Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar photo

Atlantik’teki Her Çatlak, Pasifik’te Dalga, Orta Doğu’da Fırtına, Gelişmekte Olan Ülkelerde İse Sarsıntı Yaratır

Reşit Kemal AS – 22 Ocak 2026

 

Avrupa Birliği ile ABD arasındaki ticari gerilim, artık diplomatik nezaketle örtülebilecek bir anlaşmazlık olmaktan çıktı. Gümrük tarifeleri, sübvansiyon savaşları, teknoloji kısıtlamaları ve “önce ben” refleksi… Atlantik’in iki yakası uzun süredir aynı dili konuşmuyor. Bir ticaret krizinin patlak vermesi ise artık ihtimal değil, zamanlama meselesi.

Bu tür bir kriz, yüzeyde “iki müttefik arasındaki ticari ihtilaf” gibi sunulabilir. Oysa mesele bundan çok daha derin. Çünkü küresel ekonomik düzenin omurgası, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD-Avrupa ekseni üzerine kurulu. Bu eksen çatırdadığında, yalnızca iki taraf değil, bütün dünya dengesi sarsılır.

İlk etki zinciri küresel ticaret hacminde görülür. ABD ve AB, dünya ticaretinin yaklaşık üçte birini temsil ediyor. Karşılıklı tarifeler ve yaptırımlar, sadece transatlantik ticareti değil, bu hatta entegre olmuş üçüncü ülkeleri de doğrudan vurur. Almanya’daki bir üretim hattı durduğunda, Türkiye’deki yan sanayi de durur; ABD’deki talep daraldığında, Asya’daki limanlar sessizleşir. Küresel ekonomi domino taşları gibi işler.

İkinci ve daha tehlikeli sonuç, küresel ticaretin “kuralsızlaşmasıdır.” Dünya Ticaret Örgütü zaten uzun süredir etkisiz. ABD-AB krizinin derinleşmesi, “kurala dayalı sistem” fikrini tamamen çökertebilir. Yerine ne gelir? Güçlünün kural koyduğu, siyasi sadakatin ekonomik erişimden daha önemli olduğu bir düzen. Yani ticaret, diplomasinin değil, jeopolitiğin uzantısı haline gelir.

Bu durumdan en çok zarar görecek olanlar ise orta ölçekli ve kırılgan ekonomilerdir. Ne ABD kadar baskı gücüne sahiptirler ne de Avrupa kadar kurumsal dayanıklılığa. Türkiye gibi ülkeler için bu tablo hem risk hem fırsat barındırır. Risklidir; çünkü talep daralması, finansman maliyetlerinin artması ve küresel belirsizlik doğrudan hissedilir. Fırsattır; çünkü tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bir dünyada, doğru hamlelerle yeni boşluklar doldurulabilir.

Ancak bu fırsatlar otomatik gelmez. ABD-AB ticaret savaşı, Çin’i de dolaylı olarak sahnenin merkezine iter. Washington’un Avrupa’ya karşı sertleşmesi, Brüksel’i Pekin’le daha pragmatik ilişkiler kurmaya zorlayabilir. Bu da dünyayı iki değil, üç kutuplu bir ticaret düzenine taşır; ABD, Çin ve “kararsız Avrupa.” Böyle bir tabloda belirsizlik kalıcı hale gelir; yatırımcı güveni değil, yatırımcı temkinliliği hakim olur.

En kritik sonuçlardan biri de dolar ve euro arasındaki güç mücadelesinin sertleşmesidir. Ticaret krizleri yalnızca mallar üzerinden yürümez; para birimleri, ödeme sistemleri ve finansal altyapılar da hedef olur. ABD’nin dolar merkezli finansal gücü ile Avrupa’nın stratejik özerklik arayışı arasındaki gerilim, küresel finans sistemini daha parçalı ve kırılgan hale getirir.

ABD-Avrupa ticaret krizi, bir ekonomik anlaşmazlıktan çok daha fazlasıdır.

Bu kriz, Batı’nın kendi içinde yaşadığı güç ve yön kriziyle doğrudan bağlantılıdır. Ortak değerler söylemi yerini, ortak çıkar hesaplarına bırakmıştır. Ve bu hesaplar, artık eskisi kadar örtüşmüyor.

Dünya bu krizi izlerken şunu unutmamalı: Atlantik’teki her çatlak, Pasifik’te dalga, Orta Doğu’da fırtına, gelişmekte olan ülkelerde ise sarsıntı yaratır. Çünkü küresel ekonomi, hala en çok “merkezdeki kavgalar”dan etkilenir.

Ve görünen o ki, bu kavga daha yeni başlıyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER