Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

İran Barış Masasında Türkiye’yi Neden İstemedi, Sudan’ı Neden Çağırdı?

Reşit Kemal AS – 04 Şubat 2026

 

 

Diplomaside bazen davet listesi, söylenen sözlerden daha çok şey anlatır. İran’ın son dönemdeki barış girişimlerinde Türkiye yerine Sudan’ı işaret etmesi de tam olarak böyle bir mesaj içeriyor. “Neden Türkiye değil?” sorusu yüzeyde teknik bir tercih gibi dursa da, arka planı hayli politik, hatta biraz da kişisel.

Türkiye, son yirmi yılda kendisini “kolaylaştırıcı güç” olarak konumlandırdı. Rusya-Ukrayna görüşmelerinden Körfez krizlerine kadar, Ankara her masada olmayı bir diplomatik refleks haline getirdi. Bu refleks Batı’da kimi zaman takdir topladı, kimi zamansa kuşkuyla karşılandı. İran cephesinde ise durum daha karmaşık.

İran açısından Türkiye, artık “tarafsız bir arabulucu” değil. NATO üyesi, Batı’yla inişli çıkışlı da olsa bağlarını koparmamış, İsrail’le ilişkilerini tamamen rafa kaldırmamış ve Suriye sahasında İran’la rekabet eden bir aktör. Tahran için bu tablo, barış masasının ruhuna aykırı görünüyor. Çünkü İran barıştan çok, kontrol edebildiği bir denge arıyor.

Sudan tercihi burada devreye giriyor.

Sudan, ne küresel bir iddia taşıyor ne de masaya güçlü bir ajandayla oturuyor. İran için bu bir dezavantaj değil, tam tersine avantaj. Sudan, yönlendirilebilir, itiraz etmeyen, büyük resimde söz sahibi olmaya kalkmayan bir aktör. Kısacası, masada “dengeleyici” değil, “tamamlayıcı” bir figür.

Türkiye ise öyle değil.

Ankara, masaya oturduğu anda gündem önerir, başlık açar, hatta bazen oyunun kurallarını yeniden yazmaya çalışır. Bu da İran’ın alışık olduğu bir diplomasi tarzı değil. İran diplomasisi daha çok kapalı kapılar ardında, yavaş ve kontrolcü ilerler. Türkiye’nin şeffaflığa yakın, kamuoyu mesajı vermeyi seven, liderler üzerinden yürüyen diplomasi anlayışı Tahran’ı rahatsız ediyor.

Bir diğer mesele de bölgesel rekabet.

Suriye, Irak, Kafkasya ve Orta Asya… Türkiye ile İran’ın çıkarlarının kesiştiği kadar çatıştığı alanlar da var. Türkiye’nin Azerbaycan üzerinden Kafkasya’da güç kazanması, Orta Asya’da artan etkisi ve Arap dünyasında yeniden kabul görmesi, İran’ın “doğal etki alanı” algısını zorluyor. Böyle bir aktörü barış masasının merkezine almak, İran açısından riskli.

Sudan ise risk üretmiyor.

Üstelik İran için Sudan, ideolojik hafızada da daha “uyumlu” bir yerde duruyor. Geçmişte askeri ve lojistik ilişkiler kurulmuş, Batı’dan izole dönemler paylaşılmış, yaptırım psikolojisi ortak yaşanmış. Türkiye’nin pragmatik, çok yönlü ve zaman zaman yön değiştiren dış politikası İran’ın ideolojik tutarlılık beklentisiyle örtüşmüyor.

Burada ilginç olan şu: Türkiye’nin dışarıda bırakılması aslında onun etkisizliğini değil, tam tersine fazla etkili görülmesini işaret ediyor. Barış masasında sesi çok çıkan, dengeyi değiştirebilecek bir aktör, süreci kontrol etmek isteyenler için rahatsız edicidir.

Yani mesele Türkiye’nin “neyini beğenmedikleri” değil; Türkiye’nin fazla şey yapabilme ihtimali.

Sudan’ın seçilmesi, barışın genişlemesini değil, dar bir çerçevede tutulmasını garanti altına alıyor. İran bu masada çözümden çok, süreci yönetmek istiyor. Türkiye ise genellikle süreci dönüştürmeye çalışıyor.

Diplomaside bazen çağrılmamak, kenara itildiğini değil; oyunu bozabilecek oyuncu olarak görüldüğünü gösterir. İran’ın tercihi de tam olarak bunu söylüyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER