Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

Avrupa Birliği, Türkiye’yi Gerçekten “Çözüm Ortağı” Olarak Görüyorsa, Bunu Sadece Rapor Dilinde Değil, Somut Adımlarla Göstermek Zorunda

Reşit Kemal AS – 08 Şubat 2026

 

Uzun yıllar boyunca Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye bakışı, stratejik bir ortaklıktan çok kronik bir “sorun dosyası” gibiydi. Demokrasi eleştirileri, üyelik müzakerelerinin fiilen dondurulması, vize serbestisi vaatlerinin sürüncemede bırakılması… Tüm bu başlıklar, Brüksel’in Ankara’yla ilişkisini yöneten soğuk ve mesafeli yaklaşımın parçalarıydı. Ancak bugün Avrupa’da rüzgarın yönü değişiyor. Türkiye artık bir sorun başlığı olarak değil, sorunların çözümünde vazgeçilmez bir aktör olarak yeniden okunuyor.

Bu değişimin arkasında romantik bir “yeniden keşfetme” hevesinden çok, sert bir jeopolitik gerçekçilik yatıyor. Avrupa Birliği, son yıllarda peş peşe gelen krizlerle sarsıldı: Rusya-Ukrayna savaşı, enerji güvenliği, düzensiz göç, Orta Doğu’daki istikrarsızlık ve ABD’nin Avrupa güvenliğine dair giderek daha mesafeli tutumu… Tüm bu denklem, Avrupa’ya şunu hatırlattı: Kendi çevresindeki dünyayı yönetmeden, küresel bir aktör olamaz.

İşte tam bu noktada Türkiye’nin stratejik ağırlığı yeniden görünür hale geldi. Karadeniz’den Orta Doğu’ya, Kafkasya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan geniş bir coğrafyada etkili olan Türkiye, Avrupa’nın güvenlik mimarisinde göz ardı edilemeyecek bir ülke. NATO üyesi kimliği, enerji geçiş yollarındaki kilit rolü ve göç yönetimindeki belirleyici konumu, Ankara’yı Brüksel için “zor ama gerekli” bir muhatap haline getiriyor.

Avrupa’nın Sessiz İtirafı

Avrupa Birliği’nin bakış açısındaki değişim, aslında bir tür itiraf niteliği taşıyor. Türkiye’yi dışlayarak sorunları çözmenin mümkün olmadığı, tersine bu dışlamanın sorunları derinleştirdiği fark ediliyor. Göç krizinde Türkiye ile iş birliği olmadan sonuç alınamayacağı açıkça görüldü. Enerji güvenliğinde, Rusya’ya bağımlılığı azaltmak isteyen Avrupa için Türkiye bir alternatif değil, neredeyse bir zorunluluk. Güvenlik alanında ise Avrupa’nın askeri kapasite eksikliği, Türkiye gibi sahada etkin bir aktörle yakınlaşmayı kaçınılmaz kılıyor.

Ancak burada kritik bir soru var: Bu “yeniden canlandırma” samimi mi, yoksa konjonktürel mi?

Avrupa Birliği, Türkiye’yi sadece ihtiyaç duyduğu anlarda hatırlayan bir refleksi mi sürdürüyor, yoksa ilişkileri gerçekten eşitlikçi ve uzun vadeli bir zemine mi taşımak istiyor?

Ankara Cephesinde Temkinli İyimserlik

Ankara açısından bakıldığında da tablo tek boyutlu değil. Türkiye, Avrupa ile ilişkilerin düzelmesini yalnızca diplomatik bir kazanım olarak değil, ekonomik ve siyasi bir denge unsuru olarak görüyor. Ancak geçmiş deneyimler, Türkiye’ye temkinli olmayı öğretti. Verilen sözlerin tutulmadığı, müzakere başlıklarının siyasi gerekçelerle bloke edildiği bir hafıza hala taze.

Dolayısıyla önümüzdeki dönem, her iki taraf için de bir samimiyet testi olacak. Avrupa Birliği, Türkiye’yi gerçekten “çözüm ortağı” olarak görüyorsa, bunu sadece rapor dilinde değil, somut adımlarla göstermek zorunda. Vize serbestisi, gümrük birliğinin güncellenmesi ve siyasi diyalog kanallarının açılması, bu samimiyetin en net göstergeleri olacaktır.

Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik yaklaşımındaki değişim, bir tercihten çok bir mecburiyetin ürünü. Dünya eski, rahat ve tek merkezli düzeninden uzaklaşırken; Avrupa da kendi sınırlarının ötesindeki gerçeklerle yüzleşiyor. Türkiye ise bu yeni dönemde, kenarda bekleyen bir aday ülke değil, masada söz söyleyen bir aktör olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Asıl mesele, bu farkındalığın kalıcı olup olmayacağı.

İlişkilerde asıl sınav, kriz anlarında değil, krizler geçtikten sonra verilen sözlerde başlar.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER