Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar photo
Mehmet Hakan Kekeç

Bir Bazilika Masalı ve Yok Olan Orhan Bey’in İznik’i – Mehmet Hakan Kekeç

Mehmet Hakan KEKEÇ – 29 Kasım 2025

 

Aslanın biri, bir gece vakti ormanda yürüyormuş. Sakin sakin ilerlerken bir yerlerden çelimsiz bir ışık geldiğini fark etmiş. Işığa doğru gitmiş. Bir de ne görsün… Sevimli bir avcı kulübesinden ormana doğru sarı sarı hareler yayılıyor… Aslan, pencere eşiğine kadar yaklaşmış. İçeri bakmış. Avcı resim çiziyor. Çizdiği resimde güya avcı, ormanın kralı aslanı yerle bir etmiş, üzerine basmış, heybetli bir zafer pozu veriyor. Aslan şaşırmış. “Ya hu böyle bir şey ne zaman oldu?” Eh, elbette hiçbir zaman olmadı. Fakat ne yaparsın ki fırça avcının elinde. Öyle çizdi, öyle oldu.

Yaklaşık 15 yıldır tarihle çok yakından ilgilenen ve 5 yıldır da ulusal ölçekte bir popüler tarih dergisi çıkartan bir gazeteci olarak, bilhassa tarih ve arkeoloji söz konusu olduğunda akademi vasatı için söyleyebileceğim ne yazık ki ancak budur: Fırça kimin elindeyse (yani kürsünün başında duran veya bir kanonun/ekolün nöbetini tutan her kimse), onun çizdiği olur. İşte, bugünlerde çokça konuştuğumuz İznik Sualtı Bazilikası da tıpkı anlattığım aslan ve avcı hikayesinde olduğu gibi, fırça kimin elindeyse o sıfatlarla anılıyor. Sıradan bir bazilika bir anda I. İznik Konsili’nin gerçekleştiği bazilika/kilise ilan olunuyor ve sonrasında öyle gidiyor.

***

İznik Sualtı Bazilikası: Bir Keşfin Hikâyesi

İznik Sualtı Bazilikası kesinlikle mühim bir keşiftir. Bu yazıda tenkid edecek olsam da araştırma ekibinin Başkanı Mustafa Şahin beyefendi ve yanında yer alan hocalar ile talebelerin yaklaşık 10 yıldır gerçekleştirdikleri çalışmaların elbette takdir ve taltif edilmeleri gerekir. Bu süre zarfında konu hakkında yazılan makaleler ile yaptırılan yüksek lisans tezlerinin ilgimi pek cezbettiklerini ve kimilerini özenle kaydettiğimi de itiraf etmem gerekiyor. Bir Belediye tanıtım videosundan bu Bazilika izlerini tepeden görüp mühim bir eser olduğunu fark etmek dahi Mustafa hocanın hakkını teslim etmek için yeter keyfiyettedir. Peki öyleyse, sorun nerede ve bu yazı neden yazıldı?

Bazilikanın keşfedildiği günden bu zamana bilimsel veya popüler ölçekte birçok defa yayın yapıldı. Bu mikro literatürü tarayıp analiz ve teşhir etmek dahi çok ciddi bir iştir ve bu yazının amacını aşmaktadır. Özetle şöyle diyebiliriz: 2014 yılında burası Aziz Neophytos anısına kentin dışında, göl kıyısında, Neophytos’un şehit edildiği yerde inşa edilmiş bir bazilika olarak takdim ediliyordu. Bu görüşe katılanlardan biri de bugün Sualtı Bazilikası için “Konsil’in gerçekleştiği yer” diyen Mustafa Şahin hocaydı. Fakat bir ihtimal daha vardı… A. Bryer tarafından yapılan bir İznik haritasında batık bazilikanın yakınında Konstantin Sarayı olduğu için Konsil’in gerçekleştiği Saray bazilikasının bu batık bazilika olma ihtimali henüz yadsınamıyordu.

Bir yandan araştırmalar devam ederken (Bu arada kimi eşyalar, sikkeler, mezarlar, yapının tarihini tapınak dönemine kadar götüren bulgular tespit edilirken) Mustafa Şahin hocamız bir şapelden bahsetmeye başlıyor. Buna göre Vatikan Müzesi’nin bölümlerinden birisi olan Sistina Şapeli’nde yer alan fresklerden biri, 325 yılında toplanan I. Konsili resmediyor. Ama freskin yapıldığı tarih 1590. Mezkur freskte pencereden surlar ve göl gözüküyor. Bu fresk Bryer’in haritasıyla yan yana gelince Mustafa Şahin hoca için çok ciddi bir delile dönüşüyor. Freskin 12 asır sonra İznik’i hiç görmemiş biri tarafından yapılması burada bir anda önemini kaybediyor. Çünkü ne yazık ki artık kanıya (I. Konsil bu bazilikada toplandı) delil aranıyor ve en küçük bulgu üzerinden çok büyük tespitler yapılmaya başlıyor.

***

Buluntular, Sikkeler ve Yeni İddialar

Harita ve Sistina Şapeli dışında bu bazilikanın daha ehemmiyetli bir yerde durduğuna dair deliller elbette aranmaya devam etti. Mustafa Şahin hocanın kaleminden (Nisan 2025, Milliyet Arkeoloji) aktaralım: “2016 yılında kilise önde gelenleri için ayrılmış platform duvarının altında yer alan mezarlarda bulduğumuz Valens (364-378) ve Valentinianus (371-392) sikkeleri, bazilika kilisesinin M.S. 4. yüzyılın sonlarına doğru inşa edildiğini ortaya koymuştur. Başlangıçta Aziz Neophtos’a adanmış olabileceğini düşündüğümüz kilisenin ön avlu bölümünde vaftizhanenin keşfedilmesi araştırmalarımızı farklı bir boyuta taşımıştır. Vaftiz alanında yapılan kazılarda 11-13. yüzyıllar arasına tarihlenen çok sayıda çukur sikke, ince seramik, cam bilezikler, altın düğmeler, kemer tokaları, haç tasvirli metal yüzükler, değişik türde haçlar bulunmuştur. Sözü edilen alanda en geç tarihli buluntu olan sikkeye (III. Ioannes Dukas Vatatzes sikkesi, M.S. 1221-1254) göre, M.S. 13. yüzyılın ortalarına doğru mimari ögelere ait parçalanmış mermer malzeme ile vaftizhanenin gömülerek terk edildiği anlaşılmıştır. Pantokrator (kâinatın efendisi) İsa’yı betimleyen pişmiş toprak mühür, Galli Asker Aziz Baruc’un kurşun mührü, Aziz Nikolaos’u tasvir eden kolye ucu, kutsal yer-kutsal mekân-kutsal obje kriterlerini karşıladığından, yapının hacı kiliseleri arasında yer aldığını açıkça göstermektedir… Bilindiği gibi İznik, I. ve VII. Konsillere ev sahipliği yapması açısından Hristiyanlar için çok önemli bir dini merkezdir. C. Mango’ya göre de İznik’i kutsal bir kent yapan Neophytos veya Tryphonos gibi yerel azizler değildir. Özellikle 325 yılında toplanan I. Konsil’e ev sahipliği yapmış olması ve böylece 318 Peder’in kenti haline gelmesinin çok önemli olduğunu savunmaktadır.”

Şöyle özetleyebiliriz: Neophytos anısına inşa edildiği söylenen bazilika, konsil için gerekli özellik ve şartları taşımadığından, bu bazilikayı “daha önemli” bir yere oturtan veriler özenle yan yana getiriliyor. Veriler bize bu kilisenin muhakkak hacı kilisesi olduğunu gösteriyor. Yani bazilika Neophytos’tan soyutlanmak isteniyor ve bu veriler konuşturularak özenle yapılıyor. Burası artık bir Hacı kilisesi. Mustafa hoca devamında Mango’yu da yanına alıp “Eh, İznik konsil yapıldığı için kutsal, bu da hacı kilisesi, üstelik göl kenarında, fresk de ortada…” diyerek bize bir imada bulunuyor. Yoksa burası I. Konsil gerçekleştiği için mi hacı kilisesi? Fakat bu ima yetmez. Önümüzde bir sorun daha var. Konsil ile muasır olan kilise tarihçisi Eusebios, Konsil’in Saray bazilikasında gerçekleştiğini söylüyordu. Hemen şimdi bundan da kurtulmamız gerekiyor:

Toplantının yapıldığı yer ile ilgili genel kanı Büyük Konstantin Bazilikası’nın bulunduğu saray yapısıdır. Söz konusu sarayın konumu hakkında farklı görüşler vardır. A. Bryer, Polonyalı Simeon, Le Vicomte de Marcellus, Charles Fellows, John Murray, Moritz Busch, Marie de Launay, John Covel gibi seyyahlar sarayın surların dışında ve göl kenarında olduğunu düşünmektedirler. U. Peschlow’un başını çektiği bazı araştırmacılar ise İznik’te daha önce böyle bir sarayın olmadığını ve konsilin toplanma tarihinin yakınlığı göz önüne alındığında bu kadar kısa sürede toplantıya uygun bir yapı inşa etmenin imkânsız olduğunu iddia etmektedir… C. Mango, toplantının yapıldığı yere işaret eden önemli bir yapıya işaret etmektedir: Kutsal Pederler Kilisesi. Mango’ya göre I. Konsil’in yapıldığı yerin kutsanarak sonrasında bir tapınma alanına dönüştürülmesi doğaldır ve bu gerçekleşmiştir.”

Neophytos bazilikasından hacı kilisesi ihtimaliyle kurtulmuştuk. Hacı kilisesinin altını da İznik’te konsil gerçekleşmesi ile doldurmuştuk. Şimdi sarayda gerçekleşti bilgisinden konsil gerçekleşen yere inşa edilen Kutsal Pederler Kilisesi ile kurtuluyoruz. Tamam, burası saray bazilikası değil ama, tam da orada olan belki daha mühim bir bazilika… Devam edelim:

Aslında Kutsal Pederler Kilisesi’nin konumu hem sarayın yerini hem de 325 yılındaki konsilin toplandığı alanı göstermesi bakımından oldukça önemlidir…”

Esasında Mango’nun da elinde herhangi bir delil yoktur. Sadece Konsil’in yapıldığı yer kutsanıp buraya bir kilise inşa edilmiş olsa bunun doğal olacağını söylemektedir. Eh, veriler buranın bir hacı kilisesi olduğunu bize göstermişti. Bu hacı kilisesi “İznik’te konsil gerçekleştiği için kutsal” denerek yine bir yorumla bir anda Konsil ile yan yana getirilmişti. Saraydan da “Zaten o dönemde böyle bir saray olmaz” denerek uzaklaştığımızdan Aziz Pederler Kilisesi’nin göl kenarında olduğunu da düşünürsek (12 asır sonra çizilen freskte öyle değil mi?) burası herhalde Konsil’in yerini göstermektedir… Devam:

I. Konsil’i tasvir eden en önemli betimlerden birisi Vatikan’daki Sistine Salonu’nda bulunan fresktir. Kompozisyonun sol üst yarısında yer alan ve toplantının yapıldığı yere işaret eden detay önemlidir. Bu detayda toplantının yapıldığı yer olarak kent surlarının dışında ve göl kıyısında bir alan gösterilmektedir. Freskte yer alan detaya göre, 20 Mayıs 325 tarihinde başlayan ve haziran ayı sonuna kadar devam ettiği düşünülen ilk konsilin toplandığı yer ve daha sonra bu yeri ölümsüzleştirmesi için inşa edilen Kutsal Pederler Kilisesi, Bazilikal Kilise’nin bulunduğu mekândır. İznik’teki en büyük kilisenin şehir surlarının dışına inşa edilmiş olması da bu olasılığı desteklemektedir. Zira bazilika planlı kiliseler genellikle şehir merkezinde yer alırlar. Ancak kentin en eski ve en büyük bazilikal planlı kilisesi, ilk olarak Got saldırılarına karşı M.S. 3. yüzyılın 3. çeyreğinde inşa edilen sur duvarlarının dışındadır. Arkeolojik kazılarda elde edilen veriler ve Fransız jeologlarla yaptığımız araştırmalar yapının 1065 depreminde yıkıldığını, vaftizhanede yapılan kazılar, 13. yüzyılın ortalarına kadar kilisenin kullanıldığını, bu tarihten sonra olasılıkla suların yükselmeye başlaması ile birlikte gömülerek tamamen terk edildiğini göstermektedir. Sonuç olarak güncel araştırmalar sonucunda ilk keşfettiğimizde Aziz Neophytos’a ait olduğunu düşündüğümüz kilisenin aslında Orta Çağ’dan beri kayıp olan Aziz Pederler Kilisesi olduğu anlaşılmıştır. Diğer bir ifade ile Hristiyanlar açısından çok önemsenen I. Konsil İznik’te bu alanda toplanmıştır.”

 Şimdi son cümleye dikkat edelim:

2025 yılı I. Konsil’in 1700. yıl dönümüdür. Bundan dolayı da kilise kalıntısı Hristiyan âlemi açısından ilgi odağı haline gelmeye adaydır…”

 ***

Zayıf Deliller Üzerine Büyük Bir Tez

Açıkçası bunların her birinin çok zayıf deliller olduğunu kabul etmek zorundayız. Ortada zaten varılmak istenen bir sonuç var. Mezkur zayıf deliller (delil yoksa da müsteşriklerin yorumlarından yardım alınıyor)varılmak istenen o sonuca göre konuşturulmaktadır. Niyetim elbette Mustafa Şahin hocanın çalışmaları ve vardığı sonucu tahfif etmek değil. Fakat I. Konsil’in gerçekleştiği mekânın henüz açık delillerle desteklenerek tespit edilmediğini kabul etmek zorundayız. Burada Mustafa hocayı da aşan bir irade olduğu kanaatindeyim. Turizm melekleri böyle istedi, böyle oldu.

I. Konsil’in, bugünlerde gündem olan İznik Sualtı Bazilikası’nda gerçekleştiğine dair tespit, yazı boyunca gösterdiğimiz gibi muasır olmayan zayıf verilen üzerinden yapılan yorumlara dayanmaktadır. Şimdi mevzunun ikinci ve daha can alıcı noktasına gelelim:

İznik, 1331 yılında Orhan Gazi tarafından fethedilmişti. Evvelinde de Türkiye Selçuklu Devleti’nin atası Süleyman Şah tarafından Malazgirt Savaşı’nın akabinde ele geçirilmiş ve Müslüman Türklerin Anadolu’daki ilk başkenti olmuştu. 300 yıl sürecek Haçlı Seferleri, İznik’in Süleyman Şah tarafından fethedilmesiyle başlamıştır. Orhan Gazi kentin ‘manevi yükü’nü bildiğinden İznik Ayasofyasını camiye çevirmişti. Osmanlı’nın ilk medresesi de bu kentte kurulmuştur. Osmanlılar İznik’in Müslüman bir kente dönüşmesi için derhal imar ve iskân çalışmalarına başlamıştı. İmaretler, mescitler, tekkeler, medreseler, hamamlar… Bunların en az yüzde 80’i bugün ayakta değildir.

İznik’i “turizm kenti”ne dönüştürmek isteyen her kimse, bunu bugün kenti “Hıristyan aleminin nazarına” sunarak yapmak istemektedir. Üstelik İznik’in Müslüman Türk birikimi hala toprağın altındayken…

YORUMLAR

⚠️ Yorum gönderilemez:

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    YAZARLAR
    TÜMÜ

    SON HABERLER