Adem KILIÇ – 23 Mart 2026
Hürmüz üzerinden bir ABD kara harekatını konuşurken, meseleyi sadece askeri kapasite dengesi üzerinden okumak yanıltıcı olur.
Zira asıl belirleyici olan, coğrafyanın dayattığı sınırlamalar, İran’ın savaş doktrini ve bu ikisinin ABD’nin küresel İsrail’in ise bölgesel konumuyla kurduğu gerilim.
Kağıt üzerinde mutlak bir askeri üstünlükten söz eden Washington, sahaya indiği anda bambaşka bir denklemin içine girdi ve A planı olan İran içerisindeki ayaklanmaları tetikleyemediği gibi Hürmüz’ün de, klasik anlamda “fethedilecek” bir alan olmadığını görecek.
Trump bundan 23 gün önce, NATO’ya hakim, bölgedeki Körfez ülkelerini ABD’nin güvenlik şemsiyesi altına almaktan dolayı mutluydu ve Hürmüz dünya enerjisi ihtiyacını karşılamak için işliyordu.
Ancak gelinen noktada tüm bu başlıklar artık ABD için sıkıntılı ve Trump için 23 gün önceki şartlara dönebilmek artık bir zafer.
Peki Trump bunu başarmak için Hürmüz’e mi saldıracak?
Tüm bu ortaya koyduğum gerçekliklerin ardından Trump için bir zafer anlatısı yaratmak, artık sadece Hürmüz’ü yeniden açmak olarak görünüyor.
ABD’nin böyle bir senaryoda ilk refleksi, hava ve deniz gücüyle Hürmüz çevresini “yumuşatmak” olacaktır.
Uçak gemileri, uzun menzilli bombardıman uçakları ve seyir füzeleriyle İran’ın Bender Abbas gibi kıyı hattındaki radar ağları, füze bataryaları ve komuta merkezleri hedef alınacak ardından ise Japonya’dan geçen hafta yola çıktığı açıklanan amfibi gücü devreye alınacaktır.
İlk bakışta bu aşama Washington lehine ilerleyebilir. Çünkü hava üstünlüğü ABD’de de ve bu şekilde boğazı çevreleyen İran’ın sabit altyapısı ciddi darbe alacaktır. Ancak bu, savaşın en yanıltıcı safhası olarak ortaya çıkabilir.
İran’ın asıl kapasitesi sabit sistemlerde değil, hareketli ve gizlenebilir unsurlarda olması, dağlık araziye yayılmış mobil füze platformları, yer altı tünelleri ve küçük ölçekli ama çok sayıda İHA kapasitesi, ABD’nin bölgedeki uzun süreli konuşlanma stratejisini büyük bir kaosa çevirecektir.
Yani ABD sahayı vurur ama sahayı kontrol edemez.
Diğer bir ifade ile asıl kırılma, kara ile temasın başladığı anda ortaya çıkar ve ABD’nin sınırlı da olsa bir çıkarma yapması, örneğin Bender Abbas çevresinde veya Hark Adası gibi enerji düğüm noktalarında tutunmaya çalışması, oyunun kurallarını tamamen değiştirir.
Denizden ateş gücüyle desteklenen bir çıkarma ilk etapta başarı gibi görünür. Ancak bu başarı, sürdürülebilirlik testine girer girmez erimeye başlar.
Çünkü ABD’nin sahaya indirdiği her birlik, 33 km gibi dar bir alanda 150-160 kmlik bir şeritte bir hedefe dönüşür. İran’ın doktrini ise tam da bu anı bekler ve doğrudan cephe savaşına girmek yerine, sürekli yıpratma ile bu dar alanı ABD güçleri için bir Vietnam’a dönüştürür.
Kıyıdan ateşlenen gemisavar füzeler, sürü halinde gönderilen kamikaze İHA’lar, radar izi düşük hızlı botlar ve en önemlisi deniz mayınları, ABD’ye çok büyük zaiyatlar verdirebilir.
Diğer yandan, Hürmüz gibi dar bir su yolunda bir mayının bile yaratacağı etki, sadece askeri değil küresel ekonomik sonuçlar doğurur. Bir tanker vurulduğunda mesele artık ABD-İran savaşı olmaktan çıkar ve küresel bir enerji krizine dönüşür.
Bu da ABD’nin hareket alanını sadece askeri olarak değil politik olarak da daha fazla daraltır.
ABD’nin tarihsel olarak zorlandığı alan ise işte tam da bu. Irak ve Afganistan’da bile binlerce kilometrelik kara hatlarıyla sağlanan lojistik destek, Hürmüz’de tamamen denize bağımlı hale geldiğinde, Trump kendisini çok daha çıkılmaz bir noktada bulabilir.
Tam bu aşamada Körfez ülkeleri devreye girebilir. Ancak beklenen şekilde değil.
ABD, maliyeti paylaşmak ister; üsler, lojistik destek ve finansal katkı talep eder. Ancak 23 gündür olduğu gibi, yine Körfez başkentleri doğrudan savaşa girmekten kaçınır ve bu da asimetrik bir durum yaratır.
Sonuç
Bu tablo aslında bir senaryo değil sahanın gerçeklikleri üzerinden yaşanacaklar olarak fragman niteliğinde.
Yani bu gelişme, ani bir askeri çöküş değil, yavaş, maliyetli ve aşındırıcı bir süreç olacaktır.
Bu tabloyu doğru okumak için şu ayrımı da yapmak gerekir. ABD bir savaşı kaybetmeyebilir, ama stratejik üstünlüğünü kaybedecektir. Hürmüz’de yaşanacak bir çıkmaz tam olarak böyle bir sonuç üretir.
Sonuç olarak Hürmüz, ABD için sadece bir güç gösterisi sahası değil, bir stratejik sabır testi haline gelebilir ve ABD’nin küresel üstünlüğünü sorgulatacak yeni bir gerçekliği dünyaya sunabilir.


YORUMLAR