Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar photo

İstanbul’da Yaşama Sanatı ve Kaybolan Şehir Kültürü – Serkan Üstüner

Serkan ÜSTÜNER – 12 Ocak 2026

 

Rahmetli hocamız Haluk Dursun’un kitabına atıfla ve kendisini rahmetle anarak başlayalım. Çünkü bugün İstanbul’u konuşurken, aslında biraz da onun anlattığı o zarif şehir medeniyetinin kaybını konuşuyoruz. Maalesef gözümüzün önünde eriyip giden yalnızca binalar değil; bir şehir kültürü, bir yaşama üslubu yok oluyor.

Dünyanın üç şehrinden biri olan İstanbul’da artık gerçek anlamda bir şehir yaşantısından söz etmek zor. Arabalardan çok motorların sokakları işgal ettiği, kabalığın ve nobranlığın hızla yayıldığı, insanların birbirine tahammülünün azaldığı bir atmosfer hâkim. Mahalle kültürünün yerini bencilliğin aldığı, selamın unutulduğu, komşuluğun hatıralara karıştığı bir zamandayız.

Oysa İstanbul bir zamanlar sadece yaşanan değil, öğreten bir şehirdi. Yolda yürürken omuz atmamak, yaşlıya yer vermek, esnafa “kolay gelsin” demek, kapı komşusunu gözetmek… Bunlar yazılı olmayan ama herkesin bildiği şehir adabının parçalarıydı. Şehir insanı terbiye eder, insan da şehri güzelleştirirdi. Bugün ise bu karşılıklı bağ kopmuş gibi. Bunlar çok temel en basit davranış biçimleriydi. Bugün ise en temel insani davranışların bile rafa kalktığını söylemeliyiz.

Haluk Dursun Hoca’nın sıkça vurguladığı “şehir ahlâkı”, belki de kaybettiğimiz en kıymetli miras. Betonlaşma yalnızca sokakları değil, kalplerimizi de sertleştirdi. Gürültü arttıkça sükûnet azaldı; kalabalık çoğaldıkça yalnızlık derinleşti. Aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirinin adını bilmez hâle geldi, aynı durakta bekleyenler birbirine yabancılaştı.

Bugün İstanbul’da kaybolan sadece eski semtler, ahşap evler, çınar altları değil; yaşama sanatıdır. Şehirde yaşamakla şehirden geçip gitmek arasındaki farkı yitirdik. Mekânları tanımıyoruz artık, yalnızca kalabalıkların içinden sürükleniyoruz. Oysa şehir dediğimiz şey, insanın ruhuna dokunan bir terbiyeler toplamıydı.

Belki de yapılması gereken İstanbul’u yeniden inşa etmekten önce, İstanbullu olmayı yeniden öğrenmektir. Daha yavaş yürümeyi, daha alçak sesle konuşmayı, daha çok selam vermeyi, daha az acele etmeyi… Çünkü şehirler betonla değil, insanın kalbiyle yaşar. Kalp kurursa, şehir de kurur.

Bugün rikkatin yerini kabalığın aldığı, nazik olmanın zayıflık olduğu bir zamandayız. Elbette şehirden kente evrilen ve şehrin büyüsünün kaybolduğu bu duruma nasıl müdahale edilir yeniden başlayarak. Okullarda adabı muaşeret derslerinin zorunlu hale getirilmesi ilk iş olabilir. Çünkü dünyanın başkentinde artık serçeler şarkı söylemiyor.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER