Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

Medya Çöküyor, Egemenlik Sessizce El Değiştiriyor – Reşit Kemal As

Reşit Kemal AS – 05 Şubat 2026

 

 

Türkiye’de son yıllarda yaşanan medya krizi artık bir “sektörel sorun” olmaktan çıktı. Bu mesele ne bir kurumun batması, ne birkaç kanalın kapanması, ne de gazetecilerin işsiz kalmasıyla sınırlı. Bugün yaşadığımız şey, ülkenin haber alma damarlarının yavaş yavaş tıkanmasıdır. Daha açık söyleyelim: Bu bir egemenlik meselesidir.

Ulusal ve yerel medya, tarihin belki de en ağır ekonomik darboğazından geçiyor. Haber kanalları, gazeteler, radyolar ve dijital haber siteleri birer birer kapanma riskiyle karşı karşıya. Eskiden sadece yerel medya “zor durumda” denirdi; artık ana akım medya da zarar ediyor. Yani sistemin kendisi alarm veriyor.

Bu tablonun en kritik noktası ise reklam pastası. Türkiye’de üretilen reklam gelirlerinin yaklaşık %75’i, merkezi yurt dışında olan sosyal medya platformlarına gidiyor. Geriye kalan %25’lik pay ise ülkedeki yüzlerce televizyon, gazete, radyo ve haber sitesi arasında bölüşülmeye çalışılıyor. Bu matematik sürdürülebilir değil. Hiçbir ulusal medya sistemi, gelirinin dörtte üçünü kaybederek ayakta kalamaz.

Daha da vahimi şu: Reklam gelirleriyle birlikte haber üretme gücü de ülke dışına kayıyor. Bugün toplumun büyük bölümü haberi artık televizyonlardan ya da gazetelerden değil, algoritmaların yönettiği sosyal medya akışlarından alıyor. Bu akışın nasıl şekillendiğini, hangi bilginin öne çıkarıldığını, hangisinin görünmez kılındığını ise biz belirlemiyoruz.

Manipülasyona açık, denetimsiz, kaynağı belirsiz bir iletişim ortamı; sadece bilgi kirliliği yaratmaz. Aynı zamanda toplumsal güveni aşındırır, kriz anlarında kaosu derinleştirir ve kara para gibi illegal faaliyetler için de elverişli bir zemin oluşturur. Ulusal bir iletişim altyapısının zayıflaması, doğrudan ulusal güvenlik sorunudur.

Bu süreçten gazeteciler de ağır biçimde etkileniyor. İş imkanları daralan, güvencesizleşen gazeteciler sosyal medyaya mahkum hale geliyor. Kurumsal editoryal süzgeçten geçmeyen, kişisel hesaplar üzerinden yapılan habercilik ise hem gazeteciyi hem toplumu savunmasız bırakıyor. Gazetecilik bir meslek olmaktan çıkıp, “algoritma ile geçinme” mücadelesine dönüşüyor.

Altını özellikle çizmek gerekiyor: Bu konu siyasi bir tartışma değildir. Hangi görüşten olursa olsun, güçlü ve bağımsız bir ulusal medyaya sahip olmak her ülkenin ortak çıkarıdır. Medyanın finansal olarak çökmesi, editoryal bağımsızlığın da fiilen ortadan kalkması demektir. Çünkü ekonomik olarak ayakta duramayan bir medya, kaçınılmaz olarak başka güç odaklarına bağımlı hale gelir.

Bu yüzden acil düzenlemeler artık ertelenemez. Reklam gelirlerinin daha adil dağıtılmasını sağlayacak mekanizmalar, yerli ve ulusal medyayı koruyacak politikalar, dijital platformlarla rekabeti dengeleyecek hukuki ve ekonomik adımlar atılmak zorundadır. Aksi halde birkaç yıl içinde “ulusal medya” kavramını sadece nostaljik bir başlık olarak konuşur hale geliriz.

Gazeteci Kemal Öztürk’ün işaret ettiği bu tablo, görmezden gelinecek bir uyarı değil. Çünkü mesele birkaç kanalın, birkaç gazetenin geleceği değil; ülkenin kendi hikayesini kimin anlatacağıdır.

Eğer bu hikaye tamamen yabancı platformların insafına bırakılırsa, kaybedilen sadece medya olmaz. Kaybedilen, egemenliktir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER