Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

Cuma Notları – Meşgul İnsan – Fatih Ünlü

Fatih ÜNLÜ – 06 Şubat 2026

 

Fatiha Suresi Meal-i Âlîsi 

  1. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
  2. Bütün hamd-ü senâlar, övgüler ve şükürler âlemlerin Rabbi olan –bütün mahlûkatın, cümle âlemlerin yaratanı, hükümranı, terbiye edeni, rızık vereni ve Mevlası olan- Allah’adır.
  3. O Rahman’dır, Rahim’dir (Esirgeyendir, bağışlayandır, koruyandır, affedendir, sonsuz merhamet edendir.)
  4. Hesap gününün, Din Gününün Tek Sahibidir.
  5. (Ey Rabbimiz!) Biz yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Sen’den yardım dileriz.

6-7. Bizi dosdoğru yola ilet. * Kendilerine (maddi-manevi) nimetler bahşeylediğin kimselerin yoluna. Kendilerine gazap etmediğin ve hak yoldan sapmamışların (yoluna).

=====

* Sırate’l-müstakîm: Dosdoğru olan ve insana en doğru istikameti veren yol

=====

MEŞGUL İNSAN

İnsan eşref-i mahlûkat olabilme kabiliyetinde bir varlık. Kâinatın gözbebeği bir varlık.

İnsan bu ulvi süreçte de ağır bir imtihanda. Ama imtihanın ağırlığından öte asıl dünyada kapıldığı koşturmacalardan, değil derinlerdeki kabiliyetlerinin insan kendisinin bile tam farkına varamayabiliyor bazen.

Bunu bir sebebi de insanın aynı zamanda sosyal ve etkilenebilen bir varlık olması. Hayatı boyunca ona sunulan hedeflerden, türlü dönemeçlerde oluşan şartlanmışlıklardan ve bazen herkesi saran yoğun telaşelerden, meşguliyetlerden onun da büyük bir hissesi var.

Meşguliyet ve yoğunluk modern insanın bir yandan “artan” ihtiyaçlarının giderilmesine vesile oluyor ama diğer yandan da abartılmış yönleriyle onu özünden uzaklaştıracak oyalayıcı bir tuzağa dönüşüyor.

Modern insan çoğu zaman meşgul ve telaşlı insan demek.  Ve bu, belki çoğu gereksiz meşguliyet te zamanla insanın gücünü ve enerjisini tüketen bir tür nakısaya dönüşebiliyor.

Burada İsmet Özel’in “Jazz” şiirinin ilk dizelerini yâd edelim:

Bu vapuru kaçırırsam beni belki de cinnet basar
Belki kanser olurum bu yıl sınıfta kalırsam
Nöbette uyursam eğer kitaplarımı yakarlar
Etimde şirpençe çıkar bu kızı alamazsam
Bu işi bitiremezsem şehirden beni kovarlar
İzin kâğıdım yanar konuşacak olursam…

İsmet Özel şiirinde vapura yetişmeye çalışan kişiyle ilgili bir detay vermiyor, bunu da beklemiyoruz zaten ama o ruh halini mükemmel tasvir ediyor. O kişi belki işe yetirmeye çalışıyordur,  belki de o vapurda çok görmek istediği birisi vardır, bilemiyoruz. Ama biz iş konusu da çok önemli olduğu için onun üzerinden gidelim.

İlk başta “Bir vapuru kaçırırsa insanı neden cinnet basar ki? Karşıya bir sonraki vapurla geçse olmaz mı?” diye sorulabilir.

Evet, şimdi altmış yaşını devirmiş bir emekli olarak benim böyle konuşmam kolay ama zor bulunmuş bir işte o vapuru kaçırınca imza saatini de kaçıracak bir kardeşimiz için “Ne yapayım, bir sonraki vapura binerim.” demek elbette kolay değil.

Çünkü kaçırdığı vapurla günlük imza vaktini de kaçırırsa, önemli bir toplantıya ancak yarısında yetişebilirse, sunacağı raporu sunamayıp beklediği terfide geri kalırsa ve daha da kötüsü bu durum birkaç kez tekrarlandığında işini kaybetme riski ortaya çıkarsa, insan tabiatıyla bunu dert eder.

Yine “Arkadaş, sen de neden her gün vapura binmen gereken bir işi seçtin ki, hangi taraftaysan orada iş bulsan olmaz mıydı?” diyenler de çıkabilir. Tamam diyelim ama iş her zaman insanın istediği yerde ve istediğin şartlarda bulunmuyor ki! Bazı insanlar her gün gidiş geliş 4 saati yola harcayacakları uzak bir yerdeki işe bile razı olmak durumunda kalıyorlar.

Allah kolaylıklar ihsan eylesin.

Aslında çalışma hayatında yapılan işler ciddi bir değerlendirmeye tabi tutulsa “olmasa da olur” diyebileceğimiz işler hatırı sayılır bir yekûn tutacaktır diye düşünüyorum. 40 yılı aşkın bir süre çok farklı ortamlarda çalışmış birisi olarak bunu rahatlıkla iddia edebilirim.

Bunları, aslında gerekli olmayan işleri bir ayıklayabilirsek, verim ve berekette de olağanüstü artışlar bekleyebiliriz.

Olmasa da olur diye tanımlayabileceğimiz iki işi eleyip on işi sekiz işe düşürmeniz, bazen daha önemli işlere harcayabileceğiniz vaktinizi iki katın bile üstünde artırabilir. Malum, on işi yapmanın yükü hep doğrusal artmaz. Yorgunluk ve marjinal etkiler vs. ile son  iki iş bazen sizi önceki sekiz iş kadar meşgul edebilir.

Verimlilik açısından da aşırı meşguliyet değil asıl doğru meşguliyet sonuç verir. Bu anlamda, başta kendimiz meşgul insana da, meşgul iş ortamlarına da “Yapılan bütün bu işler gerçekten ne kadar elzem ne kadar değil?” şeklinde bir gözden geçirme tavsiye edebiliriz.

Burada söz konusu ettiğimiz tabiatıyla iş bağlantılı konular. Yoksa güzel hobiler, aile ve arkadaşlarla güzel vakit geçirmek insanda yaşama sevincini artırır. Bu da öyle büyük bir hâldir ki.

Bütün bunları gereksiz telaşın yıpratıcı, aşırı meşguliyetin de oyalayıcı yönlerini bildiğimiz için yazıyoruz. Aşırı telaşlı, çok meşgul bir insan bir tür kapalı insandır. Tekil hedeflere çok odaklanmış insan da öyledir. Bazen öyle olur. Oysa insanın en önemli yönlerinden birisi de iki duyu organıyla, iki gözüyle, keskin zihni ve gönlüyle hayra açık kalabilmesidir.

Bugünkü yazımızın başında arz ettiğimiz Fatiha Suresinin Meali Âlisi gibi Kuran-ı Kerim’in yüce hükümleri de bazen yoğun meşguliyetlerle oyalanıp duran insanı en güzel ifadelerle gerçek mana âlemine çağırır. Orada imtihan yurdumuz dünya ile ebedi yurdumuz Ahiret arasındaki ince denge de çoktan bulunmuştur.

Peygamber Efendimiz aleyhisselam şöyle buyurur:

“Sizin en hayırlınız ne ahireti için dünyasını ne de dünyası için ahiretini terk edeninizdir. O her ikisinden de edinen kimsedir.

Dünya ahirete vasıtadır; insanlara yük olmayınız.”

Meşgul insan derken konunun insanın kendi benliğine bakan yönlerini belki çok öne çıkardık. Bir de dış faktörler ile çevre ve ortam konusu var. Bazen insan öyle bir ortama düşer ki gerekli – gereksiz meşguliyetler hayatının ister istemez bir parçası haline gelir.

Yazımızı çalışanlarını çok meşgul etmeyi güzel bir şey sananlara taşlama niteliği de taşıyan Cat Stevens’ın (Yusuf İslam) ilk eserlerinden “Matthew and Son”  parçasından bir bölümle sonlandıralım:

Matthew & Son
The work’s never done
There’s always something new
The files in your head, you take them to bed,
You’re never ever through
And they’ve been working all day,
All day, all day

There’s a five-minute break and that’s all you take
For a cup of cold coffee and a piece of cake

“Matthew and Son”  Cat Stevens’in (Yusuf İslam) muhtemelen gençken çevresinde gördüğü bir – birkaç örnekten yola çıkarak türettiği bir işyeri ismi.

Matthew & Son,
İş orada asla bitmez, her zaman yeni bir şey vardır
Dosyalar uykuda da kafanızdadır
İşiniz bir türlü bitmez
Ve bu insanlar gün boyunca
Bütün gün, bütün gün çalışır dururlar.

Ancak beş dakikalık bir molaları var
Bir fincan soğuk kahve ve bir dilim kek için
Hepsi bu kadar.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER