Reşit Kemal AS – 05 Ocak 2026
Optimist ile pesimist arasındaki fark, çoğu zaman olaylarda değil, olaylara bakılan pencerededir. Hele söz konusu Türkiye ve çevresindeki coğrafya olunca, bu fark daha da keskinleşir. Aynı haritaya bakar, aynı haberleri okuruz; ama biri “dayandık, atlatırız” derken diğeri “sıra bize geliyor” diye düşünür.
Son yıllarda etrafımızdaki tablo ortada:
Ukrayna’da savaş, Gazze’de yıkım, Suriye’de bitmeyen kriz, Kafkasya’da gerilim, Irak’ta kırılganlık… Türkiye, adeta ateş çemberi denilen o klişe ifadenin canlı bir örneği haline gelmiş durumda. İşte tam bu noktada optimist ile pesimist ayrışır.
Pesimist, haritaya bakar ve şunu görür:
“Her taraf savaş, her taraf kaos. Bu coğrafyada huzur mümkün değil.” Ona göre Türkiye, ne yaparsa yapsın fırtınanın dışında kalamaz. Savunma yatırımları tehdit, diplomasi naiflik, tarafsızlık ise geçici bir yanılsamadır. Pesimist için tarih, tekrar eden bir kaderdir; ders alınmaz, sadece katlanılır.
Optimist ise aynı haritaya bakar ama farklı bir şey okur:
“Evet, çevremiz karışık ama hala ayaktayız.” Ona göre Türkiye’nin son yıllarda izlediği denge siyaseti —kimi zaman eleştirilse de— ülkeyi doğrudan savaşların dışına itmiştir. Rusya-Ukrayna savaşında konuşabilen, Orta Doğu’da kapıları kapatmayan, Balkanlar’da hala muhatap kabul edilen bir Türkiye vardır. Optimist, bunu bir mucize değil, zor kazanılmış bir tecrübe olarak görür.
Umut Değil, Ayırt Etme Yeteneği
Aslında mesele umutlu olmak ya da karamsarlığa kapılmak değil, kontrol edilebilenle edilemeyeni ayırt edebilme meselesidir. Pesimist, Türkiye’nin iradesini küçümser, her gelişmeyi dış güçlerin kaçınılmaz oyunu olarak okur. Optimist ise aşırı iyimser değildir, riskleri bilir ama bu risklerin yönetilebileceğini savunur.
Çevremizdeki savaşlar bize şunu net biçimde gösterdi:
Güçlü olmak sadece askeri mesele değildir. Ekonomi, diplomasi, toplumsal dayanıklılık ve iç barış da en az tanklar kadar önemlidir. Optimist bunu bir fırsat penceresi olarak görür, pesimist ise gecikmiş bir fark ediş olarak.
Soğukkanlı Bir Optimizm Mümkün mü?
Belki de Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey, saf bir iyimserlik ya da karanlık bir kötümserlik değil. Soğukkanlı bir optimizm. Tehlikeyi inkar etmeyen ama çaresizliğe de teslim olmayan bir bakış. Çünkü bu coğrafyada pesimist olmak kolaydır, haber bültenleri zaten bunun için yeterlidir. Zor olan, olup biteni görüp yine de aklı, dengeyi ve iradeyi savunabilmektir.
Sonuçta optimist ile pesimist arasındaki fark şudur:
Pesimist, fırtınayı bekler.
Optimist, fırtınada ayakta kalmanın yollarını arar.
Türkiye’nin geleceği de hangisinin çoğalacağıyla yakından ilgilidir.




YORUMLAR