Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

Bölgemizdeki Son Gelişmeler – Fatih Ünlü

Fatih ÜNLÜ – 03 Mart 2026

 

Mike Tyson’un güzel bir sözü var.

“Everybody has a plan until they get punched in the face.”

“Yumruğu suratının ortasına yiyinceye kadar herkesin bir planı vardır.”

Bu sözün daha eski bir versiyonunu Joe Louis söylemiş.

“Everyone’s got a plan until they get hit.”

“Darbeyi yiyinceye kadar herkesin bir planı vardır.”

Bu konuda bazı askerlerin ve siyasetçilerin de benzer mahiyette sözleri var. Mesela Wellington Dükü de

“Strategy ends when combat begins.”

“Çatışma başladığında strateji sona erer.” demiş.

(Çoğu kaynakta doğrudan Wellington Dükü yazıyor sanırım bu sözün sahibi meşhur bir siyasetçi ve asker olan 1. Wellington Dükü Arthur Wellesley.)

Bunlar kısmen doğru ve sahadaki gerçekliklere de hitap eden sözler. Ama bilgi altyapısı sağlam ve yöntem doğruysa, esnek bir strateji mücadelenin her aşamasında çok işe yarar, hiç şüphesiz. Ama sen kendini dokunulmaz veya her yönden aşırı güçlü sanıp ona göre bir strateji hazırlarsan, ayrı.  Bu çökebilir.

Bu kısa girişten sonra gelelim yazımızın konusu olan İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına ve sonrasında genişleyen çatışmalara.

Malum, yakın zamanda ABD ve İran nükleer teknoloji ve füzelerle ilgili yeni bir müzakere turuna başlamışlardı. Bu müzakereler İstanbul’da yapılacaktı ama daha sonra Umman’a alındı. En son Viyana’da süreç belirli ilerlemelerle devam edecek diye bekleniyordu.

Detaylara vakıf değiliz ama maksimalist talepleri olan ABD yönetimi bir yandan müzakere ederken diğer yandan muhtemelen sınırlı, kısa ve kendince ikna edici bir saldırı opsiyonunu da değerlendiriyordu ama uzun soluklu bir savaşı başlatacak şekilde hareket etmek istemiyordu.

Ama Netanyahu’nun süreci sürekli geniş bir çatışmaya doğru itmesiyle iş çok büyük ve kontrolü zor bir aşamaya geldi. Netanyahu Trump’ı ister istemez ikna etti ve önce İsrail sonra ABD İran’a geniş çaplı bir saldırı başlattı.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da süreci şu şekilde özetliyor.

“Komşumuz İran’a yönelik Netanyahu’nun kışkırtmalarıyla başlayan Amerika-İsrail saldırılarından derin üzüntü ve endişe duyuyoruz. Malumunuz, uzun bir süredir anlaşmazlıkların diyalog yoluyla müzakere masasında çözülmesi için çok ciddi emek verdik. Özellikle bu süre içerisinde Sayın Trump’la ve Sayın Pezeşkiyan’la telefonda görüşmeler yaptım.

Bölgemizdeki başka ülkeler de aynı şekilde ellerinden geleni yaptı. Ancak hem taraflar arasındaki güven bunalımı aşılamadı hem de İsrail’in süreci zehirleme çabaları devam ettiği için istenen netice alınamadı.

İran’ın egemenliğini açıkça ihlal etme yanında dost ve kardeş İran halkının huzuruna kasteden sabahki saldırıları esefle karşılıyoruz.

Aynı şekilde, her ne sebeple olursa olsun Körfez’deki kardeş ülkelerimize yönelik İran’ın füze ve dron saldırılarını da kabul edilemez buluyoruz.”

Hatırlayan okuyucularımız vardır, 15 Agustos 2025’te sitemizde yayınlanan “Suretlere Dair” yazımızda Donald Trump’la ilgili şöyle bir tespit var:

“Suret – siret konusunda Trump birçok açıdan iyi bir örnek gibi görünüyor. Kennedy suikastı dosyası gibi elinde bazı kozlar olduğu anlaşılmasına rağmen, yine de ihtimalen karşı tarafın dosyalarının daha güçlü olmasından dolayı Trump politikalarında sık sık geri adım atıyor ve istese de istemese de “suret olmaya”  zorlanıyor. Bazen dirense de bu direncinin kırılması uzun sürmüyor. Savrulmalarında şahsiyetinin de bir etkisi olmakla birlikte gelişmeler elbette tümden buna bağlanamaz.  Dolayısıyla Trump’la bir müzakere yürütürken, onun  kendi kararlarına bile son tahlilde sahip çıkamayabileceği ihtimali hiç unutulmamalıdır. İleride şartlar değişebilir o ayrı. Unutulursa, gereksiz bir risk alanı açılır. Asıl olan bu görüntülerin ardında kararları gerçekte yönlendirenlerin durumudur. Bu okunabiliyorsa, ona göre konumlanma ve tavır alma daha anlamlı ve gereksiz aldanışları önleyici bir adım olur.”

Geçekten de devam eden bir müzakerenin tam ortasında, iki taraf anlaşmaya yakın vs. denilirken Ortadoğu gibi hassas bir coğrafyada ABD’nin de katılımıyla bir savaşın patlak vermesi kabul edilebilir bir şey değil. Özellikle sıkı müzakereci olarak bilinen İran tarafının bazı şartları kabul etmesine ve müzakerede olumlu bir tablo çizilmesine rağmen.

İddia şu: Netanyahu özellikle son görüşmesinde Trump’ı ikna için  elinden geleni yaptı. Artık hangi kozları kullanıyorsa, Trump da kendi geçmiş sözlerine ve Genelkurmay Başkanının çekincelerine rağmen bu işe girdi. Girerken de bir şekilde çabuk çıkarız, alternatif (diye düşündüğü) liderlikle anlaşırız diye düşünüyordu muhtemelen.

Diğer yandan, İran da büyük ekonomik zorluklar içerisindeyken ABD ile uzun soluklu bir çatışma istemezdi diye tahmin edilebiliriz. Dolayısıyla ya bir çatışma başlamadan bir noktada buluşulabilir ya da bir çatışma başlasa bile kısa sürede ateşkes ve anlaşma ihtimali olabilirdi.

Ama burada siyonist akıl devreye girdi ve  Trump’ı türlü yöntemlerle ikna ettikten sonra saldırının hemen başlarında İsrail ABD’nin de desteğiyle İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’i ve birçok üst düzey yetkiliyi öldürdü.

Burada kısa bir parantez açalım. 12 gün savaşlarında Trump’ın Hamaney’e yapılacak suikastı kendisinin önlediği şeklinde ifadeleri var. Sonraki gelişmelerden, bu ifadeler hem doğru hem de akılcı  görünüyor. Çünkü Donald Trump o zaman İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesine yeşil ışık yaksaydı, sonrasında birkaç bombalamayla on iki gün savaşından çok zarar görmeden belki biraz da kazançlı çıkması mümkün olamazdı.

Ama bu kez Netanyahu ve ekibi yapacaklarını yaptılar. İran gibi şehadet gibi, intikam gibi kavramların çok önemli olduğu bir ülkede Dini lideri öldürerek işi hayat memat meselesine döktüler ve yakın bir çıkış yolunu şimdilik kapattılar.

Sonra Trump İran liderliğinin görüşme talebinde bulunduğunu ve kendisinin de bunu kabul ettiğini söyledi ama İran’da çok etkili bir isim olan Larijani bunu yalanladı ve ateşkes yok dedi.

İlerleyen zamanlarda İran ispatı vücut ettiğinde bence bu duruş değişebilir. Çünkü bu bölgede ABD ve İran’ın sürekli birbirlerine darbe vurmaları ancak İsrail ve destekçilerinin işine gelir. İran ABD’nin devasa askeri gücüne rağmen kolay lokma olmadığını kısa sürede gösterdi. Destek alırsa durum bambaşka noktalara da gidebilir. Rusya gibi yine çok büyük bir askeri güç bile yanı başındaki -ama destek alan- Ukrayna’da kısmen başarılı olsa da yıllar sonra bile hâlâ zorlanıyor da. Savaşlar uzadıkça daha da yıpratıcı hale geliyor.

Bu çatışmada ilave riskler de var. İran tüm körfez ülkelerindeki ABD askeri üslerine füze ve dronlarla saldırıyor. İran’ın öncelikle İsrail ve salt ABD hedefleri – gemileri ile kendisine saldırı düzenlenen üslere odaklanması daha akılcı olurdu. Çünkü atılan füzeler farklı bir  yere düştüğünde ve sivil kayıplar olduğunda o ülkeler haklı olarak daha çok tepki gösterecek ve İran o ülkelerle daha çok karşı karşıya gelecektir. Bu da ne İran’ın ne de o ülkelerin işine gelir.

Zaten Tucker Carlson’un belirttiğine göre, Suudi Arabistan ve Katar’da o bölgelerde bombalı saldırılar düzenlemek üzere olan MOSSAD ajanları yakalanmış. Yakalanmasalar, anlaşılan bu ülkeleri İran’la tam karşı karşıya getirecek saldırılar düzenleyeceklermiş. Bu durum, Siyonistlerin bölgeye yaklaşımını da özetliyor. Kendi sapkın emelleri için ABD’yi de, körfez ülkelerini de uzun bir yıpratma savaşına,  ateşe atmak.

Diğer yandan, İran’da da sahada bu kadar MOSSAD ajanı varken, yukarılarda da birilerinin olması ihtimali yok sayılamaz. Haksız bir saldırı altında bulunan İran’ın kendisine saldırı yapılmayan ve hava sahası kullanılmayan ülkelerdeki üsleri de vurması işi tümden kontrolsüz bir noktaya taşıyabilir, bu da ancak İran ve Körfez ülkelerini karşı karşıya getirmek isteyenlerin işine yarar.

Sonuç olarak, Siyonizmin böyle müsait bir ortamdan bir Şii – Sünni çatışması çıkarmak istemeyeceğini kim iddia edebilir? Düşmanınız olan ve tepenize binmek için zayıflayacağınız anı bekleyen bir düşman için farklılarınız olsa da kardeşlerinizle savaşmak akıl kârı olmadığı gibi Allah katında da büyük bir vebaldir.

İran veya Körfez ülkeleri veya diğer ülkeler fark etmez, İslami unsurlarla çatışan bütün ülke ve gruplar kısa sürede telafisi zor zaaflarla karşılaşırlar. Bu gibi ortamlarda makul seslere ve Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt sevgisi gibi birleştirici yaklaşımlara ihtiyaç vardır.

Bir diğer husus ta şu: Netanyahu şimdi elinin çok güçlü olduğunu düşünüyor ve önlemini de almıştır ama ABD’de kendilerini savaştan savaşa sürükleyen Siyonist çevrelerin etkisinden bıkmış ve giderek güçlenen bir çevre de var. Trump da yeniden seçilirken bu potansiyelden faydalandı. MAGA söylemini biliyoruz.

Şimdi bunlar ABD yeni bir batağa saplanmasın diye bir süre sonra İran’la anlaşsalar ve ABD bir şekilde aradan çekilse, İran da tüm diğer saldırılarını durdurarak İsrail’le baş başa kalsa, çok farklı bir durum ortaya çıkabilir. Bu durumda, bir yandan savaşın kontrolsüz noktalara evrilmesi ihtimali zayıflarken bir yandan da özellikle demir kubbe stokları tükendiğinde Netanyahu için girişimi büyük bir kâbusa dönüşür.

Süreçten Trump’ın çabuk çıkamaması için Netanyahu ve ekibi bu kez birçok “önlem” almıştır herhalde ama bu da imkânsız değil.

Ne diyelim. Rabbimiz her şeyi hayra çevirsin, taraflara akl-ı selim ve makuliyet nasip eylesin.

Kuran-ı Kerim’in yüce hükmü olan

“Es-sulhu hayrun – Barış daha hayırlıdır” düsturu şahsi ilişkilerde olduğu gibi uluslararası ilişkilerde de esastır.  Gerekmedikçe savaş yüktür.

Allah’a emanet olun.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER