Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar photo

İran’dan Türkiye’ye Stratejik Kayma

Reşit Kemal AS – 24 Ocak 2026

Uzun yıllar boyunca İsrail’in güvenlik doktrininde tek bir ana tehdit vardı: İran.

Nükleer programı, bölgedeki vekil güçleri ve ideolojik söylemiyle Tahran, Tel Aviv için “varoluşsal risk” olarak konumlandırıldı. Ancak son dönemde İsrail’e yakın çevrelerde yayımlanan analizler, bu yerleşik algının sarsılmaya başladığını gösteriyor. İsrail, stratejik odağını İran’dan Türkiye’ye, daha doğrusu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye’ye kaydırıyor.

Bu değişim, ani bir refleks değil, bölgesel güç dengelerinde yaşanan sessiz ama derin bir dönüşümün sonucu. Türkiye artık yalnızca NATO üyesi bir ülke ya da Batı ile Doğu arasında köprü kuran bir aktör değil. Ankara; askeri kapasitesi, savunma sanayisindeki atılımları, Suriye, Libya ve Kafkasya’daki etkinliği, diplomatik manevra alanı ve yumuşak gücüyle Orta Doğu’da kalıcı bir güç olarak öne çıkıyor.

İsrail açısından Türkiye’yi “risk” kategorisine taşıyan temel unsur da tam olarak bu: Öngörülemez ama etkili bir bölgesel aktör. İran, İsrail için bilinen ve yıllardır hesaplanan bir tehdit. Vekil güçler üzerinden ilerleyen, büyük ölçüde askeri ve ideolojik bir çatışma hattı söz konusu. Türkiye ise farklı. Doğrudan çatışma dili kullanmadan, uluslararası meşruiyet zemininde hareket eden, diplomasi, ticaret, insani yardım ve askeri caydırıcılığı aynı anda kullanan çok katmanlı bir güç profili çiziyor.

Suriye’den Doğu Akdeniz’e Genişleyen Etki Alanı

Özellikle Suriye sahasında yaşanan gelişmeler, İsrail’in endişesini artırıyor. Türkiye’nin kuzey Suriye’de kurduğu etki alanı, yalnızca sınır güvenliğiyle sınırlı değil; bölgenin geleceğini şekillendirme kapasitesine işaret ediyor. Buna Doğu Akdeniz’deki denklemler, Filistin meselesinde Ankara’nın artan söylemsel ve diplomatik ağırlığı eklendiğinde, İsrail açısından tablo daha da karmaşık hale geliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail politikası da bu algıyı besliyor. Erdoğan, İsrail’le ilişkilerde tamamen kopuşu savunmuyor; ancak Filistin meselesinde yüksek sesli, net ve uluslararası kamuoyunda karşılık bulan bir duruş sergiliyor. Bu da İsrail’in alışık olduğu “kontrollü muhalefet” sınırlarının dışına çıkıyor.

İsrail basınında ve güvenlik çevrelerinde dile getirilen “stratejik odağın Türkiye’ye kayması” söylemi, aslında bir korkunun ifadesi: Bölgesel düzenin İsrail’in tek taraflı askeri üstünlüğüyle şekillenemeyeceği bir döneme giriliyor. Türkiye, İran gibi izole bir aktör değil; Batı’yla temas halinde, küresel sistemin içinde ve etkili.

Askeri Tehditten Çok Stratejik Meydan Okuma

İsrail için Türkiye, kısa vadeli askeri bir tehditten ziyade uzun vadeli stratejik bir meydan okumayı temsil ediyor. Bu meydan okuma; tanklarla, füzelerle değil, diplomasiyle, nüfuzla ve çok boyutlu güç kullanımıyla şekilleniyor. İsrail’in İran’dan sonra gözünü Türkiye’ye çevirmesi, aslında Ankara’nın bölgede geldiği noktanın en net göstergesi.

İsrail, bu yeni denklemi yönetebilecek mi, yoksa alışık olduğu tehdit tanımının dışına çıkan bir güçle karşı karşıya olduğunu kabul etmek zorunda mı kalacak?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER