Reşit Kemal AS – 01 Şubat 2026
Türkiye, 2018’den bu yana fiilen başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Anayasa değişti, kurumlar yeniden tanımlandı, yetkiler merkezileşti. Kağıt üzerinde sistem değişti, ancak pratikte zihniyetin aynı hızla değiştiğini söylemek zor. Bugün yaşanan birçok siyasi ve idari gerilim, sistemin kendisinden çok sistemin içselleştirilememiş olmasından kaynaklanıyor.
📌Ortada tuhaf bir tablo var
İyi giden her şey “kişisel başarı” olarak sahipleniliyor, kötü giden her şey ise sistemin hanesine yazılıyor.
📌Başarı Sahiplenilir, Hata Sisteme Yüklenir
Başkanlık sisteminde işler yolunda gittiğinde bürokrasi sessizleşiyor. Kurumlar “biz yaptık” diyor. Başarı, bireysel haneye yazılıyor.
Ancak işler kötüye gittiğinde aynı bürokrasi görünmez oluyor, kurumsal sorumluluk buharlaşıyor, oklar doğrudan “başkanlık sistemine” çevriliyor.
Bu refleks, sistem tartışmasının samimiyetini zedeliyor. Çünkü sorun, sistemin varlığı değil; sistemin nasıl işletildiği.
📌Muhalefetin Kolaycılığı: Eleştiri Yerine Etiket
Muhalefet açısından tablo daha da net. Başkanlık sistemi, çoğu zaman derinlemesine analiz edilmeden, her olumsuzluğun tek açıklaması olarak sunuluyor.
Ekonomik sorun mu? Başkanlık sistemi.
Bürokratik tıkanma mı? Başkanlık sistemi.
Kurumlar arası uyumsuzluk mu? Başkanlık sistemi.
Bu yaklaşım, eleştiriyi güçlendirmiyor, aksine yüzeyselleştiriyor. Çünkü parlamenter sistemde de yaşanmış birçok sorun, sanki sistem değişince ortaya çıkmış gibi sunuluyor. Böyle olunca, muhalefetin itirazı ilkesel değil, reaksiyoner bir itiraza dönüşüyor.
📌Bürokrasi Değişti mi?
Başkanlık sistemi, yalnızca yetki dağılımı değil; aynı zamanda hesap verme kültürü ister. Oysa Türkiye’de bürokrasinin önemli bir kısmı, hala eski alışkanlıklarla hareket ediyor.
Yetki merkezde ama sorumluluk dağınık. İmza yukarıda ama inisiyatif aşağıda alınmıyor. Risk almayan, ama sonuçtan şikayet eden bir yapı var.
Bu durumda başkanlık sistemi, olması gereken hız ve netliği üretemiyor. Çünkü sistem, zihniyet dönüşümü olmadan tek başına çözüm olamaz.
📌Sorun Sistem mi, Sahiplenilmeyen Yetki mi?
Bugün Türkiye’de yaşanan birçok idari aksaklık, sistem tartışması adı altında gizleniyor. Oysa temel mesele şu soruda yatıyor:
“Yetkiyi kullananlar, o yetkinin sorumluluğunu da almaya hazır mı?”
Başkanlık sistemi, mazeret üretme lüksü tanımaz. Netlik ister, şeffaflık ister, hesap ister. Ama bu kültür yerleşmediğinde, sistem günah keçisine dönüşür.
📌Başkanlık Sistemi Neden Hala “Yabancı”?
Çünkü bu sistem güçlü liderlik kadar, güçlü kurumlar, net görev tanımları ve açık hesap mekanizmaları gerektirir.
Oysa bizde çoğu zaman güç konuşulur ama denge ertelenir.
Yetki verilir ama performans ölçülmez.
Bu da sistemin kendi doğasına aykırı bir işleyiş üretir.
📌Tartışılması Gereken Sistem Değil, Samimiyet
Başkanlık sistemi tartışılmalı mı? Elbette.
Eleştirilmeli mi? Kesinlikle.
Ama bu tartışma, samimi ve tutarlı olmak zorunda.
Bugün gelinen noktada şunu net söylemek gerekiyor. İyiyi sahiplenip kötüyü sisteme yüklemek de, her sorunu sistem değişikliğiyle açıklamak da, gerçek bir çözüm üretmiyor.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, sistem değişikliğinden önce zihniyet değişikliğidir. Çünkü hiçbir sistem, onu gerçekten kabullenmeyenlerin elinde verimli çalışmaz.
Başkanlık sistemi mi başarısız, yoksa biz mi hala sorumluluk almaktan kaçıyoruz?



YORUMLAR