Adem KILIÇ – 12 Ocak 2026
Afganistan’da Kabil Havalimanı’nda ABD uçaklarının kanatlarına tutunup “kurtulmaya” çalışanlar, sadece bir yenilginin değil, ayrıca yanlış müttefikliğin bedelinin sembolüydü.
Ve bugün aynı sahne, Halep özelinde Suriye’de yeniden kuruldu.
Değişen sadece coğrafya ve ABD’nin binlerce tır silah desteği ile palazlanan terör örgütü PKK’nın uzantısı olan SDG için yolun sonuydu.
Ancak Afganistan’daki sahnelerden farklı değil.
Zira; Halep’te yaşananlar, askeri bir yenilgiden çok, Washington’a sırtını yaslayarak, başka bir ülkenin topraklarında varolmaya çalışan bir örgütün iflas anıydı.
Suriye ordusunun Eşrefiye ve Şeyh Maksud’daki ilerleyişi, şüphesiz olarak Türkiye’nin sahada görünmez olarak verdiği açık destekle mümkün oldu ve Ankara’nın bilinçli biçimde geri planda durması, süreci “yabancı müdahale” zemininden çıkarıp Suriye’nin iç meselesi olarak çerçeveledi.
Böylece ABD başta olmak üzere hiçbir aktöre müdahale için siyasi alan bırakılmadı.
27 Şubat 2025’te bebek katili Abdullah Öcalan’dan gelen “silah bırakın” çağrısına rağmen terör örgütü elebaşı Mazlum Abdi’nin verdiği “bizi bağlamaz” cevabı, hem Ankara hem Şam açısından bir kırılma noktasıydı.
İşte tam bu noktada, Suriye ordusunun gerçekleştirdiği Halep harekatı öncesinde Haseke ve Kamışlı hattına yoğun askeri yığınak yapan ABD ordusunun çatışmalar sırasında hareketsiz kalması da tesadüf değildi.
ABD, kendi çıkar alanı dışında kalan bir noktada, yıllarca “mayın eşeği” olarak kullandığı terör örgütü SDG için risk almayacağını resmen ilan etti.
İsrail’in rolü ve yeni bölgesel dengeler
Terör örgütü SDG’nin, Suriye’deki diktatör Esed rejiminin çökmesinin ardından İsrail’le kurduğu temaslar ve Tel Aviv’in “böl, parçala, yönet” stratejisinin bir aparatı olarak hareket etme niyeti, Türkiye tarafından bertaraf ediliyor.
Halep’te yaşananlar, bu hattın artık, Ankara-Şam tarafından ortak bir refleksle şekillendirildiğini gösterdi ve düne kadar ABD destekli olan SDG’nin yanısıra, İsrail’in hedeflerinin de hayata geçirilemeyeceğini ortaya koydu.
Geçtiğimiz yıl Mart ayında imzalanan sözde mutabakat metninin ilk dakikalarından bu yana bu satırlarda yazdığım gibi, bu örgüt asla uzlaşıya yanaşmayacak ve SDG’nin Suriye’nin ulusal orduya entegrasyonu asla gerçekleşmeyecek.
Halep’de düşen maske
Eşrefiye’nin kısa sürede temizlenmesi, Şeyh Maksud’da sivillerin canlı kalkan olarak kullanılması ve ateşkesle öngörülen tahliyeye rağmen yaşanan karşı saldırılar, terör örgütü SDG’nin askeri ve siyasi tükenmişliğini gözler önüne serdi.
Zira Halep, bu örgütün savunmadaki en güçlü halkalarından biriydi ve sadece 48 saat içerisinde yerle bir oldu.
Sonuç
Suriye’deki düğüm artık Fırat’ın doğusuna kilitlendi. Zira buradaki gelişmeler, gerek ABD gerekse de İsrail’in desteğini alan terör örgütü SDG için sonun başlangıcı olarak kayıtlara geçti.
ABD ve İsrail’e rağmen Türkiye, Halep’teki fragmanının gösterdiği kararlılıkla Fırat’ın doğusuna mesaj verdi.
Sonuç olarak aktörler değişiyor ama ABD’ye güvenenlerin akibeti değişmiyor.
Ve Afganistan’da ABD uçaklarının kanatlarından düşenler, yine aynı kadere hazırlanıyor.




YORUMLAR