Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar photo

Güç, Egemenlik ve Hegemon Trump – Deniz İstikbal

Deniz İSTİKBAL – 07 Ocak 2026

 

Egemenlik ve güç kavramlarına günümüz şartlarından bakıldığında 1945’te Birleşmiş Milletlerin kuruluş anlaşması ortaya çıkar. Sınırların değişmezliği statüsünün uluslararası hukuk normu haline geldiği BM dönemi barışcıl çözüm merkezli bir sistem inşasını öngördü. Sömürge imparatorluklarının devri kapanırken yeni bağımsız uluslar BM Genel Kurulunda yerlerini aldılar. Uluslararası örgütlerin iş birliği için kurulmasının ardından devletler kalkınma, yatırım ve insan hakları gibi meselelere odaklanmıştı. Kuralların dışına çıkan aktörlere ise BM Güvenlik Konseyi öncülüğünde müdahale ediliyor ve uluslararası hukuk normları ölçeğinde cezai işlem uygulanıyordu. ABD öncülüğünde işletilen ve günümüze kadar devam eden düzen Washington Uzlaşısı olarak isimlendiriliyordu. IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve SWIFT Sistemi ABD düzeninin finansal ayağını oluşturuyordu. NATO askeri düzeni sağlarken devletler ABD’nin koyduğu kurallar çerçevesinde hareket ediyor ve barış böylece istikrarlı hale geliyordu. Sistemin dışına çıkan aktörler de Sovyetler Birliği etrafında iş birliğine gidiyordu. Sovyetlerin dağılmasıyla ABD tek süper güç olarak kaldı. Çin ve Rusya gibi sisteme tam entegre olmayanlar 2000’lerin başından itibaren alternatifler yaratmaya çabaladılar.

Global Sisteme Alternatifler

Yaratılan alternatifler Şanghay İşbirliği Örgütü, BRICS, Yeni Kalkınma Bankası, Asya Altyapı Yatırım Bankası, Yeni İpek Yolu Projesi ve alternatif ödeme sistemi gibi atılımlardı. Fakat İran, Suriye ve Venezüella gibi örnekler Çin ve Rusya ile hareket eden ülkeler için kötü bir algının oluşmasına neden oldu. Rusya’nın Ukrayna Savaşı nedeniyle yıpratılması ve Çin’in ticaret savaşlarıyla dizginlenmesi ABD’nin global ölçekli aksiyon almasını kolaylaştırdı. İsrail’in yayılmacı tutumuna herhangi bir şekilde engel olmayan ve uluslararası hukuk normlarının hiçe sayılması hakkında aksiyon almayan ABD, uluslararası hukuku uygulamaya çalışan aktörleri de tehdit etti. Kendi inşa ettiği ve kurduğu kurumların meşruiyetini neredeyse yok eden ABD global ölçekli tehdit hareketlerinden geri durmadı. Kendi çıkarına uygun davranmayan veya birlikte hareket etmeyen aktörler siyasi, askeri ve ekonomik olarak cezalandırılıyor. Temsilciler Meclisi ve Senato gibi ülke içerisindeki kurumlardan da onay almayan ABD hükümeti Trump ölçülüğünde inşa edilen sistemi parçalıyor. Ülkelerin egemenlik hakları göz ardı ediliyor ve ABD’nin öncelediği konuları kabul etmeyenler iktidardan uzaklaştırılıyorlar. Venezüella, Panama ve Honduras örneğinde olduğu gibi ABD ordusu egemen ülkeye savaş ilan etmeden vuruyor. Devlet başkanları yargılanmak için ABD’ye götürülüyor.

Hegemon Trump ve Ukrayna

Rusya uluslararası hukuku hiçe saydığı için Ukrayna’da cezalandırılıyor. Fakat ABD’nin Venezüella hamlesi çıkarlara uygun olması nedeniyle cezai yaptırıma tabii tutulmuyor. Özellikle Batılı ülkeler ABD’nin politikalarını kınayamıyor ve sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Çünkü ABD’nin askeri ve siyasi gücü Batılı ülkelere karşı kullanılır ise yıkıcı etkiler doğurabilir. ABD Ukrayna Savaşını bitirmek isterken Avrupalı ülkeler direniyorlar ve Rusya’ya olan yaptırımların dozunu artırıyorlar. Solcu hükümetler öncülüğünde gerçekleşen mevcut hamleler ABD yönetimi tarafından şiddetle reddediliyor ve tehdit ediliyor. Sürecin gideceği yer ise henüz belirlenmiş değil. Ukrayna Savaşının bitmesi Tayvan meselesini gündeme getiriyor. İsrail’in İran’a karşı yaptığı askerî harekât tehdidi sürüyor ve ABD yönetimi rejimi devirmek için ülkeleri iş birliğine davet ediyor. İkinci Dünya Savaşı öncesi dönemi andıran süreç Almanya, İtalya ve Japonya’nın diğer ülkelere karşı uyguladığı politikalarla benzerlik gösteriyor. Yaşanan gelişmelerin bu şekilde sürmesi güçlü olan aktörlerin sahada kazanmasını ve isteklerini kabul ettirmesini kolaylaştırıyor. Bu durum realist yaklaşımları güçlendiriyor ve uluslararası meşruiyete olan ihtiyacı, güveni zayıflatıyor. Güç ve egemenlik hegemonun istediği şekilde algılanıyor ve Trump bütün dünyaya nizam veriyor.

Sonuç olarak ABD’nin inşa ettiği küresel düzen yine kendi eliyle uyguladığı politikalarla derinden sarsılıyor. Küresel nizamın yerine koyulabilecek olan sistem ise farklı alternatif güçlerin hüküm sürdüğü bir sürece evriliyor. Çin’in Doğu Asya’da Rusya’nın Avrasya’da ve ABD’nin Latin Amerika ve diğer coğrafyalarda sözünün geçtiği dönem çatışmacı bir yapıya ilerliyor. ABD’nin global jandarma rolünü artık paylaşmak istememesi aktörleri alternatiflere karşı iterken Avrupa Birliği (AB) solcu ideolojik katmanlara bölünmüş hale yanlış bir çizgi izliyor. İzlenen çizgi kıtayı etkisiz hale getirirken farklı alternatif güçler dünyanın farklı coğrafyalarında Avrupa aleyhine güç kazanıyor. Böylelikle Batılı değerler eskisi gibi kabul görmüyor ve güçlü olan aktör mutlak şekilde kazanıyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER