Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

İran’daki Küresel Düğüm Nasıl Sonuçlanacak? – Adem Kılıç

Adem KILIÇ – 30 Mart 2026

 

 

Hürmüz Boğazı şüphesiz olarak tarih boyunca enerji ve ticaret hatlarının kilit noktası oldu.

 

Ancak bugün gelinen noktada Hürmüz, tam olarak bir düğüm haline geldi ve küresel akışta sadece yüzde 20 potansiyeline rağmen, petrol ile doğalgaz akışını kontrol etmekle kalmıyor, aynı zamanda da  küresel güç dengeleri kökten yeniden belirliyor.

 

Artık birinci ayını geride bırakan ve ABD’nin askeri üstünlüğüne rağmen stratejik bir açmaza giren savaşta Washington, hala klasik doktrinle hareket etmeye çalışıyor.

 

Hava ve deniz üstünlüğüyle hızlı sonuç alma hedefi konusunda ısrar eden ABD, geride kalan bir ayın sonunda, “zafer” anlatısı için şimdi zaten savaştan önce açık olan “Hürmüz’ün açılmasın” medet bağlamış durumda.

 

Yani ABD, artık savaş öncesine dönmeyi bir “zafer” olarak adlediyor.

 

İran’ın stratejisi ise zamana yayılmış ve maliyet odaklı bir yıpratma savaşı olarak ilerliyor.

 

Özetle Hürmüz’deki baskı, ABD için bir askeri başarıdan öte, sürdürülemez bir maliyet ve diplomatik açmaz yaratıyor.

 

ABD’nin Hürmüz’deki açmazı

 

Geride kalan 1 ay net bir şekilde gösterdi ki; ABD açısından sorun yalnızca askeri üstünlükle çözülemiyor.

 

Hürmüz’ü açık tutmak ABD için, sözde teknik olarak mümkün olsa da sahadaki risk, ABD’nin olası operasyonlarını hem maliyetli hem de katlanılamaz kılabilir.

 

Mayın temizleme operasyonları, Bender Abbas’tan Hark Adası’na kadar uzanan yaklaşık 160-170 km’lik mesafe boyunca gelecek insansız deniz araçları tehdidi, sürat tekneleri ve gözetleme baskıları, Amerikan donanmasına tam olarak bir cehennem vadediyor.

 

Bu durum, ABD’nin stratejik odağını Pasifik’ten Ortadoğu’ya kaydırmak zorunda bırakıyor ve Trump’ın seçim süreci boyunca açıkladığı tüm uzun vadeli planlara, yine Trump eliyle meydan okuyor.

 

Gelinen noktada görülüyor ki; İran’ın amacı boğazı tamamen kapatmak değil.

 

İran, misilleme saldırıları ile bölgeyi tehdit altında tuttuğu gibi, küresel ekonomiyi de bu şekilde sürekli tehdit altında tutarak, kendisine olan saldırının maliyetini küresel arenaya yaymak istiyor.

 

Ancak İran bunu, sahadaki tek boyutlu bir savaş stratejisiyle değil, vekil güçler üzerinden yürütülen çok katmanlı bir baskı ağı ile ilerletiyor.

 

Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan’da saldırılarını sürdüren İsrail’e karşı ciddi bir baskı oluşturan İran, aynı zamanda da ABD ve bölge müttefiklerinin kaynaklarını zorlamaya devam ediyor.

 

Kızıldeniz’de ticaretin aksaması, Doğu Akdeniz’de artan gerilim ve Körfez’de enerji hatlarına yönelik tehditler, İran’ın küresel tedarik zincirlerini hedef alan stratejisinin parçaları.

 

Diğer aktörler

 

Tel Aviv’in yayılmacı, sapkın teolojik ve agresif stratejisi, ABD’yi istemese de çatışmanın merkezine çekiyor ve bu, Washington için tarihsel olarak bir ittifak yükü getiriyor.

 

İsrail tarafından tarih boyunca sıkıştırılan ve başta BM gibi uluslararası kurumlar dahil olmak üzere tüm küresel düzeni yerle bir etmek zorunda kalan ABD, şimdi de kendi küresel üstünlüğünü feda etme pahasına Hürmüz’de bir saldırıya hazırlanıyor.

 

Öte yandan Moskova ve Pekin ise, işte bu krizi stratejik fırsata dönüştürüyor.

 

Rusya enerji fiyatlarındaki artıştan doğrudan fayda sağlarken, Çin ise ABD’nin dikkatinin dağılmasını uzun vadeli avantaj olarak görüyor ve şimdi, özellikle de ABD’nin zayıflamasını kullararak gerçek bir süper güç olmak için kullanıyor.

 

İşte tüm bu dengeler ışığında, şüphesiz olarak Türkiye’nin önemi öne çıkıyor.

 

Zira; kriz derinleştikçe ortaya çıkan üç temel ihtiyaç var.

 

Birincisi alternatif enerji rotaları, ikincisi güvenli lojistik hatlar ve üçüncüsü tüm taraflarla görüşebilecek olan bir diplomatik arabuluculuk. Türkiye bu üç başlıkta da merkezde yer alıyor.

 

Örnek olarak; TANAP ve TürkAkım gibi hatlar, Hürmüz’e bağımlılığı azaltabilecek nadir seçenekler olarak öne çıkarken, Orta Koridor üzerinden ilerleyen ticaret hatlar ve deniz yollarındaki risk arttıkça daha kritik hale geliyor.

 

Türkiye’nin hem Batı ile hem de bölge aktörleriyle konuşabilen nadir ülkelerde biri olması, Türkiye’yi sadece bir geçiş ülkesi olmaktan çıkarıp kriz yönetiminde merkezi bir aktör haline getiriyor.

 

Sonuç

 

ABD’nin iki hafta içerisinde bitireciğini düşündüğü savaşta bir ay geride kaldı ve Hürmüz’deki çıkmaz, klasik bir askeri kilitlenmeden çok daha fazlasını ifade ediyor.

 

Bu bir stres testi ve küresel düzenin kırılganlığını ayyuka çıkarıyor.

 

Askeri üstünlüğün kağıt üzerindeki verilerden farklı olduğu, küresel ekonominin beklenenden daha kırılgan olduğu, ittifaklıkların ise “çıkarlara” dayalı olduğu dünya artık daha net.

 

Gelinen noktada Hürmüz, artık sadece bir bir geçiş noktası değil, küresel bir sınav alanı ve sınavın sonucu tüm dünyayı değiştirecek.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER