Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar photo

Marco Rubio, Steve Witkoff, Jared Kushner, Tony Blair, Marc Rowan, Ajay Banga, Robert Gabriel… İsimleri Yan Yana Koyduğunuzda, Ortaya Çıkan Şey Barıştan Çok Küresel Güç Mimarisinin Özeti Gibi Duruyor

Reşit Kemal AS – 17 Ocak 2026

Bazı listeler vardır, okurken insanın içi umutla değil, ağır bir sıkıntıyla dolar. Gazze için kurulduğu açıklanan “Barış Kurulu” da tam olarak böyle bir tablo sunuyor: Marco Rubio, Steve Witkoff, Jared Kushner, Tony Blair, Marc Rowan, Ajay Banga, Robert Gabriel…
İsimleri yan yana koyduğunuzda, ortaya çıkan şey barıştan çok küresel güç mimarisinin özeti gibi duruyor. Ve evet, bu listeyi okurken insanın ağlayası geliyor. Çünkü Gazze’nin yıkıntıları arasında hala çocuklar aranırken, masanın etrafında oturanlar çoğunlukla savaşın, işgalin ya da rant düzeninin tanıdık aktörleri.

Bu kurul gerçekten barışı mı hedefliyor, yoksa barış kelimesi bir kez daha politik bir ambalaj olarak mı kullanılıyor?

Önce tabloya dürüstçe bakalım.
Bu isimlerin büyük bölümü, Filistin meselesine ya açıkça İsrail merkezli bakmış ya da “güvenlik” ve “istikrar” söylemleriyle işgali normalleştiren politikalara imza atmış figürler. Gazze’nin bugünkü haline gelmesinde doğrudan ya da dolaylı payı olan bir zihniyet dünyasından söz ediyoruz. Böyle bir ekipten, mazlumun adaletini önceleyen bir barış çıkabilir mi?

Barış, yalnızca silahların susması değildir.
Barış; adalet, onur ve eşitliktir.

Ancak bu kurulun fotoğrafına bakıldığında, hedeflenen şeyin adalet değil, yönetilebilir bir Gazze olduğu izlenimi güçleniyor. Yani bombalanmış, nüfusu yerinden edilmiş, siyasi iradesi törpülenmiş ama küresel sistem için “sorun çıkarmayan” bir Gazze… Bu, barış değil; kriz yönetimidir. Hatta daha açık ifadeyle, enkaz sonrası düzen inşasıdır.

Bu noktada kurulun neyi hedeflediğini doğru okumak gerekiyor.
Amaç; Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını güçlendirmek mi, yoksa Gazze’yi yeni bir ekonomik ve siyasi vesayet düzenine mi sokmak?
Amaç; işgali sona erdirmek mi, yoksa işgali daha az görünür hale mi getirmek?

Sorular çoğaldıkça, “barış” kelimesi daha da ağırlaşıyor.

İşte tam bu noktada Türkiye’nin kurulda yer alması, her şeye rağmen umut verici bir kırılma olarak öne çıkıyor. Çünkü Türkiye, Gazze konusunda yalnızca insani yardım gönderen değil; yüksek sesle itiraz eden, bedel ödemeyi göze alan ve meseleyi güvenlik parantezine sıkıştırmayan ender aktörlerden biri oldu. Ankara’nın varlığı, bu masanın tek yönlü bir ajandaya teslim edilmemesi açısından kritik bir denge unsuru olabilir.

Ancak şu gerçeği de unutmamak gerekiyor:
Bir masada bulunmak, o masayı belirlemek anlamına gelmez.

Türkiye’nin bu kurulda nasıl bir rol üstleneceği, barışın içeriğini belirleyecek en önemli unsurlardan biri olacak. Eğer Türkiye, sadece “meşruiyet sağlayan bir figür” olarak kullanılırsa, bu Gazze için değil; yalnızca kurulun imajı için bir kazanım olur. Ama eğer Türkiye, adalet, ateşkesin kalıcılığı, işgalin sona ermesi ve Filistin’in siyasi öznesi olarak tanınması konusunda ısrarcı olursa, o zaman bu masa gerçekten anlam kazanabilir.

Gazze’nin ihtiyacı olan şey, yeni patronlar değildir.
Gazze’nin ihtiyacı olan şey, haklarının iadesidir.

Bugün “barış kurulu” adı altında kurulan bu yapı, ya tarihe bir yüzleşme anı olarak geçecek ya da vicdanları rahatlatmak için kurulmuş bir vitrin olarak anılacak. Çünkü Gazze, artık iyi niyet beyanlarını değil, somut ve adil adımları bekliyor.

Ve belki de en acı gerçek şu:
Gazze için kurulan her masa, eğer mazlumun sesi masaya oturmuyorsa, barış üretmez.
Sadece yeni bir suskunluk düzeni üretir.

Barış, güçlülerin uzlaşması değil;
adaletin galip gelmesidir.

Gazze için hala buna inanmak istiyoruz.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER