Reşit Kemal AS – 19 Ocak 2026
Orta Doğu’da düzen arayışı uzun süredir yanlış sorular üzerinden yürütülüyor. Bölgeye dışarıdan bakanlar, istikrarı askeri üstünlükte; içeriden bakan bazı aktörler ise mezhepçilikte, ayrılıkçılıkta ya da geçici ittifaklarda arıyor. Oysa tarih ve bugünün sahadaki gerçekliği aynı şeyi söylüyor:
Orta Doğu’da huzurun, birliğin ve toprak bütünlüğünün en büyük garantörü Türkiye’dir.
Bu, bir temenni ya da romantik bir iddia değil; yüzyıllara yayılan bir tecrübenin ve son on yılın acı derslerinin sonucudur.
Türkiye Olduğunda Düzen, Çekildiğinde Kaos Başladı
Osmanlı sonrası Orta Doğu’nun hikayesi aslında tek cümleyle özetlenebilir:
Türkiye merkezli denge çöktüğünde, yerine kalıcı bir düzen kurulamadı.
Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Filistin’de yaşananlar bunu açıkça gösterdi. Türkiye’nin devre dışı bırakıldığı ya da etkisizleştirilmeye çalışıldığı her senaryo, ya iç savaşla ya da dış işgalle sonuçlandı. Çünkü Türkiye’nin bölgeye yaklaşımı sömürüye değil dengeye, parçalamaya değil birlikte yaşamaya dayanır.
Bu farkı görmek istemeyenler, bugün hala “kontrollü kaos” projelerinin enkazı altında kalıyor.
Ayrılıkçılık: Bölgenin En Büyük Tuzaklarından Biri
Orta Doğu’da ayrılıkçılık, hiçbir zaman halklara özgürlük getirmedi. Aksine, dış müdahalelerin en kullanışlı aparatı oldu. Etnik ya da mezhepsel temelde kurulan her ayrışma hattı, kısa sürede ya vekalet savaşına ya da açık işgale dönüştü.
Türkiye’nin bu konudaki duruşu nettir:
Sınırlar değişmeden, halklar birlikte yaşayabilir.
Devletler parçalanmadan, haklar genişletilebilir.
Bu yaklaşım, bölgedeki bazı çevreleri rahatsız ediyor. Çünkü ayrılıkçılık üzerinden güç devşiren yapılar için Türkiye, en büyük engeldir.
İsrail’in Yanılgısı: Güvenlik Silahla Sağlanmaz
İşgalci İsrail’in en büyük stratejik hatası, güvenliği yalnızca askeri üstünlükle tanımlamasıdır. Oysa Orta Doğu’da kalıcı güvenlik, tanklarla değil; meşruiyetle ve bölgesel dengeyle sağlanır.
Filistin meselesi çözülmeden, Gazze yerle bir edilirken, Kudüs’ün statüsü zorlanırken hiçbir askeri başarı İsrail’e gerçek güvenlik getirmez. Aksine, bölgeyi daha kırılgan, daha öfkeli ve daha istikrarsız hale getirir.
İsrail’in artık şunu anlaması gerekiyor:
Türkiye’nin dışlandığı bir Orta Doğu denklemi, İsrail için de güvenli değildir.
Türkiye Neden Vazgeçilmez?
Çünkü Türkiye:
•Bölgenin parçasıdır ama hiçbir mezhebin ya da etnik grubun temsilcisi değildir
•Sömürge geçmişi yoktur
•Harita çizmez, haritaları korur
•Krizleri dondurmaz, çözmeye çalışır
Bu yüzden Türkiye’nin arabulucu olduğu her süreç, en azından konuşulabilir bir zemin üretir. Türkiye’siz süreçler ise genellikle ya silahla ya da dayatmayla yürütülür.
Yeni Orta Doğu: Ya Birlik, Ya Sürekli Çatışma
Bugün Orta Doğu bir yol ayrımındadır. Ya ayrılıkçılık, işgal ve vekalet savaşları üzerinden sürekli kriz üreten bir coğrafya olarak kalacak; ya da bölgesel aktörlerin öncülüğünde yeni bir denge inşa edilecek.
Bu ikinci yolun merkezinde ise Türkiye vardır.
Bu bir iddia değil, zorunluluktur.
Türkiye’yi Anlamayan, Orta Doğu’yu Anlayamaz
Artık bölgedeki ayrılıkçı yapılar da, işgal politikalarıyla varlık sürdürmeye çalışan İsrail de şu gerçeği görmek zorunda:
Türkiye’yi denklem dışına itmek, Orta Doğu’da huzuru imkansız hale getirmektir.
Barış, Türkiye ile mümkündür.
Bütünlük, Türkiye ile mümkündür.
Gelecek, Türkiye’siz kurulamaz.
Bunu ne kadar erken anlarlarsa, bölge o kadar az bedel öder.




YORUMLAR