unsuru oldukları belki ileride işin tüm yönleriyle çalışılıp anlaşılacaktır.

Görüldüğü üzere, bu Ayette hiçbir surette “Dağları karaları zelzeleden korusun diye yarattık” şeklinde bir ifade yok. “Dağlarda zelzele olmaz.” gibi bir ima da yok. Celal Hoca bu Ayet-i Kerimeyi nasıl böyle anlamış, hayret.

Yukarıda üç ayrı mealini verdiğimiz Ayet-i Kerime’de bahsedilen sağlam yapılarıyla dağlar depremlerin tesirini de azaltabilir, bunun birçok örneği de vardır ama depremlerin dinamikleri ayrı bir konu. Burada dünyanın bütün olarak sarsılmamasından bahsediliyor.

Dağlar işin bir boyutu. Kâinatın ve yeryüzünün bütün mahlûkatın, özelikle de insanın rahat etmesi için her şeyin mükemmel bir şekilde yaratılıp düzenlendiği bir ortam olduğu zaten dikkatli bir bakış açısıyla hemen anlaşılabilir (bizce).

Örneğin, Güneş milyonlarca yıldır dünyayı en doğru mesafeden hem ısıtıyor hem de aydınlatıyor, o kadar enerji üretmesine rağmen çevreyi de kirletmiyor. Bir tek bize zarar verebilecek ışınlar da üretiyor ki bunları da bize ulaşmadan Atmosfer filtreliyor.

Su ayrı, toprak ayrı, bulutlarla tonlarca suyun oradan oraya taşınması ayrı, bitkiler, hayvanlar ve insan türü ayrı.

Ruhumuz ve kalbimiz ayrı. Hava ayrı, nefes ayrı. Şu mübarek Ramazan gününde çeşit çeşit yiyecekler ayrı, içecekler ayrı.

Biz diyoruz ki bu mükemmel sistemin bizi çok seven bir Sahibi, bir Yaratıcısı var. Şan ve Azamet Sahibi Tek Bir Allah var.

Siz de konuyu yeniden bir düşünün be Celal Hocam, lütfen. Kraton vs. tamam da, bir de işin ötesine, özünün de özüne bir bakın.

Yoksa hem kendinizi yanlışa sürükler hem de size güvenenleri yanıltırsınız. Bunun da vebali -inanın- çok ağırdır.

Bugünkü yazımızı konumuza dair bir anekdotu hatırladığımız kadarıyla aktararak tamamlayayım:

Olay mekaniğin çok hızlı ilerlemeler kaydettiği yakın bir dönemde geçiyor. Olayın kahramanları iki samimi arkadaş. Bunlardan birisi inançlı, diğeri ise ateist.

İnançlı olan bir Yaratıcının varlığına arkadaşını ikna etmek için çok uğraşsa da o ana kadar muvaffak olamamış. Sonra aklına yeni bir fikir geliyor. İmkânı da var.
Ve büyük bir atölyede bir sistem kuruyor.

Sonra arkadaşını davet ediyor. Ve “Şuna bir bak!” diyor. Bir düğmeye basınca da büyükçe bir mekânda Güneş sistemine benzer bir mekanizma çalışmaya başlıyor ve gezegenler güneşin etrafında dönüyorlar.

Arkadaşı takdir hisleriyle “Ne güzel, ne mükemmel yapmışsın.” diyor.

O da “Ben yapmadım.” diye cevap veriyor.

Arkadaşı “Kim yaptı?” deyince de

“Kendi kendine oldu.” diyor ve bu cevapta da ısrar ediyor.

Arkadaşı “Böyle bir mekanizma kendi kendine nasıl olur, mümkün mü?” diye üsteleyince o da aradığı fırsatı buluyor ve

“Mahdut bir mekândaki bu mekanizmanın bile kendi kendine olamayacağını iddia ediyorsun ama şu sonsuz Kâinattaki mükemmel sistemin bir Yaratıcı olmadan kendi kendine meydana geldiğine nasıl inanabiliyorsun?” diye cevap veriyor.

Bu zat arkadaşını ikna edebildi mi bilmiyoruz ama işin doğrusu ikna gücü yüksek bir örnek vermiş.

Sözü fazla uzatmayalım. Son söz olarak, Marufu Kerhi hazretlerinin örnek tavrından hareketle yol açılsa da insanlar kâmilen iman etseler ve hem bu dünyada imanın lezzet ve neşesine hem de Ahirette Cennetteki eşsiz nimetlere erişseler diye dua edelim. Olmayacak şey de değil ama bir de şu kapanmalar olmasa…

Allah nasip eylesin.

YORUMLAR

Bir adet yorum var

  1. Ustad elinize saglik,
    gercekten mutevazi bir reddiye olmus, gereksiz bir adamin gereksiz sozleri icin fazlaca egilmissiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER