Fatih ÜNLÜ – 02 Ocak 2026
Bütün Çocuk Gülüşlerini * 1
Bütün çocuk gülüşlerini bir araya getirebilir misin kardeşim? Onların saf ve derin sevinçlerini.
Yaratılışın en güzel anlarını, en soylu hüzünleri, en güzel kul sözlerini, en büyük hikmetleri ve bütün çekincesiz fedakârlıkları, sevinçleri bir araya getirebilir misin?
En temiz aşkları, sevgileri, ayrılıkların en derinini, vuslatların en güzelini, gayretlerin en içtenini, en güzel yakarışları, münacat ve duaları bir araya getirebilir misin?
İşte ancak bütün bunlar bir araya gelse ve daha da ötesi Hz. Muhammed (a.s.) ve tüm diğer peygamberler (a.s.) belki cisme bürünmüş gibi olurdu. Ama yine de o büyüklerin bu dünyayı aşan, hakkıyla idrak edemediğimiz nice güzel hâlleri kalırdı ki onları uzaktan tarife bile bu dünyanın kelimeleri kâfi gelmezdi. Belki ancak Ahiretin kelimeleri ki onlar da bizde bulunmaz. Fakat Allah’ın izni ve lütfuyla izaha iktiran edebiliriz, yaklaşabiliriz.
Hz. Aişe annemiz (r.a.), Peygamber Efendimizin (a.s.) ahlakı kendisine sorulunca “O’nun ahlakı Kur’an idi.” demişti. Bu manada “O, yaşayan Kur’an’dı. Allah’ın razı olduğu bir hayat nasıl yaşanır sorusunun en müşahhas cevabıydı.”
Şimdi çağın O’nu örnek alması gerekirken, birçok kişi ve ortam O’nu tanımaktan ne kadar da uzak. Çaresi de insanlara yeniden anlatmak ve Allah’ın O’na eşsiz bir şekilde öğrettiği ve O’nun da insanlara en güzel şekilde talim ettiği o kutlu yolu bir nebze olsun yaşamak.
Hz. Muhammmed (s.a.v.) Güzel Ahlakına Birkaç Örnek 2 *
Cenâb-ı Hak şöyle buyurdu:
“Andolsun ki size kendi içinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli, çok merhametlidir.” (Tevbe, 128)
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Kıyâmet günü mü’min kulun terâzisinde güzel ahlâktan daha ağır bir şey yoktur. Allahu Teâlâ, çirkin hareketler yapan, çirkin sözler söyleyen kimselerden nefret eder.”
(Tirmizî, Birr, 62/2002)
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, cezalandırmaya gücü yettiği hâlde kendisine pek çok kötülüklerde bulunan kimseleri affetmiş, hatta herhangi bir söz veya ima ile dahi olsa suçlarını başlarına kakmamıştır.
Mekke’yi kan dökmeden fethettiği zaman, yirmi bir senedir her türlü düşmanlığı yapan insanlar Huzurunda toplanmış onun hükmünü bekliyorlardı. Onlara:
“Ey Kureyş topluluğu! Şimdi benim sizin hakkınızda ne yapacağımı düşünüyorsunuz?” diye sordu. Kureyşliler:
“Biz senin hayır ve iyilik yapacağını umarak; «Hayır yapacaksın!» deriz. Sen kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin, kerem ve iyilik sahibi bir kardeşin oğlusun!..” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem de:
“–Ben de Hz. Yûsuf’un kardeşlerine dediği gibi: «… Bugün size benden yana bir kınama, ayıplama yoktur! Allah sizi affetsin! Şüphesiz O, Merhametlilerin en Merhametlisidir» [2] diyorum. Haydi gidiniz, artık serbestsiniz!” buyurdu. (İbn-i Hişâm, IV, 32; Vâkıdî, II, 835; İbn-i Sa‘d, II, 142-143)
Mekke fethedildiğinde Ebû Cehil’in oğlu İkrime kaçmıştı. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- önceden yaptığı bütün kötülükleri bir kenara bırakarak ona eman verdi ve yanına çağırdı. Hanımı peşinden koşarak Efendimiz’in dâvetini iletti ve onu Mekke’ye gelmeye iknâ etti. Mekke’ye yaklaştıklarında Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir mucize ve muhteşem bir incelik sergileyerek ashâbına şöyle buyurdu:
“İkrime bin Ebû Cehil mü’min ve muhâcir olarak yanınıza geliyor. Artık onun babasına hakâret etmeyiniz! Zira çok kötü bir insan bile olsa ölüye hakaret etmek sadece hayatta olan yakınlarını üzer, ölüye ulaşmaz.” (Hâkim, III, 269/5055; Vâkıdî, II, 851)
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, son derece mütevâzı bir insandı. İnsanlar nezdinde en kuvvetli göründüğü Fetih Günü, huzuruna gelen ve konuşurken korkudan titremeye başlayan kişiye, imkânlarının en zayıf olduğu döneme ait bir misali zikrederek şöyle sükûnet telkin etti:
“–Sakin ol kardeşim! Ben bir kral veya hükümdar değilim. Kureyş’ten Güneşte kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum!..” (İbn-i Mâce, Et‘ime, 30; Hâkim, III, 50/4366)
Peygamberimiz aleyhisselam insanların kendisi hakkında aşırılığa kaçmasına müsaade etmez ve:
“Bana «Allah’ın kulu ve Rasûlü» deyiniz!” buyururdu. (Buhârî, Enbiyâ, 48)
O, peygamberliğini tasdik cümlesinin başına, bilhassa ve ısrarla “Abduhû: Allah’ın kulu” kelimesini ilâve etmişti. Yine
“Siz beni, hakkım olan derecenin üzerine yükseltmeyiniz! Çünkü Allah Teâlâ beni rasûl edinmezden önce kul edinmişti.” buyurmuştur. (Heysemî, IX, 21)
Ashâb-ı kirâmın bildirdiğine göre Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hastaları ziyâret eder, cenâzelerde bulunur, kölelerin dâvetlerine gider, merkebe binerdi.
Bineğinin terkisine insanları bindirir, yemeğini yere koyup yerdi. Kaba yünden elbise giyer, oturup koyunun sütünü sağar, misafirleriyle ilgilenir, onlara hizmet ve ikram ederdi.
Bir dul hanımın, bir yoksulun, bir bîçârenin işini görmek için onunla birlikte ihtiyacı görülünceye kadar yürümekten çekinmez ve büyüklenmezdi.[5]
Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sadece insanlara değil hayvanlara ve bitkilere karşı da sonsuz merhamet sahibiydi. Mekkeli müşrikler ihanetle anlaşmayı bozdukları zaman Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- on bin kişilik muhteşem ordusuyla Mekke’ye doğru yola çıkmıştı. Arc mevkiinden hareket edip Talûb’a doğru giderken, yolda yavrularının üzerine gerilmiş ve onları emzirmekte olan bir köpek gördü. Hemen ashâbından Cuayl bin Sürâka’yı yanına çağırarak onu bu hayvanların başına nöbetçi dikti. Anne köpeğin ve yavrularının İslâm ordusu tarafından ürkütülmemesi hususunda tembihte bulundu. (Vâkıdî, II, 804)
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- birgün Ensâr’dan bir kişinin bahçesine uğramıştı. Orada bulunan bir deve, Peygamber Efendimiz’i görünce inledi ve gözlerinden yaşlar aktı. Efendimiz, devenin yanına gitti, kulaklarının arkasını şefkatle okşadı. Deve sakinleşti. Bunun üzerine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Bu deve kimindir?” diye sordu. Medineli bir delikanlı yaklaştı ve:
“–Bu deve benimdir ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de:
“–Sana lütfettiği şu hayvan hakkında Allah’tan korkmaz mısın? O, bana senin kendisini aç bıraktığını ve çok yorduğunu şikâyet ediyor.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44/2549)
Karnı sırtına yapışmış bir devenin yanından geçerken de:
“Konuşamayan bu hayvanlar hakkında Allah’tan korkun!” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44/2548)
Bir gün Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- koyunun sütünü sağmakta olan bir şahsa rastlamıştı. Ona:
“Ey filan! Hayvanı sağdığında yavrusu için de süt bırak!” buyurdu. (Heysemî, VIII, 196)
Ebu’d-Derdâ -radıyallâhu anh- bir gün, develerine çok fazla yük vuran insanlara rastlamıştı. Deve yükün ağırlığından ayağa kalkamıyordu. Ebu’d-Derdâ -radıyallâhu anh- hemen devenin üzerindeki fazlalıkları atıp hayvanı ayağa kaldırdıktan sonra sâhiplerine şöyle dedi:
“Eğer Allâh Teâlâ, hayvanlara yaptığınız eziyetler sebebiyle kazandığınız günahlarınızı affederse, size büyük bir mağfirette bulunmuş olur. Ben Rasûlullâh efendimizin -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurduğunu işittim:
«Allâh Teâlâ bu dilsiz hayvanlara iyi davranmanızı emrediyor! Verimli bir araziden geçiyorsanız hayvanların biraz otlamasına müsaade edin! Kurak bir yerden geçiyorsanız oradan çabuk geçin, bu tür yerlerde fazla oyalanarak hayvanlara sıkıntı ve zarar vermeyin!»” (İbn-i Hacer, el-Metâlibü’l-Âliye, II, 226/1978)”
Bu ve benzeri birçok misal gösteriyor ki Ahzab Suresinin 21. Ayetinde de buyurulduğu üzere Allah Resulünde (s.a.v.) bizim için uyulacak en güzel, en mükemmel bir örnek vardır. Allah cümlemize uyabilmeyi nasip eylesin.
====
* 1 Bize Düşen, Bir Soluk Dua – Çaresiz Anlarımıza Çare Olan Rahmetinle, sayfa 23.
* 2 Bu bölüm Murat Kaya’nın Ebedi Kurtuluş Yolu – Erkam Yayınları adlı eserinden özetlenerek alıntılanmıştır.




YORUMLAR