Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 4 Şubat 2026
1 Ekim 2024’ten bu yana zaman hızla akıyor ama ‘Terörsüz Türkiye’ süreci pek de beklenen hızda değil… Süreci başlatan MHP Genel Başkanı Bahçeli, adeta tek başına sürecin başarısı için didiniyor. Ama Cumhur İttifakı’nın büyük üyesi Ak Parti ile genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuda devam eden tereddütleri üzerine farklı tutumları ele alınmaya çalışıldı.
Cumhur İttifakı’nın Terörsüz Türkiye Sürecinde Örtüştüğü Noktalar
İttifakın iki üyesi arasında sürece yaklaşım açısından çok önemli benzeşimler vardır. Bunlar şöyle özetlenebilir:
İki üye de DEM Parti-Kandil ve ifadelerinde kelimeler arasına sıkıştırılan niyetiyle Öcalan’ın “Kürt sorunu” demesine karşılık ısrarla terör sorunu olduğunu tekrarlamaktadırlar. Bu bağlamda TBMM’de “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun adındaki “kardeşlik” kelimesinin yanlış çağrışıma sebebiyet verdiğini görememe yanlışlığını yapmış olsalar da, mücadeleyi Türk-Kürt mücadelesi değil, devletin terörle mücadelesi olduğunu savunmaktadırlar.
Cumhur İttifakı, Suriye’deki PYD/YPG (ABD’ye göre SDG)’nin PPK terör örgütünün Suriye uzantısı olduğu konusunda da hemfikirdir.
Cumhur İttifakı’nın Terörsüz Türkiye Sürecinde Ayrıştığı/Örtüşemediği Noktalar
Cumhur İttifakının bileşen iki partisi Terörsüz Türkiye konusunda önemli noktalarda ayrışmakta veya bir araya gelmekte sorun yaşamakta olup en dikkat çekici olanlar şöyledir:
Öcalan’ın PKK adına muhatap Kabul edilmesi: MHP ve Genel Başkanı Bahçeli, uzun bir süredir PKK terör örgütü elebaşısı Öcalan’ı “Kurucu Önder”liğe yükselterek, “Çatışmaların Çözümlenmesi” disiplinine göre karşı tarafın “sözcüsü” gibi göstermeye çalışmaktadır. Hatta bu gayret sonucu Öcalan, bazen taraflar arasındaki aracı/arabulucu rolüne de yükseltilmektedir.
Ak Parti ve Erdoğan Öcalan konusunda şu ana kadar renk vermemiştir. Yani devlet tarafını “Ak Parti iktidarı”nın temsil ettiği düşünülürse, devlet; Öcalan’ı muhatap almakta güçlük yaşamaktadır. Burada akla kamuoyu yoklamalarını sık sık yaptırdığı bilinen Ak Parti’nin, Öcalan konusundaki kamuoyu tepkisinin olabileceği kuvvetle muhtemeldir. Muhtemelen bu kaygı sebebiyle Meclis’teki komisyona ait 4 milletvekilinin İmralı ziyareti sorulduğunda Ak Partili Yayman kaçamak ifadelerle “ziyarete gitmediğini” dahi söyleyebilmiştir.
PKK’nın Silah Bırakması: Bilindiği üzere Öcalan’ın çağrısında PKK terör örgütünün tüm unsurları silahları bırakacaktı. Kandil, göstermelik bir “tören”le silah bıraktı. Hatta, Türkiye’yi tamamen terk ettiğini bildirdi.
Oysa Ak Parti ve Erdoğan’a göre PKK’nın silah bıraktığının MİT dahil Türk güvenlik güçlerince belirlenip Erdoğan’a “PKK silahları bıraktı!” şeklinde rapor edilmelidir. Zaten PKK’nın Suriye uzantısı PYD/YPG de silah bırakmayı reddetmişti. Üstelik açık basına yansıyan bilgilere göre Şam Hükümet güçleriyle YPG arasında Ocak 2026 ayında yaşanan çatışmalar sırasında Kandil’den Haseke ve Kamışlı’ya çok sayıda PKK’lı da intikal etmiştir.
İktidarın bu ısrarına karşılık Bahçeli 3 Şubat 2026 tarihli grup konuşmasında; “PKK’nın kurucu önderliğinin 27 Şubat 2025 tarihinden itibaren verdiği tüm sözlerin ardında durduğunu, bölücü terör örgütünün lağvedilmesini ve silahların yakılmasını sağladığını, bu çağrısının PKK’yla birlikte örgütün tüm bileşenleri için bağlayıcı olduğunu” ifadeyle, sözünü tutan Öcalan’a “umut hakkı” verilmesi gerektiğinin altını çizdi.
DEM Partili Siyasilerin Affı ve Makamlarına Dönmeleri: Bahçeli, yukarıda belirtilen konuşmasının sonunda “Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir!” diyerek, Öcalan’a umut hakkı yanında DEM Partili Ahmet Türk ile CHP’den Esenyurt Belediye Başkanı seçilmiş olan DEM Partili Ahmet Özer’in görev yerlerine iadesini ve AİHM tarafından aklanan Demirtaş’ın serbest bırakılmasını istedi.
Öyle anlaşılıyor ki Ak Parti, şayet Demirtaş’ı bırakır ve Ahmetleri göreve iade ederse, 19 Mart 2025’ten beri tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nun da “tutuksuz” yargılanmasının yolunu açacaktır. Acaba bu sebeple mi Ak Parti ve Erdoğan, Bahçeli’nin daha önce de seslendirdiği bu konuları adeta duymamaktadır? Sadece Demirtaş’la ilgili olarak, AİHM’nin son kararının ardından Adalet Bakanı Tunç, “Türk hukukuna göre işlem yapılacağını” söylemekle yetinmiştir.
Sonuç itibariyle Terörsüz Türkiye süreci, bir bakıma “demokratikleşme”nin ya da “demokratik hukuk” sisteminin pekişmesi sürecinin başlamasını da beklemektedir. Burada DEM Parti’ye de söylenecek şey; “Demokratik hukuk düzenini gerçekten istiyorsanız, PYD/YPG’yi savunmak yerine, Bahçeli’nin gösterdiği yolu destekleyin…” demektir.
NOT: Yukarıda açıklanan hususlar, sürece “dolu” tarafından bakmaya çalışarak yazmış olduğum hususlardır. Ak Parti’nin bile ayak dirediği, MHP teşkilatının anlamakta güçlük çektiği bu süreçte, süreci eleştirenlere karşı hoşgörü ve sabır ise en önemli silahtır…



YORUMLAR