Serkan ÜSTÜNER – 30 Kasım 2025
Günümüzün en büyük sorunlarından biri, sosyal medyada “hoca”, “manevî danışman”, “enerji uzmanı” veya “astroloji rehberi” adı altında umut satan kimselerin çoğalmasıdır.
Bu kimseler, insanların zor zamanlarını kendi kazançlarına dönüştürürken, dini, maneviyatı ve insan psikolojisini istismar ederek toplumun ruh sağlığını bozmaktadır.
Oysa din, umut tacirlerinin eline bırakılmış bir ticaret kapısı değildir.
Din; insanı şereflendiren, aklı yücelten, ahlâkı güçlendiren bir nurdur.
Onu ticarete dönüştürenler, sadece insanları değil, maneviyatın kendisini de kirletirler.
Son yıllarda sosyal medya, özellikle Instagram, insanların umutlarını ve kırılganlıklarını sömürerek para kazanan yeni bir “manevî ticaret” sektörüne dönüştü.
Kendisine “hoca, enerji uzmanı, astrolog, frekans ustası” diyen sayısız hesap, milyonlarca kişiye aynı mesajı fısıldıyor:
- “Bu duayı okuyun, zengin olacaksınız.”
- “Bu ay bolluk sizinle, para kapıları açılıyor.”
- “Frekansınızı değiştirin, evren size servet yağdıracak.”
- “Şu kadar Esma çekin, hayatınız anında düzelecek.”
Bu mesajların ortak noktası şu:
Gerçek sorunları çözemeyen toplumların psikolojik yaralarını daha da derinleştiriyorlar.
Dinin Ruhuna Aykırı Bir Soysuzlaşma
Instagram’da “Şu duayı okuyun zengin olacaksınız” diyen sahte hocalar, insanların çaresizliklerini sömürmektedir.
Hâlbuki İslam’da dua; Allah ile kul arasındaki en saf bağdır, ticaret değildir.
Bir ayet üzerinden gidersek
“Rabbiniz şöyle dedi: Bana dua edin, size cevap vereyim.” (Mümin 40/60)
Bu ayette zenginlik vaadi yoktur, duanın karşılığı Allah’ın takdirine bırakılmıştır.
Duanın şartı samimiyettir, bedeli yoktur.
Dua üzerinden garanti sonuç vaadi ise hem dini istismar hem de insan psikolojisinin tahribidir.
Umut Sömürüsü: Ekonomik Çıkmazın En Kolay Hedefi
Ekonomik sıkıntı yaşayan bireyler, belirsizlik dönemlerinde doğaüstü çözümlere daha fazla yönelir.
Bu bir zayıflık değil, bir psikolojik refleks:
Beyin, kontrol edemediği durumlarda yapay “kontrol mekanizmaları” üretmek ister.
İşte tam bu noktada sosyal medya “mucize tacirleri” devreye giriyor.
Kişiye şunu söylüyorlar:
“Sen değil, kader yanlış. Sen değil, enerji düşük. Sen değil, Esma eksik.”
Gerçek problemleri — gelir dengesizliğini, işsizlik kaygısını, yaşam pahalılığını — görmezden gelen bu yaklaşımlar, insanlara gerçekçi çözüm yollarını unutturuyor, mucizeye bağımlı hale getiriyor.
Bu ise toplumsal psikolojiyi zedeliyor:
Pasif bir toplum, kendi geleceğini inşa etmeyi bırakıp kadercilik girdabına sürükleniyor.
Dinin Ticarileştirilmesi: Maneviyat Üzerine Kurulmuş Piyasa
“Hoca” kılığına giren sahtekârlar, sahte hesaplar ve satın alınmış takipçilerle “manevî otorite” görüntüsü çizerek insanlara şunu satıyor:
- Duayla para çekme
- Esma karşılığında dilek kabul ettirme
- “Bolluk rituelleri”
- “Bereket enerjisi paketleri”
- “Mucize seansları”
Din, insanın içsel arayışını desteklemek içindir; dilenmiş para vaadiyle zenginlik pazarlayan bir sisteme indirgenmesi, toplumun dini değerlere olan güvenini de aşındırır.
Bu, bireylerin ruh dünyasını çarpıttığı gibi, toplumun ortak değerlerini de yozlaştırır.
Astroloji ve “Evrensel Frekans” Kazanımları: Bilimsellik Kılıfında Manipülasyon
Astrologların “Bu ay zengin oluyorsunuz”, “Para kapıları açılıyor” söylemleri, bireyde boş bir umut köpüğü yaratır.
Gerçekleşmeyince ise kişi kendini suçlar:
- “Demek ki frekansımı yeterince yükseltemedim.”
- “Demek ki kötü enerjiyi atamadım.”
- “Demek ki ritüeli doğru yapamadım.”
Bu mekanizma, bireyi manipülatif bir bağımlılık döngüsüne sokar:
Her başarısızlık onu daha fazla “hoca, astrolog veya frekansçı”ya yönlendirir.
Astrologlar “Bu ay zengin olacaksınız” diye müjde verirken, frekansçılar “Evren size para gönderecek” vaadiyle insanlara hayal satar.
Bu, İslâm’ın kader anlayışıyla temelden çelişir.
Kur’an açıkça şöyle buyurur:
“Hiçbir kimse, ancak kendi çalıştığının karşılığını alır.” (Necm 53/39)
Yani kader, gayret ile şekillenir; boş vaatlerle değil.
“Frekansınızı yükseltin, para akacak” diyenler, modern bir büyü ve tılsım anlayışını “bilimsel” süslerle pazarlamaktadır.
Bu ise insanları çabadan uzaklaştırır, hayale bağımlı hale getirir.
Tüm bu hesapların ortak noktası şudur:
İnsanı pasifleştirir, sorumluluğu Allah’ın takdirine değil, sahte ritüellere yükler.
Bunun sonucunda toplumda:
✔ Çaba yerine kadercilik
✔ Akıl yerine batıl inanç
✔ Bilgi yerine sahte otoriteler
✔ Sorumluluk yerine mucize beklentisi
yaygınlaşır.
Bu psikolojik darbe, bireysel ümitsizliği toplumsal çöküşe dönüştürür.
Sahte Umut Depremi: Toplumsal Psikolojiyi Neden Bozuyor?
Çünkü bu tarz içerikler:
- Gerçek sorunların çözülmesini erteliyor
İnsanlar ekonomik ve psikolojik sıkıntılarını bilimsel yöntemlerle değil, hayalî ritüellerle çözmeye çalışıyor.
- Toplumsal bilinç düzeyini düşürüyor
Bilgi değil, hayal satılıyor.
Çaba değil, “enerji” öneriliyor.
Sistemsel eleştiri değil, “kader” vurgulanıyor.
- İnsanları içsel suçluluk duygusuna itiyor
Sanki yoksulluk kişinin yetersiz duasından kaynaklanıyormuş gibi bir algı oluşturuluyor.
- Duygusal istismarı normalleştiriyor
Birçok kişi dert yanacağı birini bulamadığı için bu hesaplara sığınıyor — onlar da bu kırılganlığı bir pazara dönüştürüyor.
Eleştirel Bilinç ve Toplumsal Dayanışma
Toplum olarak bu yanılsamadan kurtulmanın ilk adımı gerçekle hayali ayırt edebilen eleştirel bir bilinç oluşturmaktan geçer.
Çünkü:
- Dua güçtür ama bankacılık sistemi değildir.
- Maneviyat şifadır ama ekonomiyi değiştirmez.
- Enerji çalışmaları rahatlatır ama iş imkânı yaratmaz.
- Astroloji eğlencelidir ama kader çizgisi değildir.
Gerçek değişim; eğitim, üretim, emek, dayanışma, akıl, bilim ve özgüven ile gelir.
Mucizeler değil; çaba, bilgi ve adalet toplumu ileri taşır.

YORUMLAR