Fatih ÜNLÜ – 11 Mart 2026
Son dönemde Türk Hava Sahasına yönelen iki ayrı füzenin havada imha edilmesi İsrail ve ABD’nin İran’a saldırısıyla başlayan savaşın risklerine yeni bir risk daha ekledi. Bu da Türkiye ile İran’ın karşı karşıya gelmeleri ihtimali.
Başta Körfez ülkelerindeki ABD üsleri, radarları vs. olmak üzere İran’ın Körfez’de birçok hedefe yaptığı saldırılara bu ülkeler İsrail ve ABD’nin istediği gibi külli bir karşılık verip bir savaş ortamı oluşturmadılar.
Birçok haberde gördük. Bu savaşın başlıca kışkırtıcılarından olan ABD’li Senatör Lindsey Graham şöyle diyor:
“Arap dostlarımıza sesleniyorum: Siz de vuruluyorsunuz. Henüz İran’ı vuran Arap ülkesi oldu mu?
Eğer ABD ile anlaşma istiyorsanız savaşa dâhil olmalısınız. Arap müttefiklerimize karşılık vermeleri için çağrıda bulunuyorum.”
Graham yine X’te şöyle bir beyanda bulunmuş:
“Anladığım kadarıyla Krallık (Suudi Arabistan), bölgeyi terörize eden ve yedi Amerikalıyı öldüren barbar ve terörist İran rejimini sona erdirme çabasının bir parçası olarak askeri gücünü kullanmayı reddediyor.”
“Amerika, Suudi Arabistan gibi ortak çıkarların söz konusu olduğu bir mücadeleye katılmak istemeyen bir ülkeyle savunma anlaşması yapmalı mı?”
Birçok yorumcunun fikirlerinden de istifade ederek bu kışkırtmalara şu şekilde cevap verilebilir:
Bu saldırılar zaten bölge ülkelerinin yoğun uyarılarına rağmen sizin çıkarttığınız bir savaş yüzünden olmuyor mu? Ama ABD bölge ülkelerini değil İsrail’i dinledi. Şimdi onlarda mı İsrail için savaşa girsinler?
Körfez ülkeleri şu ana kadar askeri konularda kiminle çalışıyordu? Siz şu anda onları koruyabiliyor musun?
Bu ülkelerde provokatif saldırılar yapmak üzere MOSSAD ajanlarının yakalandığı da biliniyorken, İsrail’in başlattığı haksız bir savaş için bu ülkelerin İran’la birebir savaş ortamına girmeleri değil asıl buna karşı dikkatli olmaları beklenir.
İran’ın kendilerine zarar verdiği durumlarda gereken noktasal önlemleri alabilirler ama İran’a savaş açmak bu kargaşada İsrail adına savaşa girmek demek olur. İsrail’in bölgedeki emelleri, vaad edilmiş topraklar saplantısı, zulmü ve vahşeti ortadayken kim böyle bir duruma düşmek ister? Şantajla vs. düşen olur mu, onu da bilemiyoruz.
Tüm bölge ülkeleri bölgede çıkarılan karışıklıklardan çok zarar gördüler. Malum, İran – Irak savaşında Körfez ülkeleri de Saddam’a çok yardım ettiler. Bu bölgedeki o zamanki refah ortamına büyük bir darbe vurdu. Sonrasında yaşanan Irangate olayıyla bu ülkeler de nasıl bir oyunun içine düştüklerini muhtemelen gördüler.
Başta Suudi Arabistan bütün Körfez ülkeleri petrol ve doğalgaz fiyatlarına göre inişler çıkışlar gösterse de genelde çok bir büyük ticaret fazlasına sahip olan ülkeler. Suudi Arabistan’ın ticaret fazlası 2022’de 187 milyar dolar gibi rekor bir seviyeye ulaşmış. Bunlar toplamda müthiş paralar. Bu savaşlar yüzünden halkın refahı için, bilim teknoloji, ekonomik kalkınma ve uluslararası yardım için harcanabilecek paralar ne yazık ki beyhude ve muzır savaşlarda heba oldu, bir de ağır vebalini bıraktı.
Malum, Saddam daha sonra da ABD’nin de dolaylı yeşil ışığıyla Kuveyt’e saldırdı, muhtemelen bir süre sonra pişman oldu ama iş işten de geçmişti. Bölge çok acılar çekti. Yakın zamanda bunlar yaşanmışken, Körfez ülkelerinin İran’la bir savaşa girmelerini beklemek akıl karı değil. Bölgenin daha kolay dizayn edilmesi için mi, Graham’ın uçuk beklentileri için mi savaşa girsinler!
Düşürülen Füzeler
Gelelim hava sahamıza yönelmişken düşürülen füzelere. Bu füzelerin İran’dan gönderildiği söyleniyor. Askeri alanda her şeyin kayıtlı olduğu bu ileri teknoloji çağında, doğru kaynaklardan bilgilerle bu konuda doğru ve kapsamlı bir resme ulaşılabilir. Bu yapılıyordur.
Ama bundan da öte yakın tarih, mantık ve akıl yürütme yoluyla çok önemli ilave ipuçlarını da ulaşabiliriz.
Ara ara gündeme geldiği için çoğumuz biliyoruz. İran – Irak savaşından sonra bölgede bir de Türkiye – İran savaşının çıkarılması on yıllardır başta Siyonistler olmak üzere bazı küresel güçlerin önemli bir amacı olageldi.
Bu yönde girişimler ara ara nüksetse de 1990’ların başlarından itibaren devlet aklının da etkin kullanılmasıyla şu ana kadar herhangi bir sorun yaşanmadı. Suriye’deki çok farklı konumlanma bile işi başka bir noktaya taşımadı.
Doğrusu böylesi bir savaş iki tarafı da hem çok yıpratabilir, arada düşmanlık tohumları ekebilir hem de bölgeyi dizayna daha uygun hale getirebilirdi.
Neticede karşımızda önce Irak’ı İran’ın üzerine kışkırtan, lüzumsuz bir savaşın başlamasına sebep olan, sonra da yenişemesinler ve birbirlerini tam kırsınlar diye İran’a gizliden silah satan ve yüzbinlerce insanın ölümüne sebep olmuş çok organize ve sapkın bir akıl var. İşi bazı şahısların üzerine atıp kapatabilirler ama bu, Irangate diğer adıyla İran-Kontra skandalının dünya savaş tarihindeki en önemli skandallardan birisi olduğu gerçeğini örtemez.
İşi özü ve özeti şu: Bunlar bölgede durmadan oyun peşindeler. Şu ana kadar bu noktasal hedefi başaramadılar ama şimdi çok daha dikkat etmemiz gereken bir ortam oluştu. Çünkü bu derece yayılmış bir sıcak çatışma ortamında sistematik provokasyonlar işi hiç istenmeyen bir yöne götürebilir.
Bu yüzden herhangi bir durumun, bir gelişmenin önce -bir oyun mu, bir tuzak mı, bir sahte bayrak operasyonu mu diye- belki on kez sağlaması hızla yapılmalı, sonra gerçekten bir durum varsa ona göre orantılı tavır alınmalı.
Bu ortamda Türkiye ile İran’ın karşı karşıya gelmesi en çok istediğini henüz elde edemeyen ve füzelerden bunalan İsrail ile ABD’nin işine yarar.
Bundan da iki ülke de ama özellikle ağır bir saldırı altındaki İran çok zarar görür. Bu yüzden, normal şartlarda bu tür hamlelerin bu aşamada İran’dan gelmesi sıfıra yakın çok çok düşük bir ihtimal. Ama bunun istisnaları olabilir.
İlk başta içerideki MOSSAD varlığı en büyük risk. İran’ın bunları tümden temizleyemediği savaşın hemen ilk günlerinden belli oldu. Bunlar oradan bir hamle yapabilirler. Diğer yandan, balistik füzelere erişimin de kolay olmaması beklenir. Ama ajanlar da erişebilecekleri için dronlar vs. ciddi bir risk.
Düşük te olsa bir diğer risk te şu: İran halkı da bürokrasisi de genelde Türkiye’yi çok sever. Ama istisnai, belki kontrol dışı ve kışkırtılabilecek unsurlar da olabilir. Bu da düşük bir ihtimal ama sıfır değil. Bakılması lazım.
Gelelim diğer ve en güçlü ihtimallere. İsrail’in ve küresel Siyonizm’in sahte bayrak operasyonları. Türkiye’nin ve Türkiye üzerinden NATO’nun devreye girmesi ABD’yi de, İsrail’i de çok rahatlatır. Yıllardır bekledikleri bir fırsatı onları vermiş olur.
Şu anda en çok dikkat edilmesi gereken de bu tür sahte bayrak operasyonlarıdır. Artık yanıltıcı bir füze mi gönderilir, çok yukarıda başka yerlere giden füzeler vurularak Türk hava sahasına düşmesi mi temin edilebilir. Klonlanmış veya ele geçirilmiş dronlar mı kullanılabilir, bilemiyoruz. Bu işin uzmanları daha iyi bilirler.
Ayrıca, bu süreçte bazı ABD ve NATO unsurlarının Siyonizm’in tesirinden tümden uzak ve objektif olabileceklerini düşünmek te tabiatıyla doğru ve isabetli olmaz. Siyonizm’in sızma yoluyla veya başka yollarla özellikle Batı’daki birçok kurumda çok ciddi bir tesirinin olduğu güçlü emarelerle aşikâr görünüyor. Dolayısıyla bir olay bize nasıl raporlanırsa raporlansın, bunun sağlaması ve teyidi kendi kaynaklarımızla da yapılmalı ve yapılıyordur diye düşünüyorum.
NATO birkaç kez müttefiklerimizi yalnız bırakmayacağız dedi. Abartılmazsa, bunun denmesi bir yere kadar normal. Ama ABD de acil görevi olmayan çalışanları Adana Konsolosluğu’ndan tahliye etme kararı aldı. Tahliyeler bazen ciddi bir işaret olabiliyor. Dikkat etmek lazım. Dikkat edilirse, birçok potansiyel risk risk olmaktan çıkabilir.
Allah’a emanet olun.


YORUMLAR