Reşit Kemal AS – 19 Ocak 2026
📌Taşın Hafızası, Devletin Hafızası
Bir ülkenin geleceği, yalnızca ekonomi planlarıyla, savunma stratejileriyle ya da diplomatik hamlelerle inşa edilmez. Gelecek, aynı zamanda hafızayla kurulur. Hafızası olmayan bir toplum, yönünü pusulasız bulmaya çalışan bir gemiye benzer. Türkiye’nin tarihine verdiği önemi doğru anlamak çok önemli.
Camiler, hanlar, kervansaraylar, saraylar, köprüler…
Bunlar yalnızca taş, mermer ya da ahşap değildir.
Bunlar, bir milletin “biz buradaydık” deme biçimidir.
📌Tarih Süs Değil, Kimliktir
Türkiye uzun yıllar tarihini ya romantize etti ya da ondan mesafeli durdu. Bir dönem tarih, sadece geçmişte kalmış bir yük gibi görüldü, bir dönem ise sadece nostaljik bir vitrine indirgendi. Oysa tarih, ne vitrin süsüdür ne de sırtımızda taşınacak bir ağırlık. Tarih, kimliğin kendisidir.
İstanbul’un siluetine yeniden kazandırılan camiler, ihya edilen hanlar, restore edilen saraylar bu yüzden önemlidir. Çünkü bir çocuk Ayasofya’yı gördüğünde, sadece bir yapı görmez, bir medeniyet iddiasıyla tanışır. Bir genç Selimiye’nin kubbesine baktığında, mühendisliği kadar özgüveni de görür.
📌Erdoğan’ın Tarih Sevdası: Siyasi Tercih mi, Medeniyet Okuması mı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tarih ve mimari hassasiyeti, çoğu zaman günlük siyasetin tartışma başlıkları arasında sıkışıp kalıyor. Oysa bu yaklaşımı yalnızca “siyasi bir tercih” olarak okumak eksik kalır. Bu, aynı zamanda medeniyet bilinciyle yapılan bir okumadır.
Restorasyon projeleri, tarihi yapıların ayağa kaldırılması, şehir merkezlerinde geçmişle bağ kuran mimari anlayış; bunların hepsi şunu söylüyor:
“Bu topraklar dün de vardı, bugün de var ve yarın da var olacak.”
Bu mesaj, yalnızca bugüne değil, gelecek nesillere yöneliktir.
📌Gelecek Nesiller İçin Sessiz Bir Ders
Bir çocuğun tarih bilinci, ders kitaplarından önce gördüğü şehirle şekillenir. Beton yığınları arasında büyüyen bir nesille, tarihinin izlerini her gün görebilen bir neslin dünyaya bakışı aynı olmaz.
Erdoğan döneminde tarihe yapılan vurgu, tam da bu noktada anlam kazanıyor. Çünkü bu yaklaşım, gençlere şu sessiz dersi veriyor:
•Köklerin var.
•Bu toprakların bir hikayesi var.
•Sen, bu hikayenin devamısın.
Bu, özgüven üretir.
Bu, aidiyet üretir.
Bu, geleceğe daha sağlam basan bireyler üretir.
📌Elbette Tartışılır, Ama Yok Sayılamaz
Tarihi yapılar nasıl korunmalı, modern şehircilik nasıl olmalı, restorasyon nerede durmalı…
Bunların hepsi tartışılabilir. Tartışılmalıdır da. Ancak tartışırken şu gerçeği gözden kaçırmamak gerekir:
“Tarihle bağ kurmak, geriye gitmek değil; ileriye daha sağlam yürümektir.”
Türkiye’nin bugün yaşadığı özgüven arayışı, dış politikadaki iddiası, bölgesel rolü, hepsi tarih bilinciyle doğrudan bağlantılıdır. Kendisini sadece “bugün” üzerinden tanımlayan ülkeler, yarın söz söylemekte zorlanır.
Camiler, hanlar, saraylar sadece geçmişin hatırası değildir, geleceğin pusulasıdır.
Bir millet, taşına sahip çıkıyorsa, kendine de sahip çıkıyor demektir.
Erdoğan’ın tarih sevdası, bu yönüyle sadece bugünün politik tercihi değil, yarının Türkiye’sine bırakılan bir miras olarak okunmalıdır.
Not: ”Tarihini bu kadar ciddiye alan bir ülke, geleceğini nasıl hafife alabilir?”




YORUMLAR