Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

Cuma Notları – Alıntılar – (Dönüp Dönemeyeceğini Bilmiyorsun) – Fatih Ünlü

Fatih ÜNLÜ – 19 Mart 2026

 

“Ben yine de nefsimi temize çıkaramam.”

Peygamber efendimiz aleyhisselam buyurdular:

“Âdemoğlunun iki vadi dolusu malı olsa, üçüncü vadiyi de ister. Âdemoğlunun karnını ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenlerin de tevbesini kabul eder.”  (Buhârî, Rikâk, 10; Müslim, Zekât, 116-119.)

Bu hadisi şerifte anlatılan durum bizde bazen mal sevgisi olarak bazen makam ve şöhret sevgisi bazen de benzeri ölçüsü kaçmış heva olarak tezahür eder. Kimse nefsini bu tehlikeden beri göremez, Hz. Yusuf bile “Ben yine de nefsimi temize çıkaramam.” dedikten sonra.

Ben de nefsimde bazen böyle bir meyil görüyorum. Bazen demem de şundan: Ortada bir ihtimal yokken nefsin müstağni görünmesi hem kolay hem de aldatıcıdır. Asıl imtihan ihtimaller nefsin menziline girdiğinde başlar. Diyelim benim Bakan olmayla ilgili ne bir beklentim var ne de böyle bir ihtimal var. Rahatlıkla “Bakan olmasak ne olur!” diyebilirim. Ama bu ihtimal menzildeyse ve biraz da yaklaşmışsa bu derece kolay konuşabilir miyim, emin değilim.

Çünkü bazen bana da diyelim bir Zümrüd-ü Anka kuşu tahsis edilse, belki bir de yedeğini isteyebilirmişim gibi geliyor. Olabilir bazen. Özetle salt nefse asla garanti veremeyeceğimizi ve güvenemeyeceğimizi apaçık görüyorum. Allah hepimizi muhafaza  eylesin.

O yüzden süreçlerde ham nefsimizi değil, kalbimiz, aklımızı, ancak terbiye olduğu kadar nefsi ve asıl bilgi, hikmet ve ortak manevi birikimimizi ortaya koyabilmeliyiz.

Dönüp Dönemeyeceğini Bilmiyorsun

Ey nefis,
Gelecek yılı görüp göremeyeceğini bilmiyorsun.
Gelecek haftaya veya yarına erişip erişemeyeceğini bilmiyorsun.
Gittiğin marketten geri dönebileceğine -dair- bir garantin yok.
Bir akşamüstü bir akrabayı yolcu etmek için çıktığın evine yeniden dönüp dönemeyeceğini de bilmiyorsun.

Vefatlara bir baksak,  Allah bilir, ne çok şeyi yarım bırakmışlar ve ne çok ansız vurgunlara sebep olmuşlardır. Geçici de olsa ayrılıkların acısını Allah kolaylaştırsın.

Artık sen de sana yakın görünüp te aslında sonuyla uzak olan ve uzaklaşan dünyaya bu kadar bağlanma. Dünya bir sevap ve manevi sermaye biriktirme yeridir, asla önemsiz değildir. Ama tul-i emelle bağlanıp kalınacak ve ötesi unutulacak bir mekân da değildir.

Dünya dünyadır, “Dünya yurtsuzların yurdudur*”. Oysa bizim eşsiz güzel bir sılamız var. Oradan geldik ve oraya döneceğiz. O vaktin Rabbine şimdiden yönelelim de içimizde sıla hasreti giderek büyüyüp duruyorken gurbetlerde ebedi takılıp kalmayalım.

* Hadis-i Şerif

Öz Motivasyon

“Abi, bazen kendimi dâhiler dâhisiymişim gibi hissediyorum.” dedi.

Dâhi bile değil, “dâhiler dâhisi” deyince bu ifade bana da ilk başta tuhaf geliyor doğrusu. Ama tam bir kıyas gibi görünse de bunun aslında bir iç hâle tekabül ettiğini bildiğim için okuyucularımızdaki o muhtemel şaşkınlık ve hayret hâli bende oluşmuyor. Evet, ben bu cümleyi bir özgüven zirvesi gibi kendi içimde dehaya mazhar anlarımın en dâhisi gibi bir anlamda kullanıyorum.

Bu hissi de çok önemsiyorum doğrusu. Çünkü kibre kapılmadan motive olabildiğim bu tür anlarda ben ne yapabilirim diyerek gayrete geldiğim çok olmuştur ve oluyor da. Sonuçta da Rabbim gayrete hep güzel bir fikir, güzel bir iş, güzel bir hâl nasip ediyor. Biraz gayretle yağmaya hazır nice rahmet yağmuru var civarımızda.

Bazen tembel gibi görünse de aslında aşırı hareketli varlığımda enerjimin güzel bir işe vesile olması da beni büyük bir hazine bulmuşum gibi sevindiriyor.

Anlatması kolay değil tabii. Kendinin biraz daha farkına varabilmek belki de Rabbimizin kullarına bahşettiği eşrefi mahlûk olabilme ve “Rabbini bilme” kabiliyetini keşif yollarından birisidir. Ya da her insanda bulunabilen dâhiyane yönlerin dışavurumunun vesilelerindendir.

Kendimi asıl kendimle kıyas edip kendimle yarıştığım tüm bu süreçte kibre kapılmazsam… Ve bu tür hissiyat kabiliyetlerimin daha çok ortaya çıkmasına vesile olursa, onlara hoş geldiniz, safa geldiniz diyorum. O yüzden şimdilik bu halden memnunum.

Dışsal bir kıyasta da bilfarz dâhi olsam, dâhiler dâhisi de olsam bu da benimle ilgili olan ama aslen benden olmayan bir durum olurdu, biliyorum. Çünkü sahip olduğumuz bütün nimetleri Yaratan’ın Allah azimüşşan ve bu hayatımızın her aşamasında o kadar aşikâr ki!

Her şeyi O yaratıyor ve muhteşem bir düzende idare ediyorken bu imtihan dünyasında bize emanet edilen imkânları, yüksek nitelikleri nasıl mutlak bizim sanabiliriz. Bilakis tüm bunlar için şükür ve övgü için her türlü hatadan münezzeh olan Rabbimize yönelmeliyiz ki bu geçici imkânlarla yanlışlara sapmayalım, onlara en doğru istikameti verebilelim.

Peygamber efendimiz (s.a.v.) ne güzel buyurmuşlar: “Nefsini bilen Rabbini bilir.”

Mesela, görüyoruz ki her ne yaparsak yapalım, hangi gayretin içinde olursak olalım, oluşan sonuçta bize ait olmayan “olmazla olmaz” bir yön var, bizim ötemizde ve her şeyi nasip eden ve sonuçlandıran bir eşsiz bir Güç var. Bu da şeksiz şüphesiz Âlemlerin Yegâne Rabbi olan Allah azimüşşan.

O’na yarattığı varlıklar sayısınca ve cümle mü’min kalpler enginliğince hamd-ü senalar olsun…

Evet abi, tüm mülahazalardan ötede de şu noktaya varıyorum:

İnsan Kadar

Allah insanı gerçekten muhteşem ve mükemmel yaratmış. İnsan kadar kendini motive edebilen ve en büyük, en muhteşem değişimlere açık olan başka bir mahlûk yoktur.

Hz. Peygamber aleyhisselamı öldürmeye niyetlenmişken sonra Müslüman olup Onu (s.a.v.) en çok sevenlerden birisi haline gelen Hz. Ömer’in (r.a.) o keskin dönüşümü buna büyük bir örnektir. Sonra aynı Hz. Ömer’in (r.a.) Halife iken yokluk içindeki teyzeye ve torunlarına sırtında un taşıdığı zamanı ve Kudüs’e kölesi deve üzerinde, kendisi yürürken girdiği anı düşün. Ne büyük, ne muhteşem bir dönüşüm!

Yine Hz. Ali’nin (kerremallahu vecheh) Mekke’de zorluk yıllarında “(Sana yardım için) Ben varım ya Resulallah!” dediği zamanları ve Hayber’de Peygamberimizin (s.a.v.) duasını alıp sonradan altı kişinin kaldıramadığı devasa bir kapıyı söküp aldığı ve müthiş bir cesaretle ileri atılarak Hayber’in fethine vesile olduğu günü düşün.

Onlarca yarasıyla hala canhıraş mücadele eden ve kendisi belki ölesiye susamışken suyu yandaki kardeşine gönderebilen yaralı aziz sahabe-i kiramı düşün. Son nefeste bu derece isar üzere, diğergam ve fedakâr bir tavır ne büyük bir nasip!

Şimdi de aramızdan kahramanlar, bilim adamları, sanatçılar, örnek insanlar, örnek vatandaşlar çıkacaksa bunlar da hiç şüphesiz Allah için kendini adayabilenlerden çıkacaktır. Bunu tümden yapabilecekler de çıkacaktır ama yapamasa da hiç olmazsa böyle güçlü bir yönü olabilmeli insanın.

İnsan “Allah”  deyince her şeyi unutan ve her şeyi en güzel şekilde yeniden hatırlayanlardan olmalı.

Bilenler söylüyorlar, kendi kapasitemizi henüz tam keşfedilmiş değiliz. İnsandaki temayül, niyet, gayret ve azim… büyük birer güç. Rabbimiz değerlendirebilmeyi nasip eylesin.

Bilirsiniz, Üstad Yunus Emre şöyle diyor:

Bir dem gelir söyleyemez
Bir sözü şerh eyleyemez
Bir dem dilinden dür (inci) döker
Dertlilere derman olur.

Bir dem cehalette kalır,
Hiç nesneyi bilmez olur
Bir dem dalar hikmetlere
Câlînus û Lokmân olur.

Ben de birçok vakitler bir şey bilmez iken, şu anda âcizane bir birikime ulaşmış olduğumu görünce, türlü vesilelerle beni bu noktaya ulaştıran Rabbime ancak sonsuz hamd-ü senalar edebiliyorum.

Allah sizlerden de razı olsun Abi, yetişmemiz için elinizden geleni yapmasaydınız, şimdi belki bu güzel duygular yerine savrulmuşluklarımızı hatırlar da şu satırların neşesine değil ağır kederlere düçar olurduk.

Kısa Dualar

Cemaatle namazı emreden Allah’a hamdolsun.

Beni ben’den kurtar. Beni günahlarımdan kurtar. Beni günahkârlığımdan kurtar Rabbim!

Rabbim! Kullarını günahların sahte cazibesinden kurtar ki arınsınlar ve eşsiz güzel bir dünyaya hazırlansınlar.

Kötü tanışıklıklardan ve kötü tesirlerden de Sana sığınırız Rabbim! Her işte Çaremiz Sen’sin.

İnsanın Allah’a sığınmaktan başka çaresi yoktur.

Çünkü insan Allah’tan gelmiş ve yine O’na dönecektir. Bu iki büyük oluşun arasında da yine hep Allah’ın yardımına muhtaçtır.

İnsanın da, İnsanlığın da Allah’a sığınmaktan başka çaresi yoktur. Allah nasip eylesin.

Yazdıklarıma layık olamamanın sıkıntısını çok çektim. Belki bunlar da kefaretim olur. Sen kolaylaştır Rabbim!

Kuran-ı Kerim gibi eşsiz bir değerimiz var. Yaşayan Kuran olan en güzel hasletlere sahip bir Resulümüz var. Allah’a ve bütün gönderdiklerine imanımız var. Artık biz mi yes’e düşeceğiz?

Bayramımız ve Cumamız mübarek olsun. Zaten mübarektirler de, bizim de bu vesilelerle mübarekliğimiz artsın. Allah’a emanet olun.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER