Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

Hürmüz’de Düğümlenen Krizde Dengeler ve Askeri Gerçeklik – Adem Kılıç

Adem KILIÇ – 16 Mart 2026

 

 

ABD/İsrail ve İran arasındaki savaşın iki haftası geride kalırken, Hürmüz Boğazı’nın yalnızca bölgesel bir geçiş noktası değil, küresel enerji sisteminin can damarı olduğu da açık bir şekilde ortaya çıktı.

 

Basra Körfezi’ni Umman Körfezi ve Arap Denizi’ne bağlayan bu dar geçit, Suudi Arabistan’dan Irak’a, Kuveyt’ten Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Katar’dan İran’a kadar, Körfez’de üretilen tüm petrol ve doğal gazın dünya pazarlarına ulaştığı tek deniz yolu konumu nedeniyle ABD/İsrail ve İran arasında devam eden savaşın da düğüm noktası haline geldi.

 

Ancak bu gerçeklik, boğazın kapanmasının yalnızca petrol fiyatlarını değil, küresel üretim zincirlerini de doğrudan etkileyebileceğini gösteriyor ki işte asıl mesele de burada başlıyor.

 

Zira, Körfez’den çıkan enerji akışının önemli bir bölümü Avrupa’dan ziyade Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi Asya’nın üretim ekonomilerine yöneliyor ve bu nedenle Hürmüz’de yaşanan kriz, yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel ticaretin tamamını da sarsabilecek bir domino etkisi potansiyeli taşıyor.

 

Peki bu derece önemli olan bir geçitte, askeri bir hesaplaşma nasıl şekillenebilir?

 

Dar bir boğazda büyük donanmalar

 

Hürmüz Boğazı’nın en dar noktası yaklaşık 33 kilometre iken, tankerlerin kullandığı fiili deniz şeritleri ise iki yön için yalnızca birkaç kilometre genişliğe sahip. Bu coğrafi özellik, olası bir askeri çatışmada Hürmüz’ü klasik deniz savaşlarının değil, asimetrik deniz stratejilerinin sahası haline getirecek.

 

Nitekim İran’ın askeri doktrini de, aslında  tam olarak bu coğrafyaya göre şekillenmiş durumda. Tahran’ın Hürmüz’de kullanabileceği araçlar oldukça net. Deniz mayınları, kıyıdan fırlatılan gemisavar füzeleri, insansız hava araçları ve sürü taktikleriyle hareket eden küçük hızlı deniz unsurları. Bu sistemlerin tamamı, dar deniz geçitlerinde büyük savaş gemilerini savunmasız hale getirebilecek araçlar olabilir.

 

ABD’nin olası hamlesi ise aslında yeni değil. Zira ABD, tankerlerin savaş gemileri eşliğinde konvoylar halinde geçirmekle ilgili deneyimi aslında 1980-1988 yılları arasında yaşanan İran-Irak savaşı sırasında tecrübe etti.

 

ABD bunu yeniden yapmak isterse, öncelikle İran’ın kıyıdaki deniz üslerini ve füze bataryalarını hedef almak zorunda kalacak.

 

Ancak bu senaryo, ABD için önceki tecrübesine göre çok ciddi riskleri beraberinde getirecek. Zira; o günden bu güne değişen savaş stratejileri, dronlar ve füzelerdeki büyük değişimler göz önüne alındığında, ABD donanmasının hedef haline gelmesi kaçınılmaz.

 

İşte bu gerçeği bilen Trump, o nedenle bölge ülkelerine çağrı yapıyor ve “Bu belgeden petrol ve doğalgaz alan tüm ülkeler inisiyatif almalı” ifadelerini kullanıyor.

 

Kara harekatı ihtimali ve coğrafyanın gerçekliği

 

Deniz savaşının bu riskleri düşünüldükçe, kaçınılmaz olarak farklı seçenekler de konuşulmaya başlandı. Bunlardan biri de sınırlı bir kara harekatı ihtimali.

 

Ancak İran’ın coğrafyası Irak ya da Afganistan’dan çok daha zorlu bir askeri ortam sunar. Zira; ülkenin batısında Zagros Dağları, kuzeyinde ise Elburz Dağları, özellikle Irak sınırından bir kara harekatını neredeyse imkansız kılıyor. Bu da geniş çaplı bir kara harekatını hem lojistik açıdan hem de İran Devrim muhafızlarının bu bölgedeki tecrübelerinden dolayı harekatı çıkmaza sürükleyebilir.

 

Bu nedenle de, ABD eğer askeri bir başarı hikayesi arayacaksa, bunu İran’ın içlerine ilerleyen bir işgal operasyonu ile değil, Hürmüz çevresinde sınırlı hedefler üzerinden deneyebilir.

 

Bu noktada ise iki kritik hedef öne çıkıyor. Bender Abbas ve Harg Adası.

 

Bender Abbas: Boğazın kilidi

 

Bender Abbas, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki en önemli stratejik liman noktası durumunda. İran donanmasının önemli unsurları burada konuşlanıyor ve boğaz üzerindeki kontrolün ana merkezi İran açısından burası olarak görülüyor.

 

Son haftalarda bu bölgenin yoğun hava saldırılarının hedefi haline gelmesi işte bu yüzden tesadüf değil. ABD açısından bu noktanın kontrol altına alınması, boğazın güvenliği konusunda psikolojik ve askeri üstünlük sağlayabilir.

 

Washington’un tanker sigortası, donanma refakati ve güvenli geçiş gibi söylemleri de aslında Hürmüz’de bir güvenlik mimarisi kurma çabasının işaretleri olarak okunabilir.

 

Harg Adası: İran petrolünün kalbi

 

Harg Adası ise İran açısından belki de daha kritik bir nokta olarak öne çıkıyor. İran’ın ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ı bu ada üzerinden gerçekleştiriliyor.

 

Çünkü; Körfez’in sığ suları nedeniyle büyük tankerler kıyıya yanaşmakta zorluk yaşıyor ve bu nedenle derin liman özelliği taşıyan Harg Adası İran için vazgeçilmez bir terminal olarak kullanılıyor.

 

Bugün birçok Batılı düşünce kuruluşu Harg Adası’nın “İran petrol endüstrisinin mücevheri” olarak tanımlarken, İsrail siyasetinde de bu hedef açıkça dillendiriliyor ve İran rejimini zayıflatmanın yolunun Harg’daki enerji altyapısını yok etmekten geçtiği savunuluyor.

 

Nitekim Trump’ın Harg adasına özel olarak saldırı emri vermesi ve Harg adasındaki tüm askeri noktaları vurduklarını açıklaması da bu gerçekliği destekliyor.

 

Ancak buraya yapılacak bir çıkarma harekatı da son derece riskli. Zira; Ada İran Devrim Muhafızları tarafından, korunması gereken bir kale olarak görülüyor ve İran anakarasına sadece 25 km uzaklıkta olması, oraya inecek olan ABD askerleri için, adanın tam bir Vietnam’a dönüşmesine neden olabilir.

 

Sonuç: Kıyametin eşiğindeki boğaz

 

Tüm bu gerçeklikler ışığında, Hürmüz Boğazı bugün artık, yalnızca bir enerji geçidi değil, büyük güç rekabetinin en tehlikeli düğüm noktalarından biri haline geliyor.

 

Gelinen noktada İran, sadece Körfez ülkelerindeki ABD üslerine saldırarak değil, aynı zamanda da bu dar coğrafyanın avantajlarını kullanarak Hürmüz Boğazı’nı, küresel etkileri olacak bir kıyamet senaryosunun merkezi haline getirmiş durumda.

 

Özetle; savaşın düğümü artık Hürmüz’e kilitlenmişken, ABD’nin burada bir “zafer anlatısı” üretmek için seçenekleri ise büyük riskler barındırıyor.

 

Ve ABD ve İsrail, eğer yanlış hesaplamalara devam ederse, kıyametin gerçekten kopacağı yerin Hürmüz Boğazı olması hiç de uzak bir ihtimal değil.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER