Haydar AS – 08 Ocak 2026
Yeni yıla yeni umutlarla henüz girmişken ABD emperyalizminin uluslararası hukuku hiçe sayarak Venezuela’ya saldırması ve lideri Maduro’yu eşi ile birlikte kaçırması açık bir egemenlik ihlali olduğu hepimiz tarafından bilinen bir gerçektir.
Öncelikle bu olayı Trump’ın da övdüğü gibi çok çok başarılı bir operasyon gibi görmek, bana göre asıl görünmesi gereken sorunu gözden kaçırmak demektir.
Görmemiz gereken ne?
Bana göre Venezuela ordusu liderini satmıştır!
Aksi takdirde dünyanın en kötü ordusu bile böylesi bir durumda direniş gösterirdi.
Bırakın orduyu, Maduro konutunun korumalarını bile güvenilir kişilerden seçememiş besbelli.
“Ben Geliyorum” Diyen Bir Baskın
Aylardır “ben geliyorum” denmesine rağmen, adamlar ev gezmesine gelir gibi gelmişler, dönüşte de ev sahibini beraberlerinde götürmüşler.
Belli ki, bizdeki gibi bir Fetövari yapılanma Ordu içerisinde kendi ülkesinin çıkarları yerine ABD’nin çıkarlarına öncelik vererek memleketinden “lider kaldırılmasına” göz yummuşlar.
Yani demem o ki, Trump bu konuda bir başarı öyküsü peydahlamasın.
Yok Delta Force’mış, yok operasyonmuş, her şey ayarlandığına göre iki karakol bekçisi de gönderseymiş alıp gelirmiş Maduro’yu…
Bırakın hava savunma sistemlerini falan, sıradan bir piyade tüfeğiyle bile bu helikopterleri indirmek mümkün iken hiç bir şey yapılamaması Venezuela adına oldukça sıkıntılı bir durumdur.
Ne güzel demiş Dedem Korkut, “Kahpe içeriden olunca kapı kilit tutmaz oğul”
Şimdi gelelim ana mevzuya..
Nedenlerinden elbette bahsetmeyeceğim, çünkü uydurulup bir kılıfa konulmuş nedenler, hep aynı veya benzer; dikta rejimi.. demokrasi.. özgürlük.. insan hakları…
Asıl Tehlike: Sessizlik
Bana göre asıl konuşulması gereken, ne Maduro’nun diktatör yönetimidir, ne de Amerikan emperyalizminin uluslararası alanda başına buyruk hareket etmesidir.
Asıl mevzu başta BM olmak üzere uluslararası toplumun sessizliğidir, tepkisizliğidir.
Dünya devletlerinin hemen hepsinin bu olay karşısında sessiz kalması, dolaylı bir kınamadan bile imtina etmesi sizi bilmem ama beni oldukça ürkütüyor.
Sakın, Maduro diktatördü bu durumu hak etmişti gibi gerekçeler ile kendinizi avutmayın.
Bugün böyle düşünenlerin, yarın farklı bir gerekçeyle kapısına dayanıldığında çok geç olacaktır.
Bu konuda biraz ders çalışayım derken Kaddafi’nin bir konuşması karşıma çıktı birden.
İlgilenenler için Kaddafi’nin bu konuşmasının tamamının okunmasını tavsiye ederim.
2008 yılında Şam’da Arap liderlerin bir araya geldiği zirvede Kaddafi, Saddam Hüseyin’in idamını örnek göstererek şöyle demiş:
“Sıra her birinize gelecek, sizin için de gelecekler, Saddam’a olanlar sizin de başınıza gelecektir”
dediğinde, ne acıdır ki salonda oluşan gülüşmelerden en dikkat çeken iki kişinin Hüsnü Mübarek ile Beşar Esad olduğu dikkatlerden kaçmamaktadır.
Hani kendine dünyanın jandarması olma gibi bir duruş belirlemiş ya Amerika…
Mesela tüm insanlığın tepkisini çeken Siyonist İsrail ve lideri Netanyahu için Soykırım gibi en önemli bir gerekçe varken bu duruma neden seyirci kalır?
Neden ateşkes anlaşmasını bozan İsrail için harekete geçmez?
Geçemez çünkü, geçen yerleri ağrıyordur!
Geçemez çünkü, ayağının altına sabun koymakla eş değer bir durumdur!
Gazze’de Demokrasi Neden Yok?
Gazze’de Demokrasi, insan hakları gibi kavramlar neden konuşulmuyor?
Peki bizler? Başta Türkiye olmak üzere tüm dünyanın protesto ettiği katil Netanyahu için sık sık bir araya gelip Gazze’nin feryadını tüm dünyaya duyurabiliyorsak..
Neden yeni Gazzeler olmasın diye başta Amerika olmak üzere emperyalist devletlerin tümünü protesto etmiyoruz edemiyoruz?
Neden başta BM ve NATO olmak üzere uluslararası hukuk ve güvenlik kuruluşlarını harekete geçmedikleri için protesto etmiyoruz.
Edemiyoruz çünkü; ta ilkokul sıralarında bize öğretilmiş bir gerçek var, “büyük balık, küçük balığı yutar” diye…
Ama küçük balığın hakları ne olacak gibi bir soruyu hiç bir zaman sormadık, sordurmadılar!
Kısacası, artık kuralların değil, gücün yönettiği bir dünyada kimse demokrasiden özgürlükten bahsetmesin..
Kafana göre yaşa.. büyük balığı kızdırmadan!




YORUMLAR