Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar photo

Bugün “Demokrasi”, “İnsan Hakları” ve “Özgürlük” Kavramları Ne Yazık ki Evrensel Değerler Olmaktan Çıkıp Jeopolitik Araçlara Dönüşmüş Durumda – Reşit Kemal As

Reşit Kemal As – 10 Ocak 2026

 

Modern dünyada garip bir denklem işliyor.
Bir ülke toprağını, sınırını, yeraltı kaynağını ve siyasi iradesini savunuyorsa ya “diktatör” ilan ediliyor ya da bir sabah uyandığında kendini yaptırımların, ambargoların ve uluslararası baskıların ortasında buluyor. Yetmezse, “demokrasi götürme” gerekçesiyle ülkesi harabeye çevriliyor. Yetmezse, bir gece yatak odasından alınıyor.

Bugün “demokrasi”, “insan hakları” ve “özgürlük” kavramları ne yazık ki evrensel değerler olmaktan çıkıp jeopolitik araçlara dönüşmüş durumda. Kimin özgür, kimin zalim olduğuna artık halklar değil, küresel güç merkezleri karar veriyor. Üstelik bu kararlar ilkelere göre değil, çıkarlara göre alınıyor.

Aynı eylemi yapan iki liderden biri “reformcu”, diğeri “diktatör” olarak anılabiliyor. Aradaki fark ise çok basit:

“Kimin hangi blokta durduğu.”

Kendi savunma sanayisini kurmak isteyen, doğal kaynaklarını yabancı şirketlere peşkeş çekmeyen, askeri üs verilmesine itiraz eden, para politikasını dış baskılara göre değil ulusal ihtiyaçlara göre belirleyen ülkeler bir anda “tehlikeli” hale geliyor. Medya dili sertleşiyor, raporlar yazılıyor, fonlanan muhalefet hareketleri devreye sokuluyor.
Sonrası malum: Yaptırımlar, darbe girişimleri, iç karışıklıklar…

Tarihe baktığımızda tablo değişmiyor. Dün bunu yaşayan ülkeler bugün farklı isimlerle yeniden sahnede. Sadece yöntemler daha sofistike, söylemler daha süslü. Tankın yerini ekonomik ambargo, askerin yerini kredi notları, işgalin yerini “uluslararası müdahale” aldı.

Gerçekten diktatörlükle mi mücadele ediliyor, yoksa bağımsızlık mı cezalandırılıyor?

Eğer mesele demokrasi olsaydı, dünyanın dört bir yanında açık insan hakları ihlalleri yapan ama “uyumlu” olan rejimler bu kadar sessizce tolere edilmezdi. Eğer mesele özgürlük olsaydı, milyonlarca insanın hayatını altüst eden savaşlar bu kadar kolay meşrulaştırılmazdı.

“Ama mesele güç.”

Yeni dünya düzeninde kabul gören tek özgürlük, güçlü olanın özgürlüğü. Zayıf olanın ise sadece itaat etme hakkı var. Kendi yolunu çizmeye kalktığında, bedel ödemeye hazır olması bekleniyor.

Bu yüzden bugün bir lideri ya da bir ülkeyi değerlendirirken kullanılan etiketlere dikkatle bakmak gerekiyor. “Diktatör” denilen kim? Kimin çıkarlarına karşı durmuş? Hangi kapıyı kapatmış? Hangi anlaşmayı imzalamamış?

“Bağımsızlık, her zaman pahalı bir tercihtir. Ama bağımlılığın bedeli çok daha ağırdır.”

Ve ne gariptir ki, bir ülkenin gerçekten ne kadar özgür olduğunu anlamak için alkışlandığına değil, ne kadar baskıya maruz kaldığına bakmak çoğu zaman daha öğreticidir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER