Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar photo

Medya ve Siyasetin Yeni Alışkanlığı: Beklemek – Reşit Kemal As

Reşit Kemal AS – 10 Ocak 2026

 

Siyasette güç, bazen sahip olunan imkanlarla değil, oluşturulan beklentiyle ölçülür. Bir dönem Ankara’da, Brüksel’de ve hatta Washington koridorlarında sıkça duyulan bir cümle vardı: “Erdoğan bu işe ne der?” Bugün aynı cümle farklı bir isimle yeniden kuruluyor: “Trump buna nasıl tepki verir?” İsimler değişse de refleks aynı, küresel siyasetin giderek daha fazla liderlerin ruh haline endekslendiği bir çağdayız.

📌Bölgesel Oyuncudan Küresel Referansa

Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi ağırlığı, sadece Türkiye’nin askeri veya ekonomik kapasitesinden kaynaklanmadı. Asıl belirleyici olan, öngörülemez ama tutarlı bir siyasi çizgi inşa etmesiydi. Erdoğan, kriz anlarında bekleneni değil, gerekli gördüğünü söyleyen bir lider profili çizdi. Bu durum, dostlarını olduğu kadar rakiplerini de dikkat kesilmeye zorladı.

Suriye’den Karabağ’a, Libya’dan Doğu Akdeniz’e kadar birçok dosyada Ankara’nın pozisyonu, oyunun seyrini değiştirdi. Dolayısıyla gazeteciler ve siyasetçiler için Erdoğan’ın bir konuda ne söyleyeceği, sadece bir görüş değil, sahadaki dengeleri etkileyecek bir işaretti. “Erdoğan ne der?” sorusu, bir merakın değil, stratejik bir zorunluluğun ifadesiydi.

📌Trump Faktörü: Güçten Çok Belirsizlik

Bugün benzer bir bekleyişin Trump etrafında oluşmasının nedeni ise farklı. Trump’ın siyasal ağırlığı, büyük ölçüde temsil ettiği Amerikan gücünden ve bu gücü nasıl kullanacağına dair belirsizlikten besleniyor. Trump, klasik Amerikan dış politikasının kurallarını reddeden bir figür olarak, müttefikleri kadar rakipleri de tedirgin etti.

Onun için “Trump ne der?” sorusu, çoğu zaman “Amerika ne yapar?” sorusunun yerine geçti. Çünkü Trump döneminde kurumlar geri planda kaldı, kişisel refleksler öne çıktı. Bir tweet, bir zirve çıkışı ya da anlık bir açıklama, küresel piyasaları ve diplomatik dengeleri sarsabildi.

📌Benzerlik mi, Fark mı?

Erdoğan ve Trump arasındaki benzerlik, lider merkezli siyaseti güçlendirmeleri. Ancak aradaki temel fark, bu gücün nasıl üretildiğinde yatıyor. Erdoğan, uzun vadeli bir siyasi strateji ve kurumsal hafıza üzerinden hareket ederken, Trump daha çok anlık çıkışlar ve iç politika refleksleriyle yön belirledi.

Bu nedenle Erdoğan’ın ne diyeceği, genellikle bir devlet aklının ipuçlarını barındırırken, Trump’ın ne söyleyeceği, çoğu zaman bir belirsizlik alanı yaratıyor. Biri denge kurar, diğeri denge bozar. Ama her ikisi de beklenir.

📌Medya ve Siyasetin Yeni Alışkanlığı: Beklemek

Bu tablo, medya ve siyaset açısından da çarpıcı bir dönüşüme işaret ediyor. Analiz üretmek yerine liderin ağzından çıkacak kelimeye odaklanan bir refleks gelişti. Politika tartışmaları, ilke ve programlardan çok, liderlerin psikolojisi üzerinden okunur hale geldi.

Bu durum, siyaseti öngörülebilir olmaktan çıkarıyor. Kuralların değil kişilerin belirleyici olduğu bir düzende, diplomasi sabır değil, tahmin oyunu haline geliyor. “Acaba ne der?” sorusu, aslında küresel siyasetin ne kadar kırılganlaştığının itirafıdır.

📌Gücün Sessiz Göstergesi

Bir liderin sözlerinin bekleniyor olması, her zaman mutlak güç anlamına gelmez. Bazen bu, sistemin zayıflığını gösterir. Kurumlar güçlü olsaydı, tek bir cümle bu kadar belirleyici olmazdı. Ancak günümüz dünyasında hem ulusal hem küresel ölçekte kurumlar yıpranıyor, boşluğu lider figürleri dolduruyor.

Erdoğan ve Trump örneği, bu dönüşümün iki farklı yüzünü temsil ediyor. Biri bölgesel dengeleri şekillendiren kararlı bir aktör, diğeri küresel sistemi sarsan bir belirsizlik unsuru.

📌Beklenen Söz, Kaybolan İlke

Bugün siyasetin geldiği noktada, “ne yapılmalı?” sorusunun yerini “kim ne der?” sorusu aldı. Bu, kısa vadede heyecanlı, uzun vadede ise tehlikeli bir tablo. Çünkü ilkeler kişilere, stratejiler ruh hallerine bağlandığında, istikrar kalıcı olmaz.

Dün Erdoğan’ın sözleri bekleniyordu, bugün Trump’ınkiler. Yarın başka bir isim olacak. Değişmeyen tek şey ise şu:

“Kurumsal aklın zayıfladığı her dönemde, dünya liderlerin cümlelerine kilitlenir. Ve bu kilitlenme, siyasetin en sessiz krizidir.”

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER