Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 22 Ocak 2026
Tüm dünyada hemen her gün yeni bir Trump çılgınlığına tanık olunuyor. World of Türkiye (WOT) gazetemizde 2025 yılını değerlendiren “2025’te Gerilim Yaratan Küresel ve Bölgesel Gelişmeler” başlıklı 30 Aralık 2025 tarihli analizin “ABD’de İkinci Trump Dönemi ve Küresel Türbilans” şeklindeki ara başlığı, küresel belirsizliğe ilerleyişte Trump’ın dost ve düşmanda endişe yaratan konuşmaları, tehditleri ve davranışları özetlenmişti.
XX’nci yüzyıl, özellikle de II. Dünya Harbi sonrasında ABD liderliğindeki Batı kapitalizminin altın çağı idi. Ancak her şaşaalı dönem gibi Batı kapitalizmi de çöküş dönemini yaşıyor. Yani asıl sorun Trump yönetimi değil, Trump gibi ülke yöneticilerini yaratan sebeplerdir.
İsviçre’nin Davos kentinde 56’ncısı düzenlenen Dünya Ekonomi Forumu’nda konuşan Kanada Başbakanı Mark Carney “Kurallara dayalı düzenin zayıfladığını, güçlü olanın istediğini yaptığını, zayıf olanın ise bedel ödediğini görüyoruz!” dedi. 30’ncu kez Davos’a katılan Carney, Batı kapitalizminin patronu ABD, kendi ülkelerine de dokunmaya başlayınca “güçlü olanın istediğini yaptığını, zayıf olanın ise bedel ödediğini” görebilmiş.
Oysa ABD’nin, S-400 füzesavar sistemi aldığı gerekçesiyle NATO müttefiki Türkiye’ye uyguladığı CAATSA yaptırımlarının benzerini, pek çok NATO üyesi gibi Kanada da Türkiye’ye savunma sanayiinde kullanılan malzemeler için uygulayarak izlemişti. Burada “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste!” diyerek hatırlatma yapsam da, ABD zulmünü de kabul edebilmek mümkün değildir.
Carney’in dile getirdiği “güçlünün istediğini yaptığı, zayıfın bedel ödediği” gerçeği yeni değil! Dünya tarihi bu örneklerle doludur. Ancak Carney’in asıl kast ettiği, aynı ittifak içerisinde, güçlü müttefik ABD’nin Trump’la birlikte Kanada, Danimarka ve Avrupa’ya dayattıklarıdır.
Carney’den çok önce, Genelkurmay Başkanlığı bağlısı SAREM’in 29-30 Mayıs 2003 tarihlerinde “Küreselleşme ve Uluslararası Güvenlik” başlığı altında o zamanki adıyla Harp Akademileri Komutanlığı’nda düzenlediği uluslararası sempozyumda merhum Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt tarafından, henüz Genelkurmay II. Başkanı dile getirilmişti.
“Soğuk savaş sonrasında küresel ve güçlü ülkelerin tehdit algılamalarıyla gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerin tehdit algılamalarının aynı eksende örtüşmediğini” vurgulayan Büyükanıt, “gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş veya küresel güç ülkelerinin tehdit algılamalarını koşulsuz kabul etmemeleri gerektiğinin” de altını çiziyordu. Zira güçsüz ülkeler, “ithal malı” tehdit algılamaları üzerine millî güvenlik politikalarını kurma yanlışlığı yaparlarsa yeterince güvenli olamayabilirlerdi. Keza “güçlü ülkelerin, kendi millî çıkarları yönünde tanımladıkları tehdit algılamaları, güçsüz ülkelere dayatılarak, o ülkelerin çıkarlarına zarar verecek yaklaşımlar” idi.
Soğuk savaş sonrası Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” makalesini hatırlayalım. Hatta daha önce Toynbee’nin “Meydan Okuma ve Cevap Verme” başlıklı tezini de… Bu iki metin de TSK’nin o dönemdeki komutanları tarafından “kibirli tezler” olarak nitelenmiş, ABD ve AB’nin harmanlanarak oluşturduğu Batı medeniyetinin ürünü bu metinlerde “Batı dışındaki diğer kültürlerin uygarlığa katkılarının görmezden gelinmesi”nin, uluslararası işbirliğini zedelediğini ve halen ülkeler arasında mevcut güven bunalımını körüklediği açıkça belirtilmişti.
Bilgilerimizi tazeleyelim: Türkiye’de PKK terör örgütüne karşı mücadeleyi yıpratan Batı Medeniyeti değil miydi? FETÖ’yü koruyup kollayıp Türkiye’de darbe girişiminde bulunan başka medeniyetler miydi?
2002 yılında ABD’nin “Kitle İmha Silahları” (KİS) olduğunu BM Genel Kurulu’nda iddia eden ABD’nin isteğiyle (Almanya ve Fransa hariç) Irak’a saldıranlar kimlerdi? Oysa Irak işgal edildikten iki ay sonra KİS olmadığı bizzat ABD tarafından açıklandı.
Devam edelim… Kafkaslarda ve Ukrayna’yı ve Gürcistan’ı parçalayan, Ukrayna’da büyük insan kayıpları ile maddi yıkıntıya sebebiyet veren sadece Rusya mıydı? “Renkli devrimler”le manipülasyonlarla iktidar değişiklikleri yapmak isteyen Batı medeniyeti değil miydi?
Sonuç olarak şunu söylemek mümkündür: Batı medeniyeti, sonunda ektiğini biçmekte, içinde besleyip büyüttüğü emperyal duygularla kendisini içten içe yemektedir. Burada bu sonucu kabullenelim de demiyorum. Hala Batı ittifakı içerisinde bulunan Türkiye, Bugün onlara yapılanın yakında kendisine de yapılabileceğini hesaplayarak, Amerikan emperyalizmine hep birlikte “Hayır!” diyebilmelidir!
NOT: Y. Büyükanıt’la ilgili kısım için bkz: Celalettin Yavuz, “Türkiye–NATO İlişkileri: İttifaktan Ayrılma Zamanı Geldi mi?”, s. 142, Türk Tarih Kurumu, https://www.ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2022/04/08-CelalettinYavuz.pdf




YORUMLAR